Cemil EMİN /

Covid-19 virüsü Çin’de ilk baş gösterip masum ya da suçlu ayırt etmeden herkesi ezip geçtiği dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve damat kontenjanından Hazine Bakanı Berat ALBAYRAK başta olmak üzere bütün yandaşları televizyonlara çıkıp “artık dünyanın yeni üretim merkezi Türkiye olacak” diye sevinç gösterileri yapıyorlardı. Çalışıp üreterek ülke ekonomisine katkı yapma iştahıyla bekleyen milletimiz de bu haber üzerine en az Reis kadar sevinmişti. Fakat sevinç gösterileri hiç de o kadar uzun sürmeyecekti. Fazla değil sadece 2 ay sonrasında aynı virüs ülkemizde de can almaya başlayınca bizde “yeni üretim merkezi” olma hayalimizi –muhtemelen hiç gerçekleşmeyecek olan- belirsiz bir tarihe erteledik. Ülke olarak bir mağduriyetten fırsatçılık devşirme hayallerimiz takdir-i İlahi gereği suya batacaktı.

Bu virüsün şakası yoktu. Berberler, eğlence mekanları, yemek sektörü, turizm derken ülke ekonomisine katkı sağlayan ne varsa iflasın eşiğine geldi. “Yeni Üretim Merkezi” hayallerini kurarken evdeki bulgurdan olmaya başladık. Ardı sıra alkışlar eşliğinde ekonomik paketler açıklansa da reelde değişen pek bir şey olmadı. Kendi vatandaşımıza maske dağıtmayı beceremiyorken ABD’ye maske yardımı göndersek de dolar yardım felan dinlemeyip 7 Lirayı geçti.

Alman derecelendirme kuruluşu Scope’un yayınladığı raporda ekonomisi en kırılgan 3 ülke arasında Türkiye’de bulunuyor. Sıkıntı sadece bulunla bitse iyi. Ülkenin “cds puanı” 600 lere dayandı. Kimi ekonomiste göre moratoryum kimine göre ülke iflası anlamını taşıyor. Geçen sene dolaşımdaki banknod 1 senede % 18 artmışken 2020 yılının başından nisan ayına kadar ki sadece 4 aylık dönem de %35 artmış görünüyor. Yani Merkez Bankası para basma olayını öyle abartmış ki buradan dönüş nasıl olur birlikte göreceğiz. Bir de dolar düşsün diye brüt rezervden yani halkın bankalardaki dolar mevduatını piyasaya sürüyor ki ondan hiç bahsetmesem daha iyi. Yarın bankada dolarım vardı bi gidip çekeyim dediğinizde şok yaşarsanız şaşırmayın.

Bakmayın öyle yazdıklarıma. Ekonomist felan değilim fakat bir gerçek var. Türkiye çok yakın zamanda ekonomiyle başlayacak bir toplumsal krizle karşı karşıya kalacak. Bunu görebilmek içinde ekonomist olmaya da gerek yok. Zirvesinden zırvasına herkes bunu görmeye başlamış olacak ki farklı mahallelerden karşılıklı mesaj vermeleri görüyoruz.

Mesela Gülseven Yaşer 31 Ocak’ta Odatv’de yayınlanan bir yazı kaleme aldı. Unutmuş olanlar için Gülseven Yaşer’i hatırlatalım öncelikle. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanlığı yapan Gülseven Yaşer, 28 Şubat’ın 1000 yıl sürmesi hayallerini kuran elit azınlıktan sadece birisi. Bu amaç uğruna bulduğu –sözde- 2 tanığın anıları doğrultusunda “Hocanın Okulları” kitabını ÇEV üzerinden yayınladı. “Her şey 1998’de iki eski cemaat mensubu gencin, Çağdaş Eğitim Vakfı’na (ÇEV) gelerek yaşadıklarını anlatmasıyla başladı” diyerek açıklamıştı. “Sözde Tanık” kavramını tabi ki de bilerek kullandım çünkü Sayın Yaşer’in “yalancı tanık” ayarlama konusunda pek mahir olduğunu yıllar sonra Ergenekon Soruşturması ikinci iddianamesinde görecektik.

Gülseven Yaşer 2002 yılında “hayricanoz” kullanıcı isimli birine attığı maillerin Ergenekon Soruşturma dosyasına girdiğini görüyoruz. 5 Ocak 2002 tarihinde attığı ilk mailinde Fetullah Gülen davasında yalancı tanıklık yapması karşılığında Bodrum’daki yazlığını vermeyi vaat ediyor.  Aynı kişiye 23 Ocak’ta attığı ikinci maili isterseniz olduğu gibi verelim ki konu daha iyi anlaşılsın;

sevgili mesut fettullah’ın davasıyla ilgili aleyhte yeni tanıklar bulmamız lazım. bizim avukat hüseyin bey mahkemenin aleyhimize doğru gittiğini, eyüp ve serhat alçaklarının da her an karşı tarafa dönebileceğini söyledi. şu bizim serhat’ın bir akrabası varmış. cihat isminde bir çocuk. biraz para vererek, fettullah aleyhinde mahkemeye çıkartmayı düşünüyorum

“Alçak” olarak bahsettiği Eyüp ve Serhat’ın yukarıda bahsettiğim 1998 yılında çıkardığı “Hocanın Okulları” kitabındaki –güya- anıların!!! sahibi çocuklar olduklarını belirtmeden geçmeyelim.

Bu kısa hatırlatmadan sonra isterseniz Gülseven Yaşer’in 31 Ocak 2020 de Odatv’de yayımlanan yazısına bakalım. Şeker Fabrikaları gibi ne kadar devlet malı varsa hepsinin yabancılara satılmasıyla başlayan yazı, toplumun tepkisiz kalmasını öğrenilmiş çaresizlik ile açıklayarak devam ediyor. Okurlarının daha özelde kendi mahallesinin artık üzerinden ölü toprağını atıp harekete geçmeye çağırıyor.

Cesarete kucak açarsanız cesur olursunuz.” diyerek ateşin fitilini yakmaya çalışırken  “Yıllardır korkuyla beklediğimiz besleme İRTİCA tüm ağırlığı ile ülkede kol geziyor.” sözüyle mahallesinin en hoşnut olduğu kelimeyi cümle içinde kullanmış oluyordu. Yazısının sonunu harfi harfine buraya koyup yorumunu size bırakıyorum;

Nerdesiniz laik eğitimciler, bilim adamları, sanatçılar, yazarlar, çizerler, gazeteciler, saygın devlet adamları, politikacılar…

Nerdesiniz ülke sorunlarına duyarlı, sorumluluk sahibi yurttaşlar?

Nerdesiniz?

Demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, öğretim üyeleri,  Cumhuriyet savcıları, yargıçlar, öğretmenler ve kendilerini Aydın statüsüne koyan insanlar,  neredesiniz?

Daha ne kadar susacak, korkacak ve gizleneceksiniz…

Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar! Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar…”

Ahmet TAN’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 3 Mayıs 2020’de yayımlanan yazısının başlığı bir hayli ilginçti;

Dönülmez Mayısın Ufku

Sayın TAN yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın aslında yakın dönemdeki gelişmelerden dolayı pek de mutlu olmadığını şu sözlerle ifade ediyor;

Acaba ülkenin toplumsal ve kültürel dokusunu aşındıran, ekonomik geleceğini, iç ve dış güvenliğini hatta coğrafyasını bile tehlikeye sürükleyen “Reyizlik sevdasının” keyfini çıkarabiliyor mu?

Koluna Emine Hanım’ı takıp kırlara açılmayı hiç aklından geçirebiliyor mu?

Ya da torunlarını öne katıp koruda kovalamaca veya saklambaç oynayabiliyor mu?

Yoksa bunları yapamadığı için canı mı sıkılıyor?”

Yazısını bitiriş cümlesi ise yazının başlığından çok daha ilginç;

En güzel mayıs, pişmanlıkları en az olan “mayıs”tır.

Reyiz için belki de bu son “mayıs”tır

Bu mahallenin 27 Mayıs Askeri Darbesini “Devrim” olarak görmesinden midir yoksa ya da sadece kendilerince bir temenniden ibaret midir bilinmez ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın twitter hesabından 2 Mayıs tarihli paylaşımı oldukça dikkati çekiciydi;

Bizim Allah’a can borcumuzdan, Milletimize hizmet borcumuzdan başka kimseye eyvallahımız yoktur, olmayacaktır.

Ne yaparlarsa yapsınlar… Biz #BuYoldanDönmeyeceğiz.

Sayın ERDOĞAN’ın paylaşımını alıntı yapan Hazine Bakanı damat Berat ALBAYRAK’ta aynı gün benzer bir meydan okuma mesajı paylaştı;

Milletimizi bölemeyecekler, ülkemizi parçalayamayacaklar. Ay yıldızlı bayrağımızın göklerde dalgalanmasına mani olamayacaklar. Ezanlarımızı susturamayacaklar. Hükmünde galip olan sadece Allah’tır. Biz bunu biliriz. #BuYoldanDönmeyeceğiz

Benim gibi sıradan vatandaşlar her akşam Sağlık Bakanı virüs hakkında yeni açıklama yapacak diye beklerken meğer başka mahallelerde bambaşka kazanlar kaynıyormuş.

Mayıs geldi geçiyor….

Bekleyip görelim…