Av. Ömer TURANLI /

Bizim ülkemizde hukuki mücadele her zaman zor olmuştur. Siyasetin etkisinde, tesirinde, emrinde olan yargı sistemi içerisinde mücadele bazı kişiler, gruplar, cemaatler, camialar için tek başına her zaman yeterli olmamıştır. Mahkemelerde beraat etmek de çoğu zaman kafi gelmemiş, medyada, halk nazarında da beraat etmek için mücadele etmek zorunda kalınmıştır.

Hukuk sisteminde yaşanan düzelmeler ise yürütülen bu tür mücadeleler sayesinde olmuştur. Şu an tekrar başlamasına rağmen bir dönem işkencenin sona ermesi, bazı avukat meslektaşlarımızın ve sivil toplum organizasyonlarının ciddi mücadeleleri sayesinde olmuştur.

Ülkemizin içerisinde bulunduğu durum her zamankinden daha kötü olsa da, tam bir despot yönetimle karşı karşıya olsak da, evrensel bir hukuk sisteminin ülkemizde uygulanır hale gelmesi için mücadele etmek zorundayız. Sadece kendimiz, eşimiz, dostumuz, ailemiz için değil, ülkemiz ve insanlarımız için buna mecburuz.

Elbette yılgınlıklar olacak, elbette yorgunluklar olacak, elbette engeller olacak, elbette ümitsizliğe düşüldüğü zamanlar olacak ancak, hiçbirisi istediğimiz, beklediğimiz sonuca ulaşmak için bizi yolumuzdan alıkoymamalı.

Ümitsizliğe kapıldığımızda, tarih sahnesinde verilen hukuk mücadelelerine bakmak bize yeni bir bakış açısı ve ümit verebilir. Bu kapsamda Gandi’nin yürüttüğü hukuki mücadele dikkatle incelenmeye ve yürütülen mücadele sonucunda nasıl kazanımlar elde edildiğine bakılabilir.

Tarihin önemli simalarından birisi olan Mahatma Gandi, Güney Afrika’da faaliyet gösteren bir Hintli hukuk şirketinde çalışan bir avukat iken Güney Afrika’daki Hintli göçmenlerin gördüğü muamele karşısında dehşete kapılmış ve kendisini bu ülkedeki vatandaşlarının temel hakları için mücadeleye adamış bir isimdir.

Güney Afrika’da yaşadığı 20 yıl boyunca defalarca hapse atılan Gandi, haksızlıkları düzeltmek için şiddet içermeyen direnişi simgeleyen Satyagraha felsefesini geliştirmiştir. Satyagrafa felsefesi ruh kuvveti, gerçek sevgi ve yumuşaklık olarak tarif edilmiştir.

Yürütülen bu mücadele sayesinde Güney Afrika hükümeti, 1914 yılında Gandi’nin taleplerinin birçoğunu kabul etmiştir. Dilekçe verme, uzlaşma, hakem koyma gibi yöntemlerle hükümetten birçok hak alınmıştır. Parmak izi kanunu, üç sterlin vergisi, evlilik geçerliliği, göç etme izni gibi yasal haklar bu mücadele sonucunda elde edilmiştir.

Gandi tarafından temel hak ve özgürlükler için yürütülen mücadelede 3 temel esas belirlenmiştir.

  1. Şiddete başvurmamak için sert direniş.
  2. Adalete derin bağlılık.
  3. Satyagraha: Ruh kuvveti, gerçek sevgi ve yumuşaklık.

Bu esas bağlamında yürütülen mücadelede Gandi’ye göre önemli olan mücadeleye katılan kişi sayısı değil acının saflığı, fedakârlığın temizliği olarak ifade edilmiştir.

Bizim mücadelemizde de ‘fedakarlığın temizliği’ adına çok fazla örnek var. Bu örneklerden en önemlisi de oğlu için mücadele eden, her türlü zorluğu, baskıyı göze alarak oğlunu kurtarmaya çalışan Melek Çetinkaya.  Hiç şüphe yok ki zulüm tarihimizde ‘fedakarlığın temizliği’ adına önemli bir örnek olarak yerini alacaktır.

Evet, adaletsizliğe karşı organize olmuş kitleler yoluyla pasif direnmeyi uygulayan Gandi bir model oluşturdu. Bizler de kendi modelimizi oluşturmak suretiyle elimizden alınan haklarımızın tekrar kazanılması için mücadele etmeliyiz.

Bizler hukuk çerçevesinde var olan tüm yöntemler kullanılmak, başvurular yapılmak, davalar açılmak, itirazlar yapılmak suretiyle kendimizin, yakınlarımızın ve toplumumuzun hakkı olan temel hak ve özgürlükleri için sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Bu kapsamda da sosyolojiye, siyasete, toplum psikolojisine, metodolojiye, modern araçlara yeteri kadar yönelmek ve elimizden gelenin fazlası için çabalamak suretiyle mücadelemizi yapmalıyız.