Av. Tarık Fazıl ÖNEL /

Hava buz gibiydi. Evde annesine yemek götürebilmek için kibrit satıyordu küçük kız en az kendisi kadar ince sesiyle. Bir Yılbaşı akşamı karşı caddeye geçerken ayağından düşürdüğü terlikleri iki haylaz çocuk alıp kaçmıştı. Hava buz gibiydi ve bu sefer ayakları da çıplaktı. Etrafından gelip geçen kalabalığın arasında koşturup duruyordu. Tek bir kibrit bile satamamıştı. Hava buz gibiydi ve hiç kibrit satamadığı için eve dönmek istemiyordu.

Küçük kızın kibrit satma isteğine inat fırtına daha da şiddetlendi. Çaresiz bir duvar kenarında büzülüp kaldı. Öyle üşümüştü ki artık parmak uçlarını hissetmiyordu. Sığındığı duvara bir kibrit sürttü. Yanan ateş karşısında adeta büyülenmişti. Bir anda kendini sıcacık bir sobanın karşında otururken buldu. Bir kibrit daha yaktı… Alevler arasından kocaman bir ziyafet sofrası göründü. Bir sonrakinde sıcak bir yaz günü yıldızları seyrediyordu. Sonrakinde çok sevdiği ninesini görmüş ve çok mutlu olmuştu. Kibriti çok az kalmıştı… Ninesi kollarını uzatmış yanına çağırıyordu küçük kızı. Ninesine bir adım atmıştı ki artık ne soğuk ne de açlık hissediyordu. Hissettiği tek şey huzurdu…

Ertesi gün bir duvar dibine sığınmış hareketsiz küçük bir kız çocuğu bulmuşlardı. Etrafında ise yanmış kibrit çöpleri…. Kibrit çöplerinden başka kimse sahip çıkmamıştı gözlerini bir daha açmamak üzere kapatırken.

Kibritçi Kız. Her ne kadar masal gibi mutlu bitmese de o aslında bir Andersen Masalı. Özünde “Toplumsal Duyarsızlık” yatan bir hikaye.

Günümüzde buna bir de “bürokratik duyarsızlık” ve “devlet vicdansızlığı” da eklendi. Yaklaşık 1 yıl boyunca 8 yaşındaki çocuğun çığlığını duymadı devlet ve bürokrasisi. Duymak istemedi…

2018 Şubatında karı-koca gözaltına alınıp birlikte tutuklandılar. Oğulları 7, kızları 4 yaşındaydı henüz. Anne yaklaşık 3 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest kaldı. Baba ise 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Annesi Ahmet’i kol ağrısı şikâyetiyle hastaneye götürdüğünde omzunda bir kitle gördüler ve doktor bu kitlenin 6 ay önce oluştuğunu söyledi. Yani tam da anne ve babasının tutuklandığı günlerde oluşmuştu kitle.

Minicik vücudu üzüntü ve stresi kaldıramamıştı. Doktorlar kemik kanseri teşhisi koydu ve büyük bedenlerin bile kolay kaldıramadığı kemoterapi tedavisi tam 6 ay sürdü. Tümörde en ufak bir küçülme olmayınca bu sefer radyoterapiye başladı. Yaklaşık 2 ay süren tedaviye de tümör direnç gösterdi. Ameliyat artık kaçınılmaz oldu. Hem hastalık mücadelesi hem babasının yokluğu üzüntü ve stresi beraberinde getiriyordu. Hastalık olan bölgede bu sefer zona oluştu. Ameliyat mecburen ertelendi. Ahmet’in morale ihtiyacı vardı fakat babası yanına gelemiyordu. 2019 Temmuz ayında ameliyat oldu Ahmet ve kürek kemiği alındı. Maalesef ki kanser akciğerine de sıçramıştı. Doktorlar bile bu kadar kısa sürede sıçramış olmasına şaşırıyorlardı.

Çaresi kalmayan anne sesini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalıştı. Ahmet hastalığın bu kadar kısa sürede nasıl yayıldığını bize kendisi söyleyecekti;

19 aydır babamı görmüyorum. Bir yıldır hastayım. Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum.

Oğlunun sesini duyurmak isteyen Anne Zekiye Hanım twitter üzerinden duyurduğu şu sözleri için yeniden gözaltına alınacaktı;

Ahmed Burhan’ın sesini duyun, onu hep birlikte yaşatalm

Sosyal medya baskısı sonucu anne serbest bırakıldı. En ufak bir mağduriyet paylaşımı bile rahatsız ediyordu iktidar ve avanelerini. Cadı avına maruz bıraktıkları hiç kimse mağdur görünmemeliydi. Arkalarından giden yığınlar sadece hamaset kokulu 15 Temmuz senaryolarıyla meşgul olmalıydı.

Annenin sesini iktidar duymasa da çok uzaklardan duyanlar olmuştu. Almanya’da faaliyet gösteren “Immun Onkologisches Zentrum” isimli kanser merkezi Ahmet’i tedavi etmek istedi. Bu sefer de anne Zekiye Hanım yurtdışı yasağına takıldı. Ne kadar dilekçe verse de vicdanı!!! ile hareket eden Türk yargısı yasağı kaldırmadı. Ahmet’in tedavisi gecikmesin diye Almanya yolculuğunda babaannesi refakat etti. Yine sosyal medya sayesinde Almanya’ya uçmadan evvel babasını görebildi Ahmet. Hastanede babasını alnından öptüğü video kalbi olan her insanı mutlu etmişti.

Tarihler 2020 yılı ocak ayının 20’sini gösterdiğinde Ahmet’in Almanya serüveni başladı. Babasızlık bir yana, 8 yaşında annesizlik ayrı bir hasret oldu yüreğine. Anne özlemine en fazla 2 hafta dayanabildi. 3 aşamalı tedavinin 1. aşaması bittiğinde annesine kavuşmak için geri döndü. Anne-oğulun kavuşmasındaki mutluluğu hep birlikte izledik fakat bu da kısa sürecekti.  Metastaz ayağındaki kemikleri kırdığı için ayağı alçıya alındı. Çok acı çekiyordu Ahmet.

Tedavinin 2. aşaması için yeniden Almanya’ya gitmesi gerekiyordu. Beraat etmiş olan anne Zekiye Hanımın yurtdışı yasağı ısrarla kaldırılmıyordu. Sosyal medya burada da yardıma koştu ve baskı sonuç verdi. Mahkeme yurtdışı yasağını kaldırdı fakat bu sefer de Valilikten pasaport alamadı. Valilik emniyet müdürlüğünün koyduğu şerh yüzünden pasaport vermedi. Uzun uğraş sonucu pasaportu aldı fakat Ahmet ile tam Almanya’ya uçacakken yeniden yurtdışı yasağı konulması sebebiyle bu sefer de havalimanı polisi pasaportuna el koydu. İktidar ve avanesi zulmü ince ince işliyordu. Bir kez daha sosyal medya ve az kalmış iyi insanlar yardım eli uzattı.  Anne ve oğul tedavinin 2. aşaması için Almanya’ya gidebilmişti. Güzel haberler ile dönmelerini beklerken “tedaviye cevap vermiyor” cevabıyla geldiler. Yaşının küçüklüğü kadar az bir vakti kaldığını söyledi doktorlar. O kadar azdı ki aylar ifadesi bile çok geliyordu.

İdam mahkumunun son arzusu gibi tek bir isteği vardı halbuki. Annesi gibi babası da yanında olsun istiyordu. Vicdanlı adalet sistemimiz Ahmet’in bu isteğini çok buldu. Aslında aylardır çok bulmuşlardı.  Gün geçtikçe kötüye gitti Ahmet… Almanya dönüşünden haftalar sonra hastaneye kaldırıldı. 3 kez kalbi durdu. 6 Mayıs günü “herşeye hazırlıklı olun” dedi doktorlar annesine. Ahmet hayattayken babası son bir kez görebilsin diye avukatı “idari izin” dilekçesi verdi fakat cezaevi savcısı vicdanıyla!!! hareket edip “sabah görür oğlunu” diyerek reddetti. Savcının dediği gibi babası Ahmet’i sabah görecekti ama…. “Ama”dan sonrasını söylemeye insanın dili varmıyor. Reddedilen “idari izin” değişecek fakat bu sefer “mazeret izni” olarak kabul edilecekti. Ahmet baba hasretiyle ötelere gidecek, babası da oğlunu hayattayken göremeyecekti. Oğlunun cenazesi için “mazeret izni” ile çıkabilmişti. Oğlunun mezarı başında dua ederken etrafında tam 10 jandarma nöbet bekliyordu. “İyilikte yarışın” ayetine inat bir devlet bütün kurumlarıyla tek vücut olup zulümde yarışıyordu.

Ahmet’in ölüm haberi “muhalif” görünen Fox Tv dahil ana akım hiçbir tv kanalına haber olmadı. Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı ve İhlas Haber Ajansı gibi yerli ve milli hiçbir ajansımızdan ölümü hakkında haber geçmedi. İnternette “Ahmet öldü” diye arattığınızda hangi sitelerin haber yapmış olduğunu bizzat kendiniz görün isterim.

Sahi oğlunu son bir kez dahi görmesine izin verilmeyen baba nasıl bir kumpas ile cezaevine atılmış ve 10 yıl ceza verilmişti. Harun Ataç’a kurulan kumpas iddianamesindeki suçlamalara bakalım isterseniz. Özel bir öğrenci yurdunun müdürlük vazifesini yapmak, dini sohbetlere iştirak etmek ve mesajlaşma programı kullanmak. Bırakın şiddet içeren bir eylem tespitini, hakkında bir öğrenciye sesini yükselttiğine dair iddia bile bulunamamış. Belli ki bulamazlardı da…. Bulunamayan şiddet eşliğinde terör örgütüne üye olmak kumpasıyla 10 yıl hapis cezası veriliyor.

İnfaz yasasıyla Ahmet’in babasını affetmeyen devlet başka bir babayı affedecekti. 2 baba düşünün. Birini cezaevinde tutup diğerini çıkararak 2 çocuk ölümünün sorumlusu olacaktı devlet.

Kadına şiddet suçundan tutuklanmıştı Müslüm. Hani Akp’nin “kamu vicdanını rahatsız edecek suçlar” dediği suçlardan biriydi. Af kapsamı dışında bıraktık diyerek açıkça yalan söylemişlerdi. Müslüm’ün eşine karşı şiddeti öyle darp felan da değil. Makas ile eşinin boğazını kesmeye çalışmıştı. Neyse ki Akp iktidarı sayesinde 6 ay kadar yatıp aftan yararlanarak serbest kaldı. Bir baba olarak çocuklarını görmek istedi ve 3 çocuğunu birkaç günlüğüne yanına aldı. Sadece o birkaç günde çocukların ellerine tahtalarla vurarak eziyet etmeye başladı. Kardeşler 9, 7 ve 5 yaşındalardı. 9 yaşındaki kızını odanın duvarına kollarından asarak hortumla dövdü. O kadar çok işkence etti ki Ceylan’ın küçük bedeninden çıkan kanlar perdeleri ve duvarı boyamıştı. Sonrası “baba” kavramını öyle lekeliyor ki sormayın. Baba evde 155’i arayarak polisi eve çağırdı. Polisler gelmeden kendisi ise diğer 2 çocuğunu annesinin kapısına bırakıp kaçtı. 9 yaşındaki Ceylan 4 gün süren hayat mücadelesini ise kaybetti.

Oysa Hukukçu kimliğiyle bilinen AKP Grup Başkanvekili Özlem ZENGİN ne demişti;

Özellikle kadınlar rahat olsunlar. Kadınların tüm hak ve hukuku başta biz kadın milletvekillerine emanettir. Onların rahatsız olacağı hiçbir şey bu Meclisten çıkamaz” ve şöyle devam ediyordu;

Bazı kodlamalar yapılıyor ve bu kodlamalar üzerinden anlatımlar yapılıyor. Kamuoyunu tahrik edecek; kadınlarla ilgili suçlar konusu, kimler tahliye olacak bunlar anlatılırken bilerek gerçeğin büküldüğünü görüyorum

Gerçekleri gerçekten çok iyi eğip büktünüz Özlem Hanım. Rahat olsunlar dediğiniz kadınlara şiddet uygulayanları da çıkardınız, çocukların ölümlerini de seyrettiniz. Bal gibi de katilsiniz.

Babasına kumpas kurulan Ahmet’te, duvara iple bağlanıp işkence edilen Ceylan’da geri gelmeyecek. Kibritçi Kız, Ahmet ve Ceylan artık birlikte çok güzel oyunlar oynayacak.

Ergenekoncu Tümamiral Cem Aziz ÇAKMAK’ı öngörüsünden dolayı takdir etmek gerekiyor. Sahi ne demişti tam 8 yıl önce;

çoluk çocuk demeden rövanşı alacağız

Ah benim başörtülü bacımın oğlu Ahmet….