Av. Barış ÇELİK /

Çocukluğu ya da gençliği 90’lı yıllara denk gelenler mega hafıza denen şeyi çok iyi hatırlar. Hani bıyıklı bir adam (Melik Duyar) seyircilerin söyledikleri kelimeleri 20’ye kadar kodluyor ve genelde 20’den başa doğru aynı sırada şaşırmadan söylüyordu. Anne babalarımız “dersleriniz de faydalı olur” diye benzer testleri üstümüzde uygularlardı. Tabi insan beyninin basit kodlamalar ile hafıza kaydı oluşturduğunu o zaman ki çocuk aklımızla pek önemsemezdik. Meğer şimdilerde pek bir rağbet gören “algı yönetimi” dediğimiz şeyin başlangıcını bu basit kodlamalar oluşturuyormuş. Hatta öyle ki son ABD seçimlerinde tam da bu yöntemin kullanıldığı yapılan yargılamalar ile duyuldu. İlgilenenler haberleri açıp okuyabilir.

Beyin bir nesneyi, olayı, olguyu daha doğrusu ne varsa kodlama yaparak hafızaya kaydeder. Mesela karpuz birisine göre lezzetli bir meyve iken bir başkasına karpuzu çok sevmesinden dolayı kanserden kaybettiği annesini hatırlatabilir. Hareketli şarkıya birisi dans ederek eğlenirken diğeri ayrıldığı sevgilisini hatırlayıp hüzünlenebilir. Yani çok basit bir olgu beynimize nasıl kodlanırsa o şekilde algılarız. İsterseniz basit bir örnek vereyim. “17-25 Aralık” deyince aklınıza ilk ne geliyor? “Yolsuzluk”, “arazi” , “ihale” ve bazı iş adamları ile devlet büyüklerinin!!! isimleri geliyordur.

İşte toplum mühendisliği, algı yönetimi gibi kavramları kullananların yapmaya çalıştıkları en önemli ayrıntı da burada yatıyor. Gördüğümüz bir kelimenin bize ilk neyi çağrıştırdığını kodlamak. “Siz düşünmeyin bizi sizin yerinize de düşünürüz” tarzı bir durum.

“Surgun_Binbasi” isimli twitter hesabı bunu güzel açıklamış. Konunun anlaşılması açısından olduğu gibi paylaşayım;

Ben algı yönetimi uzmanı değilim ama konunun uzmanı olanların söylediği bir şey var. “Ben terörist değilim” demek ile “ben teröristim” demek arasında algı yönetimi açısından çok bir fark yok. İkisi de aynı algıyı oluşturuyor karşı tarafın bilinçaltında. Kendinizi terör veya terörist ifadesi ile birlikte andığınız anda o cümleyi hangi yüklem ile bitirdiğinizden bağımsız olarak “siz ve terör” kavramları yan yana kodlanıyor zihinlerde. Öncesinde ve sonrasında ne dediğinizin neler anlattığınızın çok da bir önemi olmuyor. Ne ifade edildiğinden bağımsız olarak 15 Temmuz konusu gündeme geldiğinde insanların akıllarına hemen bu kavramlar gelsin ve Ergenekon’un kurduğu tuzaklarla, Erdoğan’ın tiyatroları ile, önceden yerleştirilmiş militanlarca şehit edilen vatandaşlarla değilde bu kavramlarla özdeşlesin 15 Temmuz, bu kavramlarla hatırlansın istiyorlar.”

“FE.Ö” kavramını da özellikle ve özellikle, alakalı alakasız her yerde, her fırsatta ısrarla kullanıyorlar ki sürecin mağdurları akla geldiğinde ilk olarak terör ve terörist kavramı çağrışım yapsın zihinlerde. Yani çıkıp “TSK’da illegal bir cemaat yapılanması yoktur”, “Cemaatin darbeyle ilişkisi yoktur” veya “Biz soruları çalmadık, bu tam bir kuyruklu yalandır” diye kendinizi savunmaya kalktığınız anda şer odaklarının ekmeğine yağ sürmüş oluyorsunuz aslında.

Çünkü bu konular, bu kavramlarla birlikte konuşulduğu sürece “Cemaat ve illegal yapılanma”, “Cemaat ve Darbe”, “Cemaat ve soru çalma”, “Askeri okullara soru çalarak girme” olgusu artık birlikte özdeşleşiyor insanların zihinlerinde..

Tweet serisi daha da uzun aslında ama hepsini buraya almadım ki merak edenler Twitter hesabından okusun. Emeğe saygı göstermiş olalım.

Cemaate yapılan kumpas soruşturmalarında da aslında benzer hataların yıllardır yapıldığı görülüyor. Mağdur insanların yanında yer almaya çalışan avukatlar, gazeteciler, yazarlar, STK’lar, sanatçılar, aklınıza gelen kim varsa maalesef istemeden aynı hatanın içine düşüyor. İsterseniz birkaç örnek verelim;

“peki hakkındaki suçlamalar neydi? Özel bir yurtta çalışması”

suçlamalardan bir tanesi de bankaya para yatırmaktı”

“hakkındaki delillere baktığımızda gazete aboneliği ve sendika üyeliği görünüyordu”

“Kimse Yok Mu Derneği ne bağış yapması suç sayıldı”

Benzer örneklerin daha da fazlasını internette yapacağınız basit bir araştırmada bulabilirsiniz. Peki gerçek hukuk kapsamında suç delili olarak sayılamayacak bu olguların gazetecilik ve sosyal medya alanlarında masum insanları savunabilmek adına dahi olsa kullanmak aslında ne kadar doğru?

Suç ile kullandığınız her kavram, beyne suç ile birlikte kodlanacağı için o kavramı her kullandığınızda insanların aklına hep “suç” ile özdeşleşmiş olarak gelecektir. “yardım derneğine bağış – suç”, “gazete aboneliği – suç”, “bankaya para yatırma – suç”, “dershanede çalışma – suç” gibi kavramları sürekli birlikte kullanmaya devam ettiğinizde toplum günlük yaşamın normalinde yer alan bu fiileri suç olarak yorumlamaya başlıyor. Şu ifadeler kulaklarınıza çok aşina gelecektir;

“Dershanede çalışmasaymış o zaman. Çalışacak başka yer mi bulamamış. Çeksin cezasını”

“Başka faizsiz banka mı yoktu da gitti oraya para yatırdı. Çeksin cezasını”

“Devlet okulu neyine yetmedi de çocuklarını özel okula gönderdi. Çeksin cezasını”

“Yardım derneğine mesaj atacağına camiye bağışlasaymış. Çeksin cezasını”

“Anayasal hakkımı kullanıcam diye tutturup sendikaya üye olmasaydı. Çeksin cezasını”

Suç ile birlikte anılan her fiil toplum zihniyetinde gayriihtiyari bir şekilde yer bularak maalesef suç şeklinde algılanıp yukarıdaki cümleler halinde geri dönüşü oluyor. Halbuki şöyle olmalı değil miydi?

“yav arkadaş adam ister dersane de ister postane de çalışır. Size ne?”

“paramı canımın istediği yere koyarım. Devlet açmasaymış o zaman”

“Demek ki özel okula gönderecek kadar paraları varmış. Benim de olsa bende gönderirdim”

“sen köy derneğine yardım yaparken iyi de başkası mesaj atarak yardım yapınca mı kötü oluyor”

“sendika üyeliği kötü bir şey ise neden sen de başka sendikaya üye oldun ki”

Bir de cemaate kumpas operasyonları kapsamında mağdur olanların konuşmaları var ki tam bir felaket.

+ Ne kadar aldın?

– 6 yıl 3 ay

+ Hangi suçlar vardı sende?

– Bankaya para yatırma, gazete aboneliği, bi de sohbete katılma. Sen ne kadar aldın?

– Ben 8 yıl 9 ay aldım. Benim suçlarda fazladan sendika üyeliği ile Digitürk aboneliği iptali vardı.

Ey benim Anadolu’nun bağrından kopmuş gariban masum kardeşim. Sen bile kendi yasal haklarına suç gözüyle bakarsan, sen bile kendine kurulan kumpası konuşurken “F…” dersen, hak hukuk savunucuları seni nasıl savunabilsin?

“Hangi suçlamalar vardı?” diye soranlara karşı bas bas bağırsana “cemaate kurulan kumpas mağdurlarından sadece biriyim” diye.

Ey benim saf kardeşim…

Çetin DOĞAN’a “sen de hangi suçlamalar vardı?” diye sorulduğunda sen hiç “Balyoz Darbe Planının seminerlerini hazırlamıştım” dediğini duydun mu?

Yahut 28 Şubat’ın kudretli paşası Çevik BİR’in “Batı Çalışma Grubu’nun fikir babasıydım. Bütün şehirlerdeki öğrenci yurtlarının, özel okulların, derneklerin, vakıfların, Kur’an kurslarının, imam hatip okullarının takip edilerek buralara kimlerin gidip geldiklerinin tespit edilerek fişlenmesi için yazılı talimat verdim” dediğine şahit oldun mu?

Ya da Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven ERKAYA’nın “Batı Çalışma Grubu bizzat benim komutanlığım emrinde kurularak faaliyet yürüttü. 6 milyon insanı fişledik. Bu kadar kısa sürede ülkenin 10 da 1ini fişlemek büyük başarıydı” demiş midir sizce?

Fail-i meçhullerin göbeğindeki Veli KÜÇÜK’ün “Yeşil kod adlı Mahmut YILDIRIM’ın kullandığı telefonu bana aitti” dediğine de hiçbiriniz şahit olmadınız.

Ama ülkenin tepesine on yıllar boyunca karabasan gibi çökenler için ısrarla şu iki ifadeyi kullandılar;

“Kumpas Mağduru” ve “Vatansever”

6 milyon insanı fişleyenin “Vatansever” olarak anıldığı, fail-i meçhullerin babalarının “Kumpas Mağduru” ilan edildiği bir coğrafyada “kermese yaprak sardın” diye kendine haksızlık etme.

Gazeteciler, avukatlar, STK’lar, sağduyulu milletvekilleri, sanatçılar, sosyal medya kullanıcıları, mağdurun sesi olmaya çalışanlar, kumpas mağdurları ve vatanseverler….

Kullandığınız dile dikkat edin. Söylemlerinizi değiştirin. Mağduriyetin sözlüğünü oluşturun ve sözlük kalıplarını kullanmakta ısrarcı olun. Kullanmayanları haklı olarak ikaz edin.

Siz değişmeden başkası değişmez.