Av Osman ZEREY /

2000li yılların başında polis olan bir arkadaşım vaktiyle başından geçen bir olayı anlatmıştı. Hırsızlık mağduru bir vatandaş karakola geliyor. 40 yıldan uzun bir süre Almanya’da yaşamış ve emekli olduktan sonra memleketine kesin dönüş yapmaya karar vermiş bir gurbetçi. Almanya’daki emekli ikramiyesini ve biriktirdiği parayı bankadan çekmiş ve evinde saklıyor. İnternet bankacılığı kavramlarının henüz pek kullanılmadığı bir dönem olduğunu da belirtelim. Birkaç gün içinde Tapu Müdürlüğüne gidip satın aldığı evin parasını ödeyecek. Akşam ailece akraba düğününe gidiyorlar. Eve geldiğinde bakıyor ki salon camı açık. Ev darma duman olmuş. İlk aklına gelen sakladığı para. Koşuyor bakıyor ki paranın yerinde yeller esiyor. Aklını başından gidiyor. Ne vakit sonra karakola geliyor. Polislerin başarılı çalışmasıyla diyelim olayın üzerinden bir hafta geçmeden hırsızlar yakalanıyor ve cezaevine gönderiliyor. Polis arkadaşım hırsızları yakaladığı için manevi bir mutluluk yaşıyor. Hırsızların yakalandığını haber vermek ve prodesür işlemler için karakola davet ediyor. Sonrasını arkadaşımın ağzından dinleyelim;

“Amca gözün aydın! Evini soyan hırsızları yakaladık” dediğim zaman bana ilk şunu sordu “Paramı geri aldınız mı?”. Ben mutlu bir haber verdiğimi düşünürken başımdan aşağı ter boşaldı. Parasını bulamamıştık. Daha doğrusu suçluları yakalayınca sonrası hep teferruat geliyordu bize. “Hayır amca, paranı maalesef bulamadık”. Cevabımı duyduğunda oturduğu yerde bir anda 10 yıl daha yaşlandığını hissettim. “benim bütün ömrüm o paraydı evladım. Benim paramı bana geri getirmedikten sonra hırsızları yakalamışsınız cezaevine göndermişsiniz ne faydası var ki!”

Bir başka ömür çalınma olayını anlatsın bize isterseniz;

“Saygın bir üniversitede görev yapan öğretim görevlisi bir vatandaşın evinden laptop bilgisayarı çalınmıştı. O zamanlar doçentlik kuruluna girecekmiş. Bulut arşivlemenin pek yaygın olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Öğretim görevlisinin ilk sözleri şu olmuştu; “hırsızları bulursanız çaldıkları bilgisayarın 10 katı bedelini ödeyerek onlardan satın almak istiyorum. Bütün akademik çalışmalarım, Doçentlik tezim, 20 yıllık emeğin o bilgisayarın içinde. Onu bulamazsam geleceğim gitti demektir.”

Peki bu 2 yaşanmış hikayenin gündemdeki İnfaz düzenlemesi ile ne alakası var diye sorabilirsiniz. Paylaştığım bu 2 anektod Ceza Kanunu’nda “malvarlığına karşı suçlar” başlığı altındaki “hırsızlık” suçunu oluşturuyor. “Malvarlığına Karşı Suçlar” ise “hiçbir ayrım gözetilmeksizin” infaz düzenlemesi kapsamında bulunuyor. Peki nedir bu suçlar diye sorabilirsiniz. Hırsızlık, gasp, kapkaç, mala zarar vermek ve dolandırıcılık bu suçların en bilinenleri. Yasa teklifini hazırlayan AKP ve MHP’ye göre bu suçlar toplumsal vicdanı yaralamıyor. Bunu ben değil AKP Grup Başkanvekili Cahit ÖZKAN basın açıklamasında dolaylı olarak ifade etti. Fakat bu konuya bir önceki yazımda ziyadesiyle yer verdiğim için tekrara girmek istemiyorum. Yalnız AKP’li Cahit ÖZKAN’ın basın açıklamasında üzerine basarak bir cümleyi dikkatleri çekmesi açısından burada yeniden kullanıyorum;

Yine belirtmek isterim ki, öteden beri ülkemize büyük zararlar veren terör suçları özellikle hiçbir ayırım gözetilmeksizin bu kapsamın dışında bırakılmıştır.”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’dan habersiz AKP içinde tuvalete bile gidilmezken 2 yıl sonrasında AKP’nin stratejisindeki bu değişiklik nerden geliyor? Gelin isterseniz 2 yıl öncesine gidelim.

Tarih Eylül-2018… MHP o günlerde hararetli bir şekilde af çalışması içine girmiş ve tasarısını eylül ayı bitmeden TBMM’ye sunması bekleniyordu. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti YILDIZ af teklifinden 163 Bin tutuklunun faydalanacağını söylemişti. MHP 24 Eylül’de Af teklifini sunmadan 1 gün önce Cumhurbaşkanı ERDOĞAN Atatürk Havalimanı’nda basın açıklaması yapacaktı. MHP’nin hazırladığı ve TBMM’ye sunmayı planladığı af tasarısına ilişkin görüşü sorulduğunda ERDOĞAN’ın vereceği cevap bugünlerden bakıldığında hayli ilginç görünecekti;

Konuyla ilgili bazı açıklamaları duyduk. Fakat bu konudaki temel ilkemiz şudur; eğer bir af, devlete karşı işleniyorsa devletin bunu af yetkisi olabilir. Fakat şahıslara karşı işleniyorsa, bunun af yetkisi devlette değildir. Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mazlum, mağdur insanların ta kendisidir. Biz o yetkiyi devlet olarak kendimize alamayız. Düşünün ki bir ailede, bir kişinin eşi, kardeşi öldürülmüş, devlet olarak biz bunu affedebilir miyiz? O yetki ancak o ailenin kendine aittir. Bunun dışında parasal suçlar, hırsızlık, şu, bu… Aynı şekilde edebilir miyiz? Bu afla ilgili talebin içeriği A’dan, Z’ye ancak Meclise gönderildiğine göre bunların üzerinde arkadaşlarımız da gerekli çalışmaları yaparlar. Bakılır, atılabilecek adım varsa, üzerinde durulur. Ama şu anda televizyonlarda konuşulanlara bakıldığı zaman, tabii bunlar genelde kişileri de ilgilendiren bir konu… 164 bin veya 162 bin kişi… Bunların devletle alakası noktasında arkadaşlarıma sordum. ‘Devlete karşı işlenmiş bu tür veya bu sayıda bir suç söz konusu değil’ dediler. Gelsin, görürüz, bakarız, üzerinde çalışırız. Ona göre de atılabilecek adımlar varsa, buna göre atarız veya nereye kadar, ne kadarı ayrı bir konu. Bunlar üzerinde çalışırız.”

ERDOĞAN’ın açıklamasına bakıldığında adi ve yüz kızartıcı olarak bilinen suçların affına açıkça karşı olduğu görülüyor. Açıklamasındaki “affedilebilir” olarak nitelediği “devlete karşı işlenen suçlar”a bakalım isterseniz. Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan bu isimde bir bölüm yok fakat “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” başlıklı bir kısım bulunuyor. Devlete karşı işlenen suçların başlıcaları olarak Ceza Kanunu’nun 302-316 maddeleri arasında sıralanan “Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suçlar”ı sayabiliriz. Terör cürmünün de bu maddeler arasında yer aldığını özellikle belirtmemiz gerekir sanırım.

24 Eylül 2018 günü MHP’in TBMM’ye sunduğu af tasarısı, tam da Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın bir gün öncesinde yaptığı basın açıklamasında itiraz ettiği konuları kapsıyordu. MHP’nin af tasarısı özetle adi ve yüz kızartıcı suçlara indirim sağlarken, devlete karşı işlenmiş suçları kapsam dışı bırakıyordu. Yani Cumhurbaşkanı ERDOĞAN’ın düşüncesiyle taban tabana zıt bir tasarıydı. MHP sonrasında ittifak ortakları olan AKP’nin infaz düzenlemesi tasarısı hazırladıklarını gerekçe göstererek kendi tasarılarını geri çekti. Günümüzden baktığımızda mevcut İnfaz düzenlemesinin MHP’nin 2 yıl önce sunduğundan fazlasını vermiyor ama tam da MHP’nin istediği gibi fazladan mayfayı da kapsadığını belirtmeden geçmeyelim. Peki ERDOĞAN’ı düşüncesinden vazgeçiren neydi? Bu konuda 2 farklı görüş söyleyebiliriz;

  1. Yakın zamanda erken seçim olacağı söylentisini dikkate aldığımızda MHP’den başka ittifakı kalmayan ERDOĞAN’ın onu kaybetme korkusu,
  2. ERDOĞAN aslında her zaman aynı çizgideydi fakat o dönem MHP’yi oyalamak için böyle bir bahane bulması,

“Onlara su bile yok” diyen ERDOĞAN’ın toplumun bir kesimine yaklaşık 6 yıldır yaptıklarına bakıldığında ikinci seçeneğin akla daha yatkın olduğu basitçe görülebilir. Ege’de boğulan 4 aylık Mahir’ler, 3 yaşındaki İbrahim’ler, 6 yaşındaki Mustafa’lar… Cezaevinde kansere yakalanıp orada ölen Özgür’ler… Babası cezaevindeyken doğan İpek’ler… ayakkabı boyarken zırhlı aracın çarpması sonucu ölen 9 yaşındaki Yusuf’lar…. Ve daha yüzlercesi… Ne ERDOĞAN’ın, ne AKP’nin, ne de MHP’nin hiç ama hiç gündemine giremediler.

Onlar giremediler fakat silahlı suç örgütü liderleri hem AKP’nin hem MHP’nin gündemlerinden hiç çıkmadı. Mesela ERDOĞAN örgüt kurmaktan hüküm giymiş olan Sedat PEKER’le fotoğraf vermekten çekinmiyor, mafya ile ortaklığını açıktan göstererek mesaj vermeyi de unutmuyordu. MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ cezaevine giderek Alaattin ÇAKICI’yı ziyaret ediyor, bununla da yetinmeyip hem Alaattin ÇAKICI hem de Kürşat YILMAZ için “ülkü ve ülke sevdalısı olan, davalarının gözü kara yiğitleri “ diyerek övgüler diziyordu.

Bir tek şiddet eylemine karışmamış binlerce insanın, sadece kalemleriyle yazı yazmaktan başka eylemi olmayan gazetecilerin, “seni başkan yaptırmıcaz” dediği için tutsak edilen siyasilerin af kapsamı dışında bırakılıp gazeteci yaralayan, insan canına kasteden, yağma yapan mafyaların tavanından tabanına kadar hepsinin af kapsamında bulunması sizce de yaman çelişki değil midir?