Av. Osman ZEREY /

Ben henüz 7 yaşındayken babam vefat etti. Bu yüzden bir baba öldüğü zaman çocukları gelir aklıma önce ve gözlerimden yaşlar süzülür. Babam vefat ettiğinde biz çok küçüktük. Annem bize hem annelik hem babalık yaptı. Bir anne öldüğü zaman aklıma yavrusu gelir yüreğim yanar. Çünkü babam öldükten sonra herşeyim olmuştu annem ve annem olmasa ne yapardım bilemiyorum. Bir çocuk annesiz nefes alamaz. Cezaevlerinde şu an binlerce baba, binlerce ana, binlerce evlat, binlerce dede, binlerce nine, binlerce eş dost akraba var. Bunların ölmesini bırakın hasta olması ihtimali bile dışarda ki yakınlarını kahreder.

Her bir hayat çok özel ve değerlidir. Her bir hayat korunmayı hak eder ve korunmak zorundadır!!! Nasıl ki bir evladın hayatının sorumluluğu anne babasında (velisinde) ise cezaevlerinde kalan insanların hayatı da devletin sorumluluğundadır.

Türkiye gibi hukukun egemen olmadığı hatta büyük hukuksuzlukların olduğu ülkelerde bir çok masum cezaevlerine girer. Tabi doğal olarak bu ülkelerde cezaevlerinde de büyük hukuksuzluklar olur. Bu hukuksuzluklar bir yana, ister hiçbir suçu olmadan hukuksuzca cezaevlerine giren masum insanlar olsun isterse de gerçekten suçlu insanlar olsun herkesin en TEMEL ve Dokunulmaz hakkı YAŞAM HAKKIDIR. Ve devlet bu öz hakkı korumak ve dokunmamakla yükümlüdür.

Gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunları gerekse de uluslarası sözleşmeler ve hukuk normları Türkiye Cumhuriyeti Devletine bir çok sorumluluk yüklemiştir.

Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye’ye bir çok yükümlülük yüklemiştir.

Dünyayı saran ölümcül corona virüsün cezaevlerine etkisi yönünden konuyu irdelersek, cezaevlerinde bulunanların hakları yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edilen maddeleri şunlarıdır:

AİHS HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER

Madde 2- Yaşam hakkı

  1. Herkesin yaşam hakkı, yasa tarafından korunacaktır. Hiç kimse, yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan ötürü hakkında bir mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmünün ardından bu yaptırımın infaz edilmesi dışında, yaşamından kasıtlı olarak yoksun bırakılmayacaktır.

Madde 3- İşkence yasağı

Hiç kimse, işkenceye ya da insanlık dışı yahut aşağılayıcı muamele ya da cezaya tabi tutulmayacaktır.

Madde 14 – Ayrımcılık yasağı

Bu Sözleşmede düzenlenen haklardan ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, bir ulusal azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ya da diğer statüler gibi herhangi bir temelde ayrımcılık yapılmaksızın, güvence altına alınacaktır.

Yine Türkiye Anayasasında yer alan;

MADDE 12- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.

MADDE 17- Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

şeklinde ki hükümler gereği cezaevlerinde bulunan tutukluların yaşamlarının mutlak surette korunması gerekir. Eğer bu ölümcül hastalık ile ilgili yeterince tedbir alacağından şüphe dahi ediliyorsa bu durumda, cezaevlerinde bulunan tüm insanların uygun adli kontrol tedbiri ile tahliye edilmesi zorunludur!

Türkiye cezaevlerinin kapasitesi 220.000 kişidir. Ancak şu an cezaevlerinde yaklaşık 300.000 kişi bulunmaktadır. Yani mevcut kapasiteden çok fazla insan bulunmaktadır. Bazı koğuşlarda kapasitesinin 4-5 katı insan kalmakta ve insanlara temizlik için gerekli su ve malzeme verilmemektedir.

Ayrıca cezaevlerinde görevli personel sayısı ise 155.000 kişidir. Ve bu kişiler gerekli sağlık önlemleri ve dezenfeksiyon sağlanmadan cezaevlerine girip çıkmakta, günde birden fazla kere tutuklu ve hükümlüler ile temas kurmaktadır.

Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti şu an virüsün cezaevlerine bulaşmasını %100 katiyette engelleyememektedir. Bazı cezaevlerine bu hastalığın bulaştığına dair bilgiler de  paylaşılmaktadır.

Tüm bunlar düşünüldüğünde cezaevlerinde tek bir insanın ölmemesi için gerek Anayasal olarak gerekse Türkiye’nin taraf olduğu AİHS gibi uluslararası sözleşmeler gereği cezaevlerinin tahliye edilmesi zorunludur. Ve bu tahliyeler EŞİTLİK İKKESİNE UGUN ŞEKİLDE UYGULANMAK ZORUNDADIR.

Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Meclis’e getirilmesi düşünülen infaz indirimi yasasıyla bazı suçlar için cezaevlerinde tahliye yapılması planlanmaktadır. Böyle bir yasa Anayasanın

‘Kanun önünde eşitlik

MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.’

ilkesine aykırıdır! Anayasa Mahkemesi böyle bir yasayı iptal eder. Ayrıca kapsam dışı bırakılan kişilerin siyasi tutuklu ve hükümlüler olması nedeniyle, 15 Temmuz sonrasında belli bir inanç ve düşünceye mensup kişilerin ‘fetö’ adı altında terör ile suçlanıp evrensel hukuk ilkelerine aykırı şekilde 5237 Sayılı TCK’da İnsanlığa Karşı Suçlar maddesinde ki fiillere maruz kalması ve şimdi cezaevlerinde ki diğer kişiler tahliye edilirken bu kişilerin tahliye edilmeyip kasten ölüme terk edilmesi BU FİİLİN SOYKIRIM AŞAMASINA GEÇMESİ DEMEK OLUR.

‘TCK İnsanlığa Karşı Suçlar

Madde 77- (1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:

  1. a) Kasten öldürme.
  2. b) Kasten yaralama.
  3. c) İşkence, eziyet veya köleleştirme.
  4. d) Kişi hürriyetinden yoksun kılma.
  5. e) Bilimsel deneylere tabi kılma.
  6. f) Cinsel saldırıda bulunma, çocukların cinsel istismarı.
  7. g) Zorla hamile bırakma.
  8. h) Zorla fuhşa sevketme.

(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Ancak, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.

(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.

(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.’

Bu durumda siyasi iktidarından karar alma merciinde bulunan ve icraat da görevli herkes SOYKIRIM SUÇLUSU durumuna düşer.

Kamuoyu olarak beklentimiz,

ACİLEN!

Her bir bireyin yaşam hakkının korunması ve ölümcül virüs sebebiyle cezaevlerinde ki tüm insanların uygun adli tedbir ve kontrol şartı ile tahliye edilmesidir!

Çıkacak her hangi bir yasanın tüm bireylere eşit uygulanmasıdır.