Av. Ömer TURANLI /

2016 yılında Alman tarihçiler dört yıllık bir araştırmanın sonuçlarını açıkladılar. Araştırma, Nazi hukukçularının 1945 sonrası adalet sistemi içindeki konumlarına odaklanmıştı ve çıkan sonuçlar şok ediciydi: Nazi döneminde yargıçlık yapan ve yüzde 77’si NSDAP (Nazi partisi) üyesi olan hukukçular, Federal Almanya’da savaş sonrasında da görev yapmaya devam etmişti. Hatta aralarında Eduard Dreher gibi Adalet Bakanlığı’nda üst düzey görevler üstlenen hukukçular da vardı.

İlk önce belirtmek gerekir ki bu bulgular çok önemli bir noktaya işaret ediyor. Nazi yargısı ile Federal Almanya Adalet Bakanlığı arasında yüksek derecede bir süreklilik ve geçişkenlik olması, toplumsal çöküş sonrası yeniden yapılanmanın ne kadar güç olduğunun bir göstergesi aslında. Dünyanın en büyük kötülükleri de işlense hesap sorulması veya gerçek anlamda adaletin yerini bulması, bütün göstergeler aleyhe de olsa o kadar da kolay olmuyor veya adaletin kısmen de olsa sağlanabilmesi bazen çok uzun zaman alabiliyor.

Alman Profesör Görtemaker, 1949’dan sonra görevlerine devam eden eski Nazi hukukçularının, Nazilerin savaş suçlarından dolayı yargılanmasını engellemek için büyük çaba gösterdiklerini belirtiyor.

Bana bu satırları yazdıran, Nazi hukukçuları ile aralarında ciddi bir benzerlik kurduğum Erdoğan hukukçuları veya daha popüler ismiyle Saray yargısı ile mücadeleye nasıl bakılması gerektiği hakkındaki görüşlerim.

İnfaz yasası adı altında bir düzenleme yapılması ve ‘terör suçlusu’ yaftasıyla cezaevinde bulunan binlerce siyasi tutuklu ve mahkumun kapsam dışı bırakılarak toplumsal tepkiye rağmen mafya babalarının, katliam sanıklarının salıverilmesi, yasanın hazırlık aşamasında beklenti içinde olan hukukçuları, tutuklu ve hükümlü yakınlarını umutsuzluğa düşürmüşe benziyor. Saray yargısı ile girişilen mücadelenin anlamsızlığına dair yorumlar yapılıyor. Her halükarda kazananın Erdoğan olduğu belirtilerek yapılan her hamlenin nihayetinde AKP’ye yaradığı söyleniyor ve bu şekildeki mücadeleden vazgeçilmesi salık veriliyor.

Bu görüşler vakıayı anlatsa da bu değerlendirmeye katılmak mümkün değil. Umutsuzluğa düşmemek gerekli. Belki rasyonel anlamda bu mücadelenin ne kadar güç olduğunun bilinciyle hareket edilmeli ve yöntemler bu net gerçekliğin üzerine bina edilmeli.

Çok organize bir suç örgütü var karşımızda. Ve şu dönemde en güçlü günlerini yaşıyorlar. İstediklerine müebbet veriyor istediklerini beraat ettiriyorlar, arzu ettiklerini içerde tutuyor, işleri bitenleri salıveriyorlar. Bu kararların neredeyse hiçbiri mahkeme salonlarında alınmıyor. Bu kadar kötülüğe neden olan hakim ve savcıların sonu nasıl olacak diye düşünüp duruyoruz. Nazi hukukçularının bile savaş sonrası görevlerine devam ettiğini görünce, AKP rejimi sona erse bile Saray yargısının hemen bir anda ortadan kalkacağını, bu dönem “katliam” sayılacak kararlara imza atanlardan derhal hesap sorulabileceğini zannetmek saflık olur. Biz de bu şekilde düşünmüyoruz.

Çünkü yıkmak kolay, yapmak, tamir etmek zordur. Bir günde yıkılan, binlerce günde ancak tamir edilebilir belki. Bu en temel önermeyi devamlı akılda tutmak gerekli. Saray yargısı yıkım için uğraştığından çok kolay netice alabiliyor. Ama tamir için çaba gösterenlerin karşısında çok büyük engeller var. Elbette olumlu sonuç almak kolay değil ve çok uzun zaman tutabilir. Mücadeleyi bıraktığımızda veya aksattığımızda bu sürenin daha da artacağını hesaba katmak lazım.

Özetle şunu söylemek istiyorum: Saray yargısı ile mücadele çok zor ve uzun soluklu bir mücadeledir. Üstelik göstergelerin büyük kısmı aleyhimizedir. Dolayısıyla mücadelede inişler çıkışlar olabilir. Bu noktada gevşemek veya umutsuzluğa düşmek Saray yargısına ve AKP rejimine zaman kazandırmaktan başka işe yaramayacaktır. Bütün kötülüklerden misliyle hesap sorulmasını da beklememek lazım. Amacımız, Nazi hukukçularının bile cezasız kaldığı bir dünya da AKP hukukçularının akıbetine odaklanmak yerine; bozulan hukuk düzenini mağdurlar lehine olacak şekilde adım adım, sabırla ve rasyonel metotlarla tamir etmeye çalışmak olmalı.

Şunu da unutmamak lazım, Saray yargısı da tıpkı Nazi yargısı gibi mahkeme salonlarında olmasa bile tarih karşısında kesinlikle yargılanacak ve suçlu bulunarak lanetlenecektir. Bunu da bize tarih öğretti.