Av. Osman ZEREY /

Odatv yazarları Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan bir MİT mensubunun cenaze görüntülerini yayınladıkları gerekçesiyle 5 ve 6 Mart tarihlerinde ayrı ayrı tutuklanmışlardı. Kısa süre önce de iddianame hazırlanarak haklarında TCK. 329 madde kapsamında, ‘Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama’ suçlamasıyla dava açıldı.

Tutuklamaya giden süreç herkesin gözü önünde yaşandı. Önce, iktidara yakın kalemşörler tarafından hedef gösterildiler sonrasında hemen soruşturma başlatıldı ve yapılan tüm itirazlara rağmen kısa bir süre içerisinde tutuklanarak cezaevine konuldular. Yapılan tutuklamaların arkasında kimlerin olduğunu CHP Milletvekili Veli Ağbaba, ‘Fatih Tezcan polis, Hilal Kaplan emniyet müdürü, Ersoy Dede savcı, Cem Küçük sulh ceza hakimi’ şeklinde açıkladı.

Olay tüm açıklığı ile ortada iken, yaşanan süreçlerin nasıl gerçekleştiği herkes tarafından bilmekte iken, yargıya, kolluğa hakim gücün kim olduğu tereddütsüz bilinmekte ve bunların hiçbirisi inkar edilmemekte iken, odatv tüm bu gerçekliği inkar eder sekilde olayları bir şekilde cemaate bağlamaya devam ediyor.

Dün Celal Ülgen tarafından, tüm bu gerçekler bir kenara bırakılarak, ‘Bu bildiğin Fetö Yöntemi’ şeklinde bir yazı kaleme alınabiliyor. Olayın cemaatle alakası olmaması rağmen asıl faili konuşmak yerine cemaati hedef göstermek, hastalıklı bir ruh halinden başka bir şey değildir.

Bazı kişilerin kafalarında yer alan saplantının büyüklüğü, gözle görülür gerçeklikteki vakıalara dahi inanmalarını zorlaştırıyor. Açık gerçekliği görmedikleri/ göremedikleri için de olayları doğru tahlil edemiyorlar ve de doğru sonuç çıkartamıyorlar.

Bu zihniyetteki insanlar için orta yol yoktur. Siyah- beyaz düşünürler. Kim ne yaparsa yapsın onlara göre suçlu cemaattir. Bu kurallarında da esneme yapmazlar.

Yazıda yer alan değerlendirmelere bakıldığında ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır. Celal Ülger’e göre Odatv soruşturması sürecinde “fetö” yöntemleri kullanılmış. Bu yöntemleri şu şekilde ifade ediyor;

  • İddianameler biz avukatlara verilmeden önce basına sızdırılırdı,
  • Kısıtlama kararı olan dosyalardaki ifadelere biz ulaşamazdık yandaş basında çarşaf çarşaf yer alırdı,
  • Savunma erişemesin diye mutlaka soruşturma açılır açılmaz kısıtlama kararı alınırdı,
  • Kısıtlama kararları adeta savcılığın çekmecesi içinde bulunurdu.

Tam olarak demek istediğim de bu açıklamasına yansıyan zihni altyapısı.

Sayın Ülgen mesleki tecrübe olarak benden daha büyük olduğu için iyi hatırlayacaktır. Avukat olarak o süreçlerde bulunduğum için ben de iyi biliyorum. Bu ülkede iddianameler, savcılar tarafından basın açıklaması yapılarak duyuruluyor ve yargılaması yapılmamış insanlar medya önünde suçlu ilan ediliyordu. Yapılan hiçbir itiraz da dikkate alınmıyordu.

İddianamelerin basın mensuplarına verilmesi ne bugünün ne de dünün sorunu değil. Bu sorun hep vardı. Bu sorunun asıl müsebbibi ise buna izin veren, teşvik eden iktidarlardı. Bu gerçeğe rağmen, faili farklı yerlerde arama düşüncemiz nedeniyle bu tür sorunlara çözüm üretemiyoruz.

Ülgen’in cemaate atfen söylediği yöntemler, iktidarın yöntemleridir. İktidarlar istediği için bu yöntemler vardır. Bunu anlamak için yasa yapma süreçlerinde ki konuşmalara ve yapılan yasa değişikliklerine bakmak yeterli olacaktır.

Celal Ülgen’in yazısına konu olan Ceza Usul Kanununun 153 maddesinde yer alan, soruşturma evresinde dosyaya savunma tarafı olarak ulaşılabilme hakkıyla ilgili AKP iktidarı bazı değişiklikler yaptı. Yapılan bu değişiklikler bize failin kim olduğunu açıkça gösteriyor. Birlikte bakalım…

17/25 Aralık sonrasında iktidar mensupları aleyhinde başlatılan soruşturmalar nedeniyle Ceza Usul Yasasında bazı değişiklikler yapıldı. Değiştirilen maddelerden bir tanesi de soruşturma aşamasında dosya inceleme hakkını düzenleyen maddeydi. AKP iktidarı 26/2/2014 tarihli 6527 sayılı yasayla bu maddede de değişiklik yaparak, soruşturma aşamasında ki tüm kısıtlamaları kaldırdı. Bu değişikliği yapma gerekçesi de şu şekilde açıklanmıştı;

‘İddia ve savunma makamları arasında, iddia ve savunma faaliyetinin gereği gibi yapılmasına engel olacak ayırımlar yapılması; örneğin iddia makamının bildiği bir delili savunma makamının bilmemesi, silâhların eşitliği olarak bilinen ilkeye aykırılık teşkil etmektedir. Silâhların eşitliği, savunma makamının bir hukuk devletinde kendisine tanınmış bulunan hakları etkin bir şekilde kullanabilmesi anlamına gelmektedir. Bu ilkenin daha etkin bir şekilde hayata geçirilebilmesi amacıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 153 üncü maddesinde önemli bir değişiklik yapılmaktadır. Söz konusu maddeye göre müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilmektedir. Teklifle, söz konusu hüküm yürürlükten kaldırılmakta ve müdafiin soruşturma evresinde hiçbir kısıtlama olmaksızın dosya içeriğini inceleyebilmesi ve istediği belgelerden örnek alabilmesi sağlanmaktadır.’

Yasada yapılan bu değişikliği, iktidarın kendini düşündüğü için yaptığını bilmemize rağmen, menuniyetle karşılamıştık. Ancak, ne yazık ki bu düzenleme uzun sürmedi. AKP iktidarı kendilerine yönelik soruşturmaları takipsizlikle kapattıktan sonra yasada yeniden bir düzenleme yaparak, tüm bu yöntemlerin sahibinin iktidar olduğunu açıkça göstermiş oldu.

2/12/2014 tarihinde 6572 sayılı yasayla yapılan değişiklikle soruşturma aşamasında avukata yeniden kısıtlama getirildi. İktidar, savunma faaliyetinin gereği gibi yapılması anlayışını 10 ay sonra değiştirerek gerçek iradesini göstermiş oldu.

Yapılan değişikliğe CHP Komisyonda şu gerekçelerle itiraz etmişti;

‘Soruşturma aşamasında dosyaya erişim yetkisi yeniden kısıtlanmaktadır. Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ’ın 17 aralık soruşturması sonrasında CMK’nın 153. Maddesinde düzenlenen kısıtlamaya ilişkin düzenlemenin kaldırılmasında gerekçe olarak ifade ettiği “AİHM standartlarına uygun bir şekilde silahların eşitliği ilkesi nazara alınarak her türlü kısıtlamayı kaldırdık” dediği maddenin önceki haline geri dönülmektedir.

17 Aralık sonrası yolsuzluk soruşturmalarına ilişkin evrakı alabilmek için kaldırılan madde konjonktör değişmesi, sulh ceza hâkimliklerinin ihdası, uygun hakimlerin atanması ve hükümet iradeli HSYK sonrasında yeniden kısıtlama maddesine geri dönülmektedir. Esasen yapılan bu değişiklik yasama yetkisinin kötüye kullanımıdır.’

CHP’nin yaptığı bu izahata bakıldığında, iktidarın konumunu görmeyen kişilerin bakış açılarında ki sorunu düzeltmeleri gerekir. Aksi takdirde gerçeği görmeden yorum yapmaya devam edeceklerdir.

AKP iktidarının yapmak istediğini ve yargı süreçlerinde yaşanan tüm olayların asıl failinin AKP iktidarı olduğunu da bugün iktidar ortağı olan MHP, 6527 sayılı yasanın komisyon aşamasında yaptığı açıklamada şöyle ifade etmişti;

‘Yıllardır, başta uzun tutukluluk olmak üzere, masumiyet karinesinin çiğnendiği, özel hayatın gizliliğine riayet edilmediği gibi adil yargılama hakkının ihlal edildiği yönündeki hiçbir itirazı duymayan iktidar, 17 Aralık soruşturmasıyla beraber acele bir kanun teklifi hazırlamıştır. Hükümet, kendisine yönelmiş yolsuzluk operasyonunu durdurmak, muhtemel operasyonları engellemek, alınmış mahkeme kararlarının içini boşaltmak için yargıya karşı bir taarruza geçmiştir.

Hükümet bir süredir, yargıya tamamen hâkim olmak için, ihtiyaç duyduğu hukuki alt yapıyı tanzim etme gayretindedir. Son tekliflerde, hem yolsuzluk operasyonlarını önlemek, hem de yargıyı dizayn etme hevesinin bir örneğidir. Hükümetin bu sorumsuzca davranışları neticesinde, Kuvvetler ayrılığı ilkesi -Hukuk Devleti ve Parlamenter Demokrasi uygulamalarında büyük ölçüde sapmalar olmuştur:

 – Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim teminatı zedelenmiştir.

– İfade hürriyeti ve basın özgürlüğünde hükümetçe önemli ihlaller yapılmıştır.

– Yargı kararları uygulanamaz olmuştur.

– İnternet denetim altına alınmıştır.’

MHP tarafından yapılan bu izahatı da okuduktan sonra;

Yargısal süreçlerde tüm işleyişin sorumlusunun AKP iktidarı olduğunu görmemeyi, yargıyı ele geçirmek isteyen ve geçirenin iktidar olduğunu inkar etmeyi, tutuklama kararlarının arkasında bizzat iktidarın olduğunu anlamamayı; saplantı, bağnazlık ve yobazlıktan başka türlü izah etmek mümkün olmayacaktır.