Cemil EMİN /

“…hakkında 146 suçtan sabıkası bulunan 16 yaşında M.A. polis ile aralarında yaşanan kovalamaca sonucunda yakalandı.”

Kapkaç suçundan gözaltına alınan 30 yaşındaki Sefa Ç.’nin 20 suçtan kaydı bulundu.”

9 yaşındaki B.G.’nin hırsızlık, kapkaç ve yankesicilik suçlarından toplam 397 suç kaydı olduğu ortaya çıktı.

Aynı B.G.’nin isterseniz 10 yaşına girdiğindeki suç kaydına da bir göz atalım. Koronavirüs sebebiyle karantinada olduğumuz günlerdeki bir haberden alıntı yapalım;

10 yaşındaki B.G.’nin hırsızlık, kapkaç ve yankesicilik suçlarından toplam 473 suç kaydı olduğu ortaya çıkarken, babası Süleyman G.’nin yankesicilik, dolandırıcılık, azmettirme, hırsızlık, genel güvenliği tehlikeye sokma ve ruhsatsız silah bulundurmadan 53 suç kaydı, annesi Sinem G.’nin ise yankesicilik ve hırsızlık suçlarından 50 suç kaydı olduğu tespit edildi. Şüphelilerden Ferdi D.’nin yankesicilik, hırsızlık ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından 20 suç kaydı, Sezer F.’nin yankesicilik ve hırsızlık suçlarından 26 suç kaydı olduğu belirlenirken, Ecevit G.’nin yaralama, tehdit ve ruhsatsız silah bulundurmadan 7 suç kaydı oluğu belirlendi

Son 1 yılda polis tarafından 80 defa suç işlerken yakalanmış. Kalan 390 suçu ise hayatının ilk 9 yaşında işlemiş. Masumiyet Karinesi sebebiyle yakalanmadığı kısmı işin içine hiç katmıyorum.

Babanın 53, annenin ise 50 suç kaydı var. İşledikleri her bir suç için sadece 2 ay cezaevinde kalsalardı yaklaşık 10 yıl cezaevinde olmaları gerekirdi. Belli ki böyle bir şey olmamış. 50 kez yankesicilik, hırsızlık, dolandırıcılık yaparken yakalanmış olmalarının bi önemi de kalmadı aslında. Çünkü yeni infaz yasasıyla onların pişmanlığına bakmaksızın 51. kez işledikleri suçu AKP ve MHP doğrudan affedecek. Hatta öyle bir affediyorlar ki alacakları cezanın üst sınırı muhtemelen 6 yıl olacağından cezaevinde 1 gün dahi geçirmeyecekler.

Suçun şahsiliği ilkesi sebebiyle insanları geçmişte işledikleri suçlar yüzünden yargılamak tabi ki de doğru bir hareket olamaz fakat af kanunu çıkarma hazırlığı olduğunda suçları ve suçluları istatistiki bir tasnife ayırma zorunluluğu ortaya çıkar. Toplumun bireyleri ansızın sayıdan ibaret halde çıkagelir karşımıza. Suçlar ise birer tasnif ayracı vazifesine bürünürler. Ne mağdurun mağduriyeti ne suçlunun pişmanlığı ya da pişkinliğinin önemi kalmaz artık.

Devlet aklı dediğimiz kurum toplumun her kesimine eşit olarak yaklaşmak zorundadır. Bir af düzenlemesi yaparken ne toplumun ne de bireyin iç dünyası bilinemeyeceğinden toplumsal vicdan ya da bireyin pişmanlığı anlamanı yitirmeye başlar. Bir anlamda devlet aklı, toplumsal vicdan ile bireysel pişmanlıkları sadece istatistikler üzerinden değerlendirir.

Peki AKP ve MHP infaz düzenlemesi yaparken toplumun her kesimine gerçekten eşit yaklaştı mı dersiniz? AKP milletvekili ve Adalet Komisyonu üyesi Ali ÖZKAYA’nın konuşmasına kulak verelim isterseniz;

İnfaz hukukunun amacı hükümlüyü topluma yeniden kazandırmak, ıslah etmek, aile ile ilişkilerini güçlendirmek ve suçtan arındırıp saygın bir insan olarak topluma kavuşmasını temin etmektir. Bu kanunun amacı da bunu gerçekleştirmek gayretidir. İnşallah buna muvaffak oluruz. Toplumumuzun her kesimini ilgilendiriyor. Hiç kimse bu kanundan muaf değil. Herkesin başına gelebilir.

Sayın ÖZKAYA’nın sözlerine sonuna kadar katılıyorum ama hazırladıkları düzenleme kendi sözlerini gerçekten destekliyor mu?

Devlet aklı gibi bizde olaya nesnel olarak bakalım. Tercihen kimlerin topluma yeniden kazandırılmalarının oransal olarak daha yüksek olacağını değerlendirelim. Öyle derinlemesine analiz yapmaya gerek yok. Basit kıyaslamalar bize fikir verecektir.

Yukarıdaki haberleri ele alalım mesela. 3, 5, 10’dan bahsetmiyoruz. 20, 30, 40 da değil bahsedilen sayı. 50. kez dolandırıcılık, yankesicilik, kapkaç ya da hırsızlık suçlarından birini işlemiş bireyden bahsediyoruz. Ve 51. sinde bi kez daha yakalanmış olduğunu belirtelim. Nesnel olarak baktığımızda 52. kez aynı suçu işleme ihtimalinin oranı nedir? Çocuğunun 473 kez suça sürüklenmesine sebep olan ve hatta azmettiren anne ve babanın -ÖZKAYA’nın tabiriyle- “aile ilişkilerini güçlendirmek” için herhangi bir çaba gösterdiklerini söyleyebilir miyiz?

Bir de meşhur Tosuncuk lakaplı Mehmet AYDIN’a bakalım. Bilinen 132 bin kişiden 500 milyon TL dolandırdı. İşin ilginci ise 500 milyon TL ile yaptığı kripto para yatırımcılığı ile her ay 1 milyon TL para kazanıyor. Yaşlıların tabiriyle her ay sabit “akarı” var. Tam kız verilecek çocuk modeli. Bizim Tosuncuk af düzenlemesinden yararlanacak. 132 bin kişi başlı başına toplum sayılırken Tosuncuk’un affedilmesi toplumsal vicdanı nasıl yaralamaz? Nesnel olarak baktığımızda 132 bin kişiyi 500 milyon TL dolandırıp yurt dışında her ay 1 milyon TL ile keyif çatıp üstüne üstelik Türk yargısına teslim olmaya hiç niyeti olmayan Tosuncuk’un -ÖZKAYA’nın tabiriyle- “ıslah olma” eğilimi görünüyor mu sizce?

Cezaevlerinde yaklaşık 115 gazeteci tutuklu bulunuyor. 700’den fazla çocuklu anne, 15.000’den fazla hasta tutuklu mevcut. Tek silahı!!! kalem olan onurlu bir mesleğin suçlu üyeleri olabilir mi? Para karşılığında kalemini satarak yalan haber yapıyorsa tabi ki de suçlu olabilir. Fakat kapalı kapılar ardında “devletin bekası” safsatasıyla şahsi menfaatleri için yapılan planların deşifre haberlerini yapanlara gazeteci denir. Watergate’ler, İSKİ skandalları, Wikileaks belgeleri, İnsani yardım adı altında radikal terör örgütlerine gönderilen cephaneler….. ve daha nicelerini gazeteciler sayesinde öğrendik.

Cezaevinde terör suçlamasıyla tutuklu yaklaşık 50.000 kişi bulunuyor. Her eylemi masum gösterme gibi bir niyetim yok tabi ki fakat hayatı boyunca tek bir şiddet eylemine katılmamış olanların veya ömrünün uzunca bir kısmını cezaevinde geçirmiş kronik hastalıklarla boğuşanların bile “topluma yeniden kazandırmak” söyleminin dışında tutulmasına anlam veremiyorum. İsterseniz birkaç örnek verelim;

Hacı Mustafa TÜRK… 85 yaşında… 18 ay tutuklu kaldı… Büyük abdestini bile tutamayacak kadar kronik hastalıklarla boğuşuyor. Fakir öğrencilere burs verdiği için terör örgütüne üye olmaktan 10 yıl ceza verilerek tahliye edildi. Kendisine yöneltilen tek bir şiddet eylemi bulunmuyor. Cezası onandığında ömrü vefa ederse yeniden cezaevine girecek. Çünkü “topluma yeniden kazandırılacaklar” kapsamında sayılmıyor.

Esra Uymaz SARAL… 27 yaşında… avukatlık stajını yeni bitirmişti…Şu an 8 aylık hamile…. Tutuklandığında 4 buçuk aylık hamileydi. Suçlamaları zaten bilindik. İddialar arasında tek bir şiddet eylemi yok. Avukat Esra Uymaz SARAL büyük ihtimalle çocuğunu cezaevinde doğuracak çünkü “aile ile ilişkilerini güçlendirme” kapsamına alınmadı.

Mehmet Emin ÖZKAN… 85 yaşında… 2 itirafçının ileri sürdüğü ardından da geri aldığı ifadeler yüzünden 27 senedir tutuklu… Mücadele ettiği kronik hastalıkları saymama gerek yok. Koronavirüs sebebiyle tahliye talebinde bulundu fakat “kaçma şüphesi” gerekçesiyle reddedildi. Herhangi bir af kapsamına da girmiyor. Sanırım 85 yaşından sonra “ıslah edilebilir” olarak değerlendirilmiyor. Kadına cinsel tacizde bulunan suçluyu daha “ıslah edilebilir” gördüklerinden Koronavirüs sebebiyle 2020 sonuna kadar cezaevinden izinli sayılacaklar.

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrasında başlatılan cadı avıyla öğrenci, öğretmen, doktor, hemşire, gazeteci, akademisyen, esnaf, bürokrat, ev hanımı, yaşlı, genç, kadın, erkek, hamile, çoluk çocuk demeden tutuklandığını bilmeyenimiz kalmadı artık. 500.000‘den fazlasına işlem yapıldı. 250.000’den fazlasının yargılaması devam ediyor. 30.000’den fazlası hala tutuklu. Hepsi birer birer istatistiki veri artık. 500.000’in arasında 500 tanesi yoktur ki şiddet suçuyla isnat edilsin. Hele mevcut suçlamanın dışında 50 tanesinin bile 2. bir suç kaydını bulamazlar.

Gelin devletten bir istatistik daha yapmasını isteyelim. Diyelim ki hakkında işlem yaptığınız 511.000 kişinin geçmişinde başka işlediği suç var mıdır? Aralarında adi ya da yüz kızartıcı suç işlemişlerin sayısı kaçtır?

Aslında herhangi bir istatistik yapmaya gerek yok çünkü hem AKP hem de MHP çıkacak sonucu gayet iyi biliyor. Kimse kimseyi boş yere “topluma yeniden kazandırmak, ıslah etmek, aile ile ilişkilerini güçlendirmek” gibi sözlerle kandırmaya çalışmasın.

132.000 kişiyi dolandıran Tosuncuk’u, 50 kez yankesicilik yapan anneyi, 400 kez çocuğunu suça sürükleyen babayı affetmeye hazırlanan AKP ve MHP’ye ben değil ama Şeyh Edebali cevap versin;

İnsanı Yaşat Ki, Devlet Yaşasın…”