Av. Osman ZEREY /

İkiz kulelere çarpan uçaklar sadece binlerce insanın ölümüne neden olmamış aynı zamanda ABD’de İslam karşıtı bir dalga ortaya çıkarmıştı. Bu dalga bütün dünyaya yayılmış ve böylece 11 Eylül’den sonra İslamofobi özellikle Batı’da ciddi şekilde artış göstermişti.

Bu bağlamda İngiltere’de de ilginç bir olay yaşanır. BNP (İngiliz Ulusal Partisi) üyesi Mark Anthony Norwood isimli bir İngiliz vatandaşı, penceresine BNP’nin büyükçe bir posterini asmaktan dolayı hüküm giyer. Posterde İkiz Kulelerin alevler içindeki bir fotoğrafı ve “İslam İngiltere’den dışarı – İngiliz Halkını Koruyun” sözleri yazılıdır. İngiliz mahkemesi bunu ifade hürriyeti kapsamında değerlendirmediği gibi Norwood’a da nefret söyleminden dolayı ceza verir. AİHM’e giden Nordwoord’un oradan da eli boş döner, başvurusu reddedilir. Gerekçe çok açıklayıcıdır. Mahkeme, “bir dini grubun tamamının ölümcül bir terörist eylemle bağlantılandırılması ve böylece söz konusu dini gruba böylesine genel ve şiddetli bir saldırıda bulunulması, Sözleşmede ilan edilen ve güvence altına alınan değerlerle, özellikle de hoşgörü, toplumsal barış ve ayrımcılık yapmama ilkeleriyle bağdaşmamaktadır” der.

Türkiye’de nefret söylemi o kadar doğal bir durum haline geldi ki, “fetö” gibi alenen ayrımcılık içeren ve hukuki hiçbir dayanağı olmadan bir belirli bir dini grubu etiketlemek için kullanılan bir kavram, neredeyse harfi tarif haline gelmiş durumda. Kavramı kullananlar çıkış noktası olarak 15 Temmuz’u baz alsalar da aslında kavramın siyasi iktidar tarafından kullanılmaya niyet edildiği ve bunun kamuoyuna duyurulduğu zamanlar daha geriye gitmekte. Ama kavramın gücü bu tür küçük ayrıntıların hatırda tutulmasına izin vermiyor.

Öte yandan Norwwod kararında AİHM’in söylediği daha önemli bir şey var: 11 Eylül’den bütün Müslümanları sorumlu tutarsan bu ifade özgürlüğü olmaz ve nefret suçu işlemiş olursun, doğal olarak da gereken cezayı alırsın. Türkiye’de de 15 Temmuz’da halen gerçekte ne yaşandığı belli olmamasına rağmen Gülen Hareketi ortaya çıkan şiddetten sorumlu tutuldu ve nefret söyleminin direk hedefi olarak linç edilmeye başlandı ve halen de ediliyor. Yaşananlar tam da AİHM’in ifade ettiği şey: “bir dini grubun tamamının ölümcül bir terörist eylemle bağlantılandırılması ve böylece söz konusu dini gruba böylesine genel ve şiddetli bir saldırıda bulunulması…”

15 Temmuz’un üzerinden yaklaşık dört yıl geçmiş olmasına rağmen, bazılarının ayrımcı, kin ve nefret dolu tavırları hala soğumuş değil. Sevda Noyan’ın katliam çağrısı, Fatih Tezcan’ın nefret söylemleri kamuoyunun gündemini epey meşgul etse de konusu itibariyle suç olan bu fiiller cezasız kalmaya devam ediyor.

Öte yandan geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gördüğü görebileceği en kapsamlı ve düzenli nefret söylemi yayını yapıldı ama kimsenin gündemine girmeyi başaramadı bu kendi dalındaki eşsiz yapıt. Yenişafak’ın da sahibi olan Albayraklar’ın çıkardığı Gerçek Hayat dergisi bir özel sayı yayınladı. Eski sağlıkçı yeni dergi yöneticisi Kemal Özer’in hazırladığı duyurulan sayı 176 sayfa ve nefret söylemi konusunda müzelik bir eser mahiyetinde.

İçerdiği küfür ve argolar ile üslup açısından rakip tanımayan dergide tam 232 ayrı iftira ve 53 ayrı hakaret mevcut. Özel sayı dedikleri bu 176 sayfa, söz konusu iftira ve hakaretlerin birbiri ardına sıralanması ve tekrarından ibaret. Şimdiye kadar gülen Hareketi hakkında atılan iftira ve hakaretlerin titiz bir derlemesi olan bu özel sayı, bir insanın iftira üretmedeki hayal gücünün ne kadar velud olduğunu göstermesi açısından da gerçekten özel bir sayı.

Gerçek Hayat, bu yazılanların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu zannediyorsa, AİHM’in Norwoord kararından ve benzer daha onlarca karardan habersiz demektir. Bu kadar cehalet bu medya grubu için anormal sayılmaz. Değil de nefret söylemini bilinçli şekilde toplumun içinde önemli bir yekun teşkil eden bir dini grubun yok edilmesi için kullanıyorsa, insan olmak ile ilgili varoluşsal problemleri olduğu anlamına gelir.

Gerçek Hayat’ın yalanlarını bir kenara bırakalım ama Türkiye’nin gerçekten ifade ve özgürlük kavramlarını tekrar tanımlaması; nefret, ayrımcılık, kin, düşmanlık dolu söylemlerin kötülüğü nasıl büyüttüğünü yeniden anımsaması gerekli acilen. İktidarda kalma hırsıyla senarize edilen kanlı senaryoların üzerinden dört yıl geçmiş olmasına rağmen, masum insanlara yaşatılanlara dair toplumda yeterli bir tepkinin halen doğmamış olması ve nefret söyleminin halen ilk günkü canlılığı ve heyecanıyla yayılmaya devam ediyor olması gerçek insanlık problemi olarak tüm vahameti ile Türk toplumunun kucağında yatmaya devam ediyor.