Cemil EMİN /

Anadolu’nun ortalama bir ilinde küçük bir caminin imamı toplum içinde biraz ön plana çıkmıştı. Etkili vaazlar veriyor, cumalarda cami doluyordu. Ağlamaklı ses tonu ve itidalli tavrı ile gönülleri kazanmıştı. Radikalleşmeye karşıydı, ılımlı bir çizgisi vardı. Bu söz ve tavırlarıyla birçok kesimin takdirini toplamıştı.

Cami hocası, bir gece namaz çıkışı ilk kez gördüğü iki genç tarafından bıçaklanarak öldürüldü. İkisi de 18 yaşının altında olan katil çocuklardan bir tanesi, annesi genelevde çalışan sabıkalı biriydi. Yakalandıklarında cinayeti işleme sebeplerini cinsel istismar iddialarına dayandırırlar. Şimdiye kadar yüzlerce çocuğa Kuran öğreten hocanın bu yönde eğilimleri olduğunu gösterecek en ufak bir emare bile bulunmamaktaydı ama kayıtlara bu şekilde geçti.

Cenaze töreni de hayli kalabalıktı. İmamın dünya görüşünün tam aksine, cenazesi radikal örgütlerin gövde gösterisine dönmüştü. Ulusal medyada “şeriatçı” gösteriler başlığıyla duyurulmuştu tören. Üzerine yorumlar yapılmış, yazılar yazılmıştı, “dinci”lerin ne kadar tehlikeli olduğu yönünde algı oluşturulmuştu. Güvenlik birimlerinin sunumlarında hemen kendine yer bulmuştu gösteriler. Politikacılara verilen brifinglere konu edilmişti.

Bu operasyon sonrasında neler olmuştu bir bakalım. Ilımlı bir ses kökünden kesilmişti. İtidal yanlısı bir kişi cinsel suçlu gibi gösterilerek dini duygular manipüle edilmişti. Radikal girişimlerin önü açılmıştı. “Birileri” operasyonel rüştlerini yeniden ispat etmişti. Toplumsal algı başarılı bir şekilde belirli bir hedefe doğru kanalize edilmişti. Ve nihayetinde politik kararlara nüfuz edilerek hangi doğrultuda yol alması noktasında devlete ayar verilmişti.

İşte bu sistematik, derin devletin çalışma mantığıdır. Elinde tuttuğu muazzam güç ile devlete ve halka istediği gibi yön verme kabiliyeti vardır derin devletin. Bunun için cinayetler işlemekten, katliam yapmaktan çekinmez. ‘Ak’ı ‘kara’, ‘kara’yı ‘ak’ gösterme kabiliyeti oldukça gelişmiştir. Toplumun en çok ihtiyaç duyduğu sesleri, en büyük toplum düşmanı gibi kabul ettirebilir yığınlara.

Ergenekon operasyonları ile bir nebze gün ışığına çıkarılabilen bu illegal yapı, kendini koruma refleksiyle senarize ettiği 15 Temmuz ile birlikte yeniden karanlık köşesine çekildi. Perde arkasından var gücüyle sistemi domine etmeye devam ediyor.

İşte bu derin devlet uzun zamandır AKP iktidarı ve Erdoğan ile birlikte çalışıyor. Yıllardır beraber operasyonlar yapıyorlar. Yüzlerce insan öldürdüler, onlarcasını kaçırdılar, binlerce insana işkence yaptılar, cezaevlerini toplama kamplarına çevirdiler.

Kanlı operasyonlarla kazandıkları ünlerini meşrulaştırmak için zaman zaman da “insani” operasyonlar yapmak zorundalar. Toplumun gözünde rejimin halkına karşı ne kadar “merhametli” olduğunu göstermek mecburiyetindeler. Yoksa sadece insanları öldüren, işkence eden, hapse atan bir rejim olarak akılda kalırlar.

Bu rejimin sivri dişlerini parlatma operasyonlarından birine bugün şahit olduk. Hasta bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, İsveç’ten tedavi için bir operasyonla Türkiye’ye getirildi. Adam şanslıydı çünkü derin devletin bu sefer çok farklı bir operasyonunun öznesi olmuştu. Hasta vatandaşın kızı da bu operasyona karşı duyduğu minnettarlığı “ülkemizle gurur duyuyoruz” sözleriyle ifade ediyordu.

AKP-Derin Devlet ortaklığı -veya siz buna kısaca Cumhur İttifakı da diyebilirsiniz- insan hayatına değer verdiğinden değil, rejimin sürdürülebilirliğinin bu tür sözde insani operasyonların reklamının yapılması ile doğrudan ilişkili olduğundan bunu yapıyorlar. Cami avlusunda bıçaklanan şanssız vatandaşlar olduğu gibi İsveç’ten özel uçakla ülkeye getirilen şanslı vatandaşlar da olabiliyor. İkisi de aslında aynı hedefe hizmet ediyorlar: derin devletin bekası. Biri bunu ölerek diğeri yaşayarak yapıyor.

İşte bu düzenin bizzat kendisi, ülkede yaşayan insanların karşılaşabilecekleri en büyük hayati risktir. Ama bu ülkenin vatandaşları bu düzenin gönüllü hizmetkarı olmayı tercih ediyorlar yıllardır. O yüzden bu ülke ile ne kadar gurur duysak(!) az…