Av. Barış ÇELİK / 

Cezaevlerindeki korona vakaları ile ilgili birçok haber yapıldı bugüne değin. Mesela Bafra Cezaevi’nde yatan Mehmet Yeter koronadan vefat etti. Sessiz sedasız ailesine bile haber verilmeden defnedildi. Olayın üzeri örtüldü. Eskişehir, Şakran, Balıkesir, Sincan, Tarsus, Edirne, Şanlıurfa, Silivri, Türkoğlu, Rize gibi birçok cezaevinde korona vakalarının yaşandığına dair haberler geldi. Bu iddiaların tamamı ya cezaevleri ya da savcılıklar tarafından tek cümlelik açıklamalarla yalanlandı. Hatta iddiaları isim ve belgeleriyle gündeme taşıyan Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi isimlere “neden kamuoyuna duyurdunuz” diye soruşturmalar açıldı. Konuşan isimler susturulmaya çalışıldı.

Adalet bakanlığı bazı açık cezaevlerinde korona vakalarının yaşandığını kabul etse de kapalı cezaevlerinde korona olayı olmadığı yönünde açıklamalar yapıp duruyor. Israrla kapalı cezaevlerindeki durumun görünür olmaması için uğraşıp duruyor.

Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, cezaevlerindeki durum hakkında toplumu bilgilendirmesi gereken bir kurum. Ama nedense kurumun web sitesinde cezaevlerindeki korona vakaları ile ilgili hiçbir bilgi yer almıyor.

Siteye ilk girdiğinizde karşınıza adalet ormanları ile ilgili istatistiki verileri geliyor. Ağaçlandırılan alanlar, ağaçlandırılan saha sayısı, dikilen ağaç sayısı, yaşayan ağaç sayısı, dikimde çalışan hükümlü sayısı, bakımda çalışan hükümlü sayısı…

Acaba duyurular arasında herhangi bir bilgilendirme var mı diye bakıyorsunuz, yine bir şey göremiyorsunuz. 11 Mart 2020’den itibaren yapılan duyuruların konuları şöyle: Futbol turnuvası, Personel eğitimi, Memur alımı…

Ceza ve Tevkif Evleri ile ilgili haberler linkine tıklıyorsunuz, karşınıza şunlar çıkıyor: cezaevlerinde hafızlık icazeti, genel müdürü ziyaret…

Basında cezaevleri konusuna bir göz atayım diyorsunuz, Mart ayında ne olmuş diye: hükümlülerin dokuduğu halılar ve voleybol turnuvası ile karşılaşıyorsunuz…

Tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumları ile ilgili hiçbir bilgi yok. Sadece cezaevi güzellemeleri… Yerel cezaevlerinin web sitelerinde de durum pek farklı değil. Cezaevi yönetimleri, korona konusunda ne kadar başarılı önlemler aldıklarını anlatıp duruyorlar. Gerçeklikle bağı kopmuş, iktidarın söylemi ile paralel onlarca yalan açıklama…

İktidarın cezaevleri ile ilgili söylemi kesinlikle gerçekler ile örtüşmüyor. Şeffaf bir bilgilendirme yok. Mevcut durum görmezden geliniyor. Cezaevlerindeki insanların hayatlarının hiçbir değeri yok. Adalet bakanlığının tek önceliği krizi yok saymak, vakaları görmezden gelmek, belgeli-delilli olayları yalanlamak, konuşanları susturmak için soruşturmalar açtırmak.

Hal böyle olunca sivil topluma çok büyük görev düşüyor. Tutuklu ve hükümlü aileleri ile dayanışma içinde cezaevlerindeki krona vakaları üzerinde hassas araştırmalar yapma ve kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluğu sivil toplumun üzerine düşüyor.

İnsan hakları kuruluşları, siyasi partiler, sivil inisiyatifler daha çok sahaya inmeli ve cezaevleri daha geniş biçimde mercek altına alınmalı. Adalet bakanlığının kör ve sağır olduğu şu dönemde toplumun gözü ve kulağı sivil toplum olmalı.

Cezaevlerini toplama kampı mantığıyla yönetmeye çalışan bakanlığa rağmen bu sorumluluğu üstlenmek çok büyük önem taşıyor.

İnfaz yasasının hazırlık döneminde komisyonda neler konuşulduğunu hep beraber gördük. Cezaevlerindeki tavukların durumuna tutuklu ve hükümlülerden daha fazla önem veriliyor. Genel müdürlük de ağaçlandırma faaliyetlerine korona vakalarından daha çok hassasiyet gösteriyor.

Cezaevlerindeki hayvanlardan ve ağaçlardan daha önemli olan, oradaki insanların yaşam hakkıdır. Binlerce masum insanın siyasi saiklerle içerde tutulduğu Türkiye’de, iktidarın ve bürokrasinin tüm duyarsızlığı ve baskılarına rağmen sivil toplum inisiyatif alırsa, bu sorun tüm şeffaflığı ile ortaya konulabilir ancak.

Aksi takdirde cezaevlerindeki her kayıptan sadece iktidar değil, sessiz kalan sivil toplum da sorumlu olacaktır.