Av. Nurullah ALBAYRAK /

Her şey hayal etmekle başlar. Tarihe bakıldığında despot yönetimlerle, özgürlük karşıtı hareketlerle yapılan mücadelelerde alınan olumlu neticelerin de önce hayallerle başladığı görülecektir.

Despotizme karşı yürütülen mücadelelerin en önemli isimlerinden birisi hiç şüphesiz ki Gandi’dir. Gandi’yi etkileyen ise ‘Sivil İtaatsizlik’ terimini siyasi litaratüre kazandıran Henry David Thoreau’dur . Sivil İtaatsizlik kitabına “En iyi yönetim en az yönetendir” sözüyle başlayan Thoreau, bir gün seçmen vergisini vermediği gerekçesiyle hapse atılır. Vergi vermemesinin sebebi, devletin köleliği desteklemesini protesto etmektir. Hapse atılmak onu daha da  etkiler ve “Sivil itaatsizlik” kitabını yazar. Bu zaman zarfında çıkan “kaçak köleler kanunu” onun bu eseri sayesinde uygulanamamıştır.

Devlete karşı ferdi savunan sivil itaatsizlik çıkışı, köleliğin yıkılmasında, özgürlük savaşında ve Amerikan sisteminin gerçekleşmesinde devrimsel etki oluşturmuştur. ‘Sivil İtaatsizlik’ çıkışı Gandi, Martin Luther King ve binlerce adalet yanlısını da etkilemiştir.

Hiç şüphe yok ki bizler de despotik bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyayız. Hukuk, yasa veya etkili muhalefet tarafından sınırlanmayan, bu yüzden de devlet kudretinin/kuvvetinin ona sâhip olanlarca istedikleri zaman diledikleri gibi kullanılabileceği bir yönetim tarzımız var.

Despot yönetim, gazeteciyi, insan hakları savunucusunu, muhalifleri, avukatları, hakimleri… cezalandırırken de gaspçıyı, silahlı örgüt yöneticisini serbest bırakırken de mevcut hukuk sisteminde ki düzenlemeleri kullanılıyor. Bu durum bizi şaşırtsa da, despot yönetimler fiilen, ne kadar ilkel olursa olsun bir hukuk sistemiyle birlikte varlıklarını sürdürür. Sanılanın aksine despot yönetimlerde hukuk sistemi her zaman değil sadece, üstünlüğünün muhafaza edilmesi için gerekli olduğunda çiğnenir!

Bu bağlamda Thoreau’nun, günümüze ve özellikle adalet arayışı içerisinde olan insanlara ışık tutacak fikirlerine bakarak, adalet, hak, vicdan kavramlarının nasıl değerlendirildiğini ve hak mücadelesinin nasıl olması gerektiğini görelim;

  • ‘Hükümetin görevi, adaleti sağlamaktı Nasıl bir hükümete saygı duyulacağını herkes bilmelidir. Adaleti sağlamayan bir hükümete, saygı duyulması doğru değildir.’
  • ‘Bir çoğunluk haklı olduğu için ve azınlık onu adil gördüğü için hükümet sürmez. Çoğunluğun hakim olması, fiziki kuvveti diğerinden fazla olduğu içindir. Çoğunluk kararına göre karar veren hükümet, her zaman haklı Kanunlara saygıdan çok, haklara saygılı olmayı geliştirmeye çalışmalıyız.’
  • ‘Vatandaşlar hiçbir zaman vicdanlarını, kanun yapıcıya bırakmamalıdı Önce insan, sonra vatandaş olmalıyız. 
  • ‘Devletin yaptığı haksızlıklara karşı koymak, vatandaşın görevidir. Bu hükümet, aynı zamanda kölelerin de hükümetidir. Açık ve maksatlı itaatsizlik noktasına kadar varsa bile, devletin haksızlıklarına karşı koymak vatandaşın görevidir.’
  • ” Amerika Hürriyetin beşiğ Özgürlük aşkı, atalarımızı buraya getirdi. Böyle bir ülkede, halkın altıda biri köledir. Artık namuslu insanların baş kaldırması ve inkılap yapması için vakit erken sayılmaz. Bu halk, kendi varlıkları için pahalıya mal olsa bile köle kullanmayı ve savaşı bırakmalıdır.”
  • Seçimlerde oy kullanmakla görev yaptığını düşünenler için deşu değerlendirmeyi yapıyor: “Seçimler satranç ve tavla gibidir, pek az ahlâkî unsur taşı Oynadığımız oyuna ahlâkî unsur katmalıyız. Doğrunun hakim olması için oy vermek, sadece zayıf bir istek belirtmektir. Yığınların eylemlerine fazilet katılmalıdır. Oy vermekle yetinmek, fazilet yetersizliğindendir.”
  • Hükümetin tabiatının, değişikliklere ve reformlara karşı çıkmak, kendisini eleştirenlere kötü muamele yapmak olduğunu savunur. ” Niçin hükmedenler hep İsa’yı çarmıha gererler, Kopernik ve Luther’i ihraç ederler, Washington ve Franklin’i asi ilan ederler?” diyerek, hükümetin doğasının egemenliğini sürdürmek için elindeki gücü kullanma yönünde olduğunu söyler. Bunun doğru olduğunu da bugün yaşayarak görüyoruz.
  • “Tanrının kendisi ile birlikte olduğunu düşünen kişi, tek kişilik çoğunluktur” diyerek önemli bir mücadele yöntemi benimsemiş Tanrı’nın kendisi ile birlikte olduğunu düşünen kişinin, çoğunluk sağlamayı beklememesi gerektiğini savunur. Böylece, haklı olanın kuvvetli olduğu ve kendisini bunun bilincinde hissetmesi gerektiği görüşünü desteklemiştir. Güven ve heyecan arttırıcı bu yaklaşım bizler için de çok anlamlıdır.
  • “Bir kimseyi haksız yere hapse atan bir yönetimde, adil insanların yeri hapishanedir. Bütün dürüst insanlar hapse girdiğinde devlet, köleliği kaldırmak zorunda kalacaktı Adaletsiz devlete, vergi ödemekle vatandaş devletin yaptığı haksızlığa ortak olmaktadır” görüşünü savunarak menfaat değil ilke odaklı bir duruş sergilemiş ve bunu tavsiye etmiştir. 
  • “Zengin insan, daima kendini zengin eden kuruma satılmış Para arttıkça fazilet azalıyorsa, para o insan ile hedefleri arasına girmiştir. Adaletsiz devlete boyun eğmek, daha pahalıdır. Bunu yapmadan ceza görmek, daha az pahalıdır. Adaletsizliğe boyun eğdiğim zaman, kendimi çok değersiz sayarım” diyerek asıl değerin adaletle ölçülmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Ne Pahasına Olursa Olsun Adaletli Hareket

  • Politikacıları, rehber edinilmemesi gereken kişiler ve laf ustaları olarak tanımlar, ahlâkî ayırım gözetmeyen politikacıların, hem Tanrı’ya hem de şeytana hizmet ettiklerini belirtir. Kafalarıyla hizmet eden politikacıların dışında, vicdanları ile devlete hizmet eden kişilere ihtiyaç olduğunu vurgular. “Reformcu, kahraman, idealist, vatansever yiğit insanlar” olarak tanımladığı kişilerin, devlet tarafından genellikle düşman sayıldığını ifade eder. Devletin yüksek akıl, dürüstlük ve adalet yerine, maddi güçle silahlanmasının devlete saygıyı azalttığını savunur.
  • Devletin, adaletsizliği desteklemeye zorlamak yoluyla hürriyeti çiğnemeye hiç hakkı olmadığını ısrarla savunur, insanın en yüce rehberinin vicdan olduğu, devletin vatandaşının ahlâkî prensiplerinden taviz vermeye zorlamasının doğru olmadığını, vatandaşların da devletin değil, vicdanlarının sesini dinlemesi gerektiğini belirtir.
  • “Korkak, içine kapanık, sürekli zarar göreceği korkusu içindeki devlete saygı duyulmaması” gerektiğini savunur. Kişilerle baş etmenin en önemli yolunun açık, dürüst, kararlı, ilkeli davranmak olduğu gerçeği karşısında bu tespitinin de ne kadar yerinde olduğu anlaşılıyor.

Günümüzde yaşanan sorunlara da cevap veren bu değerlendirmeler sonrasında ; haklı olanın kuvvetli olduğu ve bu bilinçle hareket edilmesi gerektiği gerçeğini unutmadan, özgürlük, hak, hukuk mücadelesini sabırla ve hukuki argümanları sonuna kadar kullanılarak yapmaya devam etmeliyiz.