Cemil EMİN /

Sözcü Gazetesi’nden Saygı ÖZTÜRK’ün “Genelkurmay’ın imza karşılığı verdiği liste” isimli yazısı dikkatimi çekti ve okumaya başladım. Yüzbaşı Nuri Gökhan BOZKIR’ın başarılarından başlamış, Sauna Çetesi, Atabeyler derken Hablemitoğlu cinayeti ile kapatmış. Kapatırken de yakın dönemin en meşhur bağlaması olarak her şeyi hizmet hareketine bağlamayı da unutmamış. Uzun yıllardır gazetecilik yapan birinin altını doldurmadan bu kadar algı yapmasına doğrusu çok şaşırdım.

Yazı içeriğine bakmadan önce Nuri Gökhan BOZKIR’a basit bir bakış atalım isterseniz. Ankara’da meşhur bir saunaya gizli kamera yerleştirerek siyasetçi, bürokrat ve iş adamlarına şantaj yapan bir çeteye 2006 yılında operasyon yapıldı. Aralarında Emniyet Genel Müdür Yardımcısının da bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı. Örgüt liderinde sahte MİT kimliği bulundu. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda yüzbaşı olarak görev yapan Nuri Gökhan BOZKIR da aynı operasyon kapsamında gözaltına alınarak tutuklandı. Sauna Çetesinden ele geçirilen malzemeler dudak uçuklatacak cinstendi. Askeri mühimmat, siyasetçilere hazırlanmış şantaj kasetleri, devlet kurumlarına ait krokiler ve en önemlisi de Genelkurmay Başkanlığı’na ait ‘çok gizli’ kozmik belgeler bulundu. “Kırmızı Kitap” olarak bilinen “Siyaset Belgesi” dahi deliller arasındaydı. 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları sonrası günah keçisi yapılan cemaate bir günah daha ekleyebilmek adına bunca delile rağmen Sauna Çetesi üyelerinin tamamı beraat etti. Meğer ne şantaj kasetleri, ne kozmik belgeler ne de Kırmızı Kitap aslında hiç bulunmamıştı.

Bir dönem PKK’nın ikinci adamı olan Şemdin Sakık’ı Kuzey Irak’ta yakalayıp Türkiye’ye getiren ekipte yer almasından ve kısa sayılacak dönemde başarılarından dolayı 44 takdirname, 2 şerit rozet verilmesinden dahi bahseden Saygı ÖZTÜRK nedense Gökhan BOZKIR’ı anlatırken Saunacılardan elde edilen delillere hiç değinmemiş.

Sauna sebebiyle Gökhan BOZKIR hakkındaki idari soruşturmayı bizzat Genelkurmay Askeri Başsavcısı Saim Öztürk’ün yürüttüğünü söyleyen Saygı ÖZTÜRK şöyle devam ediyordu;

Bozkır’la birlikte görev yapan bir astsubay ile posta erinin de ifadesini aldı. Orada ilginç bir bilgiye ulaştı. Bozkır’ın nöbetçi olduğu geceler Özel Kuvvetler Komutanlığı’na daha çok istihbaratçı emniyet mensupları geliyor, sohbetler ediliyor, yeniliyor, içiliyordu. Emniyet, Özel Kuvvetler’in içine giriyor, bilgi-belge topluyordu.

Başsavcı, çok özel bir bilgiye daha ulaştı. Emniyet İstihbarat Dairesi’nde telefon dinlemelerinin başındaki emniyet mensubunun da aynı işlerin yapıldığı Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi’nden bazı görevlilerin de Bozkır’ın yanına gelip-giden isimler arasında olduğu saptandı. Araştırma çok önemli noktalara doğru gidiyordu. Saim Öztürk, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a çıktı, “Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda paralel yapı oluşuyor. Fetullahçı olarak bilinen, telefon dinlemelerinde görevli emniyet mensupları Özel Kuvvetler Komutanlığı karargahında dolaşıyor. Bilgi topluyorlar. Paralel yapı ve örgütler içimize girmiş” dedi.

İsterseniz ÖZTÜRK’ün ve Genelkurmay Başsavcısı’nın somut!!! delillerine cümle cümle bakalım. Bozkır’ın nöbetçi olduğu gecelerde istihbaratçı emniyet mensuplarının geldiğini, yeme-içme eşliğinde sohbet edildiğini bir astsubay ve posta erinden öğreniyorlar. Gelenlerin emniyetçi olduklarını bilmeleri doğal fakat özellikle “istihbaratçı” olduklarını nasıl öğrenmişler doğrusu insan merak ediyor. Bir subayın posta erini sohbet ortamına sokması çok düşük bir ihtimal fakat diyelim ki bizzat yemeli-içmeli sohbete iştirak ettiler, peki hangi kozmik sohbetlere şahit olmuşlar o kısım yine yok. Polislerin istihbaratçı olduklarını bir bakışta çözecek zekaya sahipler ama tek kelime kozmik diyaloğa şahitlikleri yok. Bu kadar zeki olmalarına rağmen –sözüm ona- özel kuvvetlerdeki yemeli-içmeli hazırlanan tezgahı üstlerine neden rapor etmediklerini isterseniz hiç sormamış olalım…

Emniyet, Özel Kuvvetler’in içine giriyor, bilgi-belge topluyordu” diyor Sayın ÖZTÜRK. Nasıl bir özel kuvvetler komutanlığıymış ki ne kadar gizli kripto belge varsa herkes görebilsin alabilsin diye ortalık yerlerde bırakıyorlarmış. Muhtemelen yemeli-içmeli sohbete gelenlerin yarısı sohbetteyken diğer yarısı oda oda dolaşıp ne kadar gizli evrak var hepsini topluyordu. Bir odadan diğerine gidebilmek için 40 çeşit güvenlik soruşturmasından geçilen bir komutanlıktan bahsediyoruz. Sanırım Sayın ÖZTÜRK’ü “bilgi-belge topluyorlardı” ifadesinden sonra “nasıl topluyorlardı” kısmı pek ilgilendirmiyor. Milletin kafasına tohumu atmış olması ona yetiyor olsa gerek.

Gelelim Genelkurmay Başsavcısı Saim ÖZTÜRK’e… Dediğine göre çok özel bilgiye ulaşıyor. Bozkır’ın yanına gelip gidenlerin telefon dinlemesi görevi yapan polisler olduğu saptıyor ve dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar BÜYÜKANIT’a arz ediyor. Yalnız arz ederken kullandığı ifadeler bi hayli ilginç. “Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda paralel yapı oluşuyor. Fetullahçı olarak bilinen, telefon dinlemelerinde görevli emniyet mensupları Özel Kuvvetler Komutanlığı karargahında dolaşıyor. Bilgi topluyorlar. Paralel yapı ve örgütler içimize girmiş”. Sauna Operasyonu tarihi ve Yaşar BÜYÜKANIT’a arzına baktığımızda bu sözleri 2006 tarihinde söylemiş olacağını da bir kenara not düşmüş olalım. Nuri Gökhan BOZKIR ile polislerin yemeli-içmeli sohbetlerinden “özel kuvvetler komutanlığında paralel yapı oluştuğunu” tespit edebilecek kadar zeki Başsavcı. Somut delili ise yemeli-içmeli sohbetler!!! Tabiki orası da doğru ise. Bir de Başsavcının dediği bu yapı oluşmak için neden illa komutanlıkta toplanıyor orasını bilen hiç yok. Polislerin içeri girmesindense Bozkır’ın nöbet bitimi dışarı çıkıp buluşmaları daha akla yatkın gelmiyor mu? Hem bu yemeli-içmeli sohbeti Mogan kenarında mangal yakarak yada Çayyolu’nda bir villa da düzenleseler daha güzel olmaz mı? Ama başsavcı böyle kurgularsa yemeli-içmeli somut deliliyle!!! Nuri Gökhan BOZKIR’ı cemaat ile ilişkilendirme de biraz zorlanabilirdi.

Bir de gözden kaçan bir durumu hatırlatmak isterim. Varsayalım hepsi olmuş. Başsavcının dediği gibi komutanlıkta yemeli-içmeli sohbetler eşliğinde paralel yapı kurulmuş. İyi de atı alan Üsküdar’ı geçmiş zaten. Yani Sauna Operasyonu olmuş, Gökhan BOZKIR tutuklanmış, gece nöbetler bitmiş, yemeli-içmeli sohbetler kapanmış, komutanlığa gelen giden polis kalmamış. Sözüm ona iş bitmiş ama Başsavcı Amerika’yı keşfetmiş gibi adrenalin yapıyor. Neyse yazıya devam edelim.

Lafı uzatmayayım. BÜYÜKANIT’ın bilgisi dahilinde Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ile Genelkurmay Başsavcısı Saim ÖZTÜRK karargahta yüzyüze görüşüyor. Saygı ÖZTÜRK’ün anlatımıyla Başsavcı yemeli-içmeli sohbetlerden başlayarak “Nuri Gökhan Bozkır’la Fetullahçı olarak bilinen emniyet mensupları arasındaki bağı anlatıp TSK içinde faaliyet gösteren Fetullahçı olarak bilinen emniyet mensuplarıyla ilgili bilgileri teslim ediyor.” Tekrar hatırlatmak isterim ki görüşme 2006’da gerçekleşiyor. Genelkurmay Başsavcısının fişleme listesi hazırlayıp imza karşılığında Emniyet Genel Müdür Yardımcısına teslim etmiş olduğunu da gözden kaçırmayalım. Başkası yaptığında kıyametleri koparan Saygı ÖZTÜRK burada açıkça fişlemeyi yazmaktan pek çekinmemiş. Aman ha karşı mahalle duymasın. Askeri Başsavcının hangi somut deliller!!! ışığında polisleri fişlediği ise ayrı bir muamma.

Bir diğer husus ise Bozkır’ın Fetullahçı olarak iddia edilen polislerle bağı. Şimdi bir düşünün. Birlikte hareket ettiğiniz söylenen polisler var. Fakat aynı polisler size operasyon yapıyor ve tutuklanıyorsunuz. Tutuklanmakla kalmıyor mesleğinizden de oluyorsunuz. Sizce de “bağ” kelimesini kullanmak çok zorlama olmamış mı? Ama mesele bağcıyı dövmek olunca zorlama da olsa bir şekilde Nuri Gökhan BOZKIR’ı cemaat ile ilişkilendirmeleri gerekiyor.

Son olarak aklıma bir husus daha takılıyor. Başsavcı Saim ÖZTÜRK özel kuvvetler komutanlığında yemeli-içmeli sohbetlerle başlayan bir paralel yapı keşfediyor. Bunu Genelkurmay Başkanına arz ediyor. Kendince yapıya mensup olanların listesini hazırlıyor. Listeyi Emniyet Genel Müdürüne teslim ediyor. Dikkatinizi çekerim ki sadece liste teslim ediliyor. Yahu tapu-kadastro memurunun bile bir suç gördüğünde haber verme zorunluluğu varken koskoca Genelkurmay Başsavcısı o kadar somut deliline!!! rağmen ne yapıyor? Keşfettiğini söylediği yapı ile alakalı suç duyurusunda bulunduğu bir yer var mı? Tabi ki de yok. Çünkü kendisi de çok iyi biliyor ki kafasında kurduğu bu mizansenden suç çıkmaz. Bir müteahhidin bir belediye başkanını ziyaretinden suç çıkmaz. Ne zamana kadar. Müteahhidin belediye başkanına rüşvet verdiğini ispat edene kadar. Peki Başsavcı ne yapmış? Bir fişleme listesi hazırlayıp üstelik bunu imza karşılığı teslim edip işlediği fişleme suçunu da kayıt altına almış.

Eski Yüzbaşı Gökhan BOZKIR şu sıralar çok meşhur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN varını yoğunu ortaya koyarak suçlu iadesi kapsamında ısrarla Türkiye’ye getirilmesini istiyor. Sauna Çetesi davasında Gökhan BOZKIR’ın avukatlığını Ergenekon sanıklarından emekli Albay Levent GÖKTAŞ yaptı. Ayrıca evinde çok sayıda silahla yakalanan Binbaşı Fikret EMEK ile de yakın irtibatı bulunuyor.

Bununla da bitmiyor. Gökhan BOZKIR 2015 yılında görünürde soğan taşıyan fakat içinde 6 buçuk ton patlayıcı madde bulunan TIR ile Suriye’ye giderken Urfa’da yakalandı. Kendisi ihraç bir ÖKK personeli olmasına rağmen yanında muvazzaf bir üsteğmen de bulunuyordu. Bozkır dahil 9 kişiye IŞİD’e silah sağlamak suçundan işlem yapıldı. Bozkır’ın Kırgızistan’da faaliyet gösteren uluslararası düzeyde silah, patlayıcı ve bomba satışı yapan DNS Defence şirketinin sahibi olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Yaptığımız şu kısa anlatım bile ÖKK’cı Yüzbaşı Nuri Gökhan BOZKIR’ın ne kadar derin olduğunu ve derinler için ne önemli olduğunu bize gösteriyor.

BOZKIR şu sıralar 17 yıldır unutulmuş olan Hablemitoğlu cinayeti sebebiyle kırmızı bültenle aranıyor. Kendisi Ukrayna’da iltica başvurusu yaptı.

Bozkır’ın iadesi gündeme gelince Necip Hablemitoğlu’nun eşi Şengül Hablemitoğlu’nun söyledikleri ayrı bir anlam kazanıyor;

Bu şahsın (Nuri Gökhan Bozkır) Türkiye’ye getirilmesi kimlere zarar verecek? Kimler onun buraya getirilmesini istemeyebilir. Gelmesini kimler ister, kimler istemez.  İsteyenlerle istemeyenlerin çatışması bizi nereye götürür? Adı geçtiği başka soruşturmalar var, herhalde başkalarının adını verecektir. Oradaki insanlar istemeyecektir.”

Asıl soru şu?

Saygı ÖZTÜRK’ün basit bir yazıda bu kadar algı söylemi kullanmasının, sanki Gladio’yu çökertmiş izlenimi vererek aslında hiçbir iş yapmamış olan Genelkurmay Başsavcısına güzellemeler dizmesinin, eski Yüzbaşı Nuri Gökhan BOZKIR’ı ısrarla cemaat ile ilişkilendirmeye çalışmasının arkasındaki derin plan nedir?