Emekli Emniyet Müdürü /

Ceza infaz sistemiyle alakalı görüşmeler Meclis’te tartışmalarla devam ediyor. Milyonların gözü kulağı Meclis’ten çıkacak bu düzenlemede. Konuyu basite indirgeyerek şu açılardan bir değerlendirelim;

Birinci Tespit; AKP ve yancı ortağı MHP, -genel bir ad olarak “Erdoğan Rejimi” de diyebiliriz- ceza infaz sisteminde tüm adi suçları kapsayacak, ama terör suçları kapsamında tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde bulunanları kapsamayacak bir düzenlemeyi Meclisten geçirmeye çalışıyor. Terör suçu dediysek bunun kabaca en fazla % 10’u cebir ve şiddete bulaşmış durumda. Geri kalan % 90 politik (siyasi) zanlı veya hükümlü. Yani, yazarlar, gazeteciler, ev hanımları, her tür meslekten veya iş dünyasından şiddete hiç bulaşmamış onbinlerce insan. Üstelik, ceza infaz düzenlemesinin her türden suça eşit şekilde uygulanması talebi, Korona salgını dolayısıyla demokratik olmayan ülkelerin bile cezaevlerini boşalttıkları bir dönemde dile getiriliyor. Cezaevlerinde tutulan, içlerinde hasta, yaşlı, bebekli ve çocuklu kadınların da bulunduğu onbinlerce kişiyi bu ölümcül tehlikeye rağmen hapiste tutmak isteyen mevcut rejim, şiddete, hırsızlığa, yolsuzluğa, cinsel saldırı suçlarına, kısaca her tür suça bulaşmış kişileri serbest bırakmaya hazırlanıyor.

İkinci Tespit; Meclis’te yasalaşmak üzere olan düzenleme, “terör” suçlularını kapsam dışı bıraktığından, rejimin arzu ettiği gibi çıkarsa, bu düzenlemeden terör suçlusu adı altında cezaevinde tutulan ve cebir ve şiddet içeren eylemi olmayan siyasi suçlular yararlanmayacak. Şahsi kanaatim odur ki, rejimin asıl derdi “FETÖ(!)” ile. Rejim aslında PKK davalarında yargılanan veya hüküm giyen belediye başkanları veya siyasi liderler gibi şiddete başvurmamış tutuklu ve mahkumları da çıkarmak istiyor, ancak kamuoyu tepkisinden çekindiği için onları “FETÖ(!)”den ayrı tutamıyor.

Üçüncü Tespit; Hükümetin, bir zamanlar savcılığını yaptığı Ergenekon davalarında yargılanmış ve hüküm giymiş tüm kişileri, 17/25 Aralık defterinin kapatılmasına yardımcı olmak karşılığında serbest bıraktığı ve hatta ortak düşman belledikleri cemaate karşı mücadele etmek üzere onlarla koalisyon yaptığı biliniyor. Ülke içinden ve uluslararası kurumlardan gelen ve düzenlemenin her suç için eşit bir şekilde yapılmasını talep eden çağrılar karşısında zor durumda kalan rejim unsurları, “FETÖ(!)”cüleri bırakmak zorunda kalmamak için kendilerince kamuoyunda alt yapı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu unsurların, toplumda teröristlere karşı nefret duygularını tazelemek ve “Bunları da mı serbest bırakalım?” düşüncesini pekiştirebilmek için, tam da Meclis’te infaz düzenlemesinin görüşüldüğü bu günlerde PKK’yı ya da PKK görünümlü derin bir yapıyı tekrar devreye soktuklarını ve uzun zamandır eylemsiz duran bu örgütü harekete geçirdiklerini görüyoruz. Tıpkı, 7 Haziran 2015 seçimlerinde tek başına iktidar olma imkanını yitirince, Kasım ayında yenilenen seçimlere kadar geçen sürede terör olaylarını hortlatarak toplumu terör korkusu sopasıyla hizaya getirip tek başlarına iktidar şansını tekrar elde ettikleri gibi. “FETÖ(!)” adını verdikleri oluşuma üyeliği, irtibatı, iltisakı ve aidiyeti bulunduğu iddia edilen yüz bin civarında kişiyi gözaltına alırlarken, -ki, bunların on binlercesi devletin kendisine verdiği silahı resmi olarak taşıyan asker ve polis idi- hiçbir direnişle karşılaşmayan rejim unsurlarının, ceza infaz düzenlemesi sürecinde ölümleri kullanmaktan başka şansları da yoktu. Yakında El-Kaide kökenli bazı unsurların da terör eylemine şahit olunursa şaşmamak lazım!

Bu görüşümüzü teyit eden haber İçişleri Bakanlığı’nın twitter hesabından geldi; Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde odun toplamaya giden köylülere yönelik, hain terör örgütü PKK’lı teröristlerin döşedikleri el yapımı patlayıcı sonucu 5 sivil vatandaşımız şehit olmuştur. Hainlerin yakalanması için güvenlik güçlerimiz tarafından operasyon başlatılmıştır.”

PKK, Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Dibek Mahallesi’nde de geçtiğimiz cumartesi günü işçilere saldırmıştı. Karakol inşaatına yapılan terör saldırısında İnşaat Mühendisi Mazlum Gözenoğlu şehit olmuş, iki işçi de yaralanmıştı. Ne tesadüf değil mi? Yani, sebep-eylem-sonuç ilişkisine bakılırsa, kimin ne yapmak istediği ve ne elde etmeyi amaçladığı az-çok görülüyor ve anlaşılıyor.

Dördüncü Tespit; Siyasilerin bulaştıkları suçlar artık tescilli ve kaçınılmaz bir yargı süreci ilmek ilmek dokunuyor. Hele de bu düzenlemede yapacakları hatalardan dolayı cezaevlerinde salgın sebebiyle toplu ölümler yaşanacak olursa, “İhmali davranışla ölüme sebep olmak” suçundan da yargılanacaklarını duayen hukukçular söylüyorlar.

Beşinci Tespit; Siyasileri bir tarafa bırakacak olursak, onların kanunsuz emir ve talimatlarını düşüncesizce yerine getiren bürokratların ve memurların, ve dahi sahip oldukları imkanları rejimin hukuksuz uygulamaları çerçevesinde fütursuzca kullanan her sektörden insanın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının araştırılması ihtiyacı da beşinci tespittir.

Son söz ve tavsiye; Ceza infaz düzenlemesinde “eşitlik talebi”ne verilecek olumlu yanıt bir lütuf değil, görev ve sorumluluktur. Zira, virüsün “terör suçlularını” diğer suçlulardan ayırt edecek bilinci yoktur! Yaşam hakkı kutsaldır!

Hukuka dönmek, başta yaşam hakkı olmak üzere, tüm evrensel insan haklarına riayet etmek, eşitlik temelinde herkesi olduğu gibi kabul etmek ve kutuplaşmaları önleyici politikalar izlemek, toplumsal barışa ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan böyle zor bir dönemde hayatî derecede önem arz etmektedir.