Av. Barış ÇELİK /

Beş binden fazla insana bulaşan ve şimdilik 92 insanın ölümüne neden olan korona virüsü Türkiye’de yayılmaya devam ederken, ülkede salgın halinde yayılmaya devam eden başka bir virüs daha  var. Korono virüs fiziki olarak etkisi büyük ve çok hızlı şekilde ölüm riskini doğuruyor. Diğer virüs ise önce kişilerin ruhsal sağlığını bozuyor sonrasında da  toplumsal yapıyı yavaş yavaş ama daha etkili şekilde zehirliyor.  Bu salgının adı da “fetö” saplantısı virüsü.

Evet, “fetö” bir virüstür. 2016 yılında ortaya çıkan ve milyonlarca insanı enfekte ettiği değerlendirilen “fetö” virüsü, hızla replike olmaya devam etmektedir. Henüz bir tedavisi tespitedlemeyen virüsün neden olduğu“fetö” salgını sebebiyle ortaya çıkan zararı analiz edebilmek şuan için mümkün görünmemektedir.

“Fetö” virüsünün psikomsomatik hastalıklara yol açtığı bilinmektdir. İlkin psikolojik etkileri görünen virüsün zamanla  kişilerin söz, davranış ve hareketlerini kontrol altına almaya başladığı ve hastaların anormal davranışlar sergilemesine neden olduğuna inanılmaktadır.

Şimdiye kadar yapılan gözlem ve incelemeler, virüsün sadece yetişkinlerde ve özellikle de orta yaş üstü kişilerde görüldüğünü, gençlerde daha düşük seviyede seyrettiğini, çocuklarda ise henüz virüse rastlanmadığını göstermektedir. Meslek gruplarının da enfekte olma riski açısından değişiklikler arz ettiği, özellikle politika ile uğraşanların virüse yakalanma riskinin neredeyse yüzde yüze yakın düzeyde olduğu kabul edilmektedir. İkinci sırada medya mensupları, ardından da bürokratların virüse yakalanma oranlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Virüsün azalan bir eğriyle toplumun tüm tabakalarına kadar yayıldığına işaret edilmektedir.

Salgının etkileri şuan için sadece Türkiye ile sınırlı gibi görünmektedir. Devletler arası resmi görüşmeler üzerinden az sayıda da olsa bazı yabancı ülke yöneticilerine bulaşmış olma riski bulunduğu söylense de, virüsün Türkiye dışında ciddi bir tehlike oluşturmadığına inanılmaktadır.

Uzmanlar, “fetö” virüsünün çok yaygın ve belirgin semptomları olduğunu belirtmektedir. Enfekte olan kişinin ilk olarak duyarsızlaştığı ardından gerçeklik ile bağının koptuğu, doğru ile yanlış arasında ayrım yapma kabiliyetini yitirdiği, söylemlerinde aşırı değişimler yaşanmaya başladığı ve zamanla nefret, düşmanlık gibi aşırı hislerinin tüm metabolizmasını domine ettiği görülmektedir. Bazı ilerlemiş vakalarda garip davranışlara hatta halüsinasyonlara neden olduğu bildirilmektedir. Gerçekte var olmayan olay ve olguları yaşanmış gibi kabul etmek ve gerçekliğinden emin olarak inandığı gerçeküstü durumu savunmak da yaygın oalark görünen belirtilerdendir.

Bunun yanı sıra bazı hastalarda, özellikle politikacılarda, delüzyona da rastlanılmaktadır. Delüzyon, kısaca sanrı ve hezeyan olarak tanımlanan ve bir inancın patalojik olduğunu vurgulayan psikolojik bir terimdir. Virüsün, ülke yönetiminde görev alan politikacılarda yüksek seviyede, diğer politikacı gruplarında ise orta seviyede delüzyona neden olduğu ifade edilmektedir.

Virüsün patalojik etkileri bununla da sınırlı değildir. Şimdilik düşük seviyede seyretse de virüsün ölümcül sonuçlar doğurabildiği bazen de kalıcı sakatlık ve yaralanmalara neden olabildiği belirtilmektedir. Virüs, bazı devlet görevlileri ile az sayıda sivil kişide şiddete varan davranış bozukluklarına neden olmaktadır. Özellikle Ankara’da rapor edilen bir çok adam kaçırma, işkence ve kötü muamale uygulamalarının virüsten kaynaklı patalojik rahatsızlıklardan kaynaklandığı iddia edilmektedir.

Virüs salgınında uzmanların özellikle üzerinde durduğu nokta, enfekte olan kişilerin hastalandıklarını reddetme eğilimleridir. Virüsün bulaştığı kişiler, tedavi olmak yerine, diğer enfekte olmuş kişilerin gerçek hasta olduğu kendisinin ise tamamen sağlıklı olduğu inancını şiddetle savunmaktadır. Doktorlar ve halk sağlığı uzmanları bu durumun virüs salgını ile mücadeleyi neredeyse imkansız hale getirdiğini söyelmektedirler.

Virüse karşı tedavi yöntmeleri geliştirme girişimnleri ne yazık ki henüz başlangıç aşamasında bile değildir. Virüsün yayılmaya başladığı 2016 yılından itibaren bilim insanları, virüse karşı zamanla bir sürü bağışıklığı kazanılacağını umut etmekteydiler. Ancak aradan geçen uzun yıllar bilim insanlarının da umutlarını tükenme noktasına getirmiş gibi görünüyor. Enfekte olan insanların bağışıklık sistemlerinin virüse karşı hiç bir reaksiyon geliştirememiş olması bilim insanlarını en çok tedirgin eden konuların başında gelmekte.

“Fetö” virüsü le mücadelede şuan için bireysel tedbirler öne çıkmış durumda. Enfekte olma riski taşıdığını düşünen kişiler özellikle politik tartışmalardan kendilerini izole ederek virüsten korunmaya çalışıyorlar. Ancak enfekte kişilerin virüsü diğer metabolizmalara da bilinçli şekilde yayma eğilimi, söz konusu bireysel önelmlerin de bir aşamaya kadar yeterli olduğunu ispatlıyor.

Yurtdışında geçmiş yıllarda yapılan bazı bilimsel deneylerin tekrar modern yöntemlerle ele alınması ve bu deneylerden elde edilen bulguların virüse karşı tedavi yöntemi geliştirmek için kullanılması öneriler arasında. Amerikalı tarihçi Ron Jones’ün Üçüncü Hare Deneyi, Yale Üniversitesi profesörlerinden Stanley Miligram’ın Miligram Deneyi ve psikolog Philip Zimbardo’nun Stanford Hapishane Deneyi gibi bir dizi bilimsel araştırmanın ışığında yeni çalışmalara hız kazandırılarak salgın ile mücadelede strateji belirlenmesi konusunda uzmanlar uzlaşmış olmasına rağmen henüz önemli bir aşama katedilebilinmiş durumda değil.