Emekli Emniyet Müdürü /

Kendisi başlı başına sorunlu olan Türk Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK), dikta bir rejimin güdümüne girmiş ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargının elinde nasıl bir zulüm makinasına dönüştüğünü bir önceki yazımızda kısaca ele almaya çalışmıştık.

Terörle Mücadele Kanunu, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, Birliğe katılım sürecinde uzun süredir devam eden tartışmaların da konusu olmuştur.

2005 yılından sonra AB reformları adı altında bir çok düzenleme hayata geçirilmiş ve demokratikleşme konusunda ciddi mesafeler alınmışsa da, 2013’teki kabine üyelerini hedef alan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra, özellikle 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra, demokratikleşme yönünde edinilen tüm kazanımlar tamamen kaybedilmiş, hatta demokrasi ligindeki en kötü ülkelerden biri pozisyonuna düşülmüştür. Günümüz itibarıyla, TMK bahane edilerek en ağır insan hakları ihlalleri işlenmektedir ve bu durum bir kısım ülkelerin ve uluslararası kuruluşların periyodik raporlarına da yansımıştır.

AB ile müzakerelerde, Türkiye için en zorlu kriter, terörle mücadele yasasının değiştirilmesi talebi olmuştur. Yansımaları itibarıyla Avrupa standardlarında bir değişikliğin kendi lehine olmayacağını öngören Türkiye, şu ana kadar çeşitli terör örgütleri tarafından saldırı altında olduğunu belirterek yasada kapsamlı bir değişiklik yapmak ve bunu “yasa değişikliği” olarak tanımlamak istememiştir. Bunun yerine, teknik anlamda yasanın yeniden yapılandırılması formülünü önermiştir. Ancak bu formülle neyi kastettiğini ve uygulamada neler vaad ettiğini muğlak bırakmıştır. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahat edebilmesi için AB tarafından konulan kriterleri yerine getirdiklerini ifade etmesine rağmen, Brüksel, Ankara’nın 72 kriterden 65 tanesini yerine getirdiğini söylemiştir. Avrupa Komisyonu ise, aralarında “Avrupa standartlarıyla uyumlu bir terörizmle mücadele mevzuatı ve uygulaması” da bulunan yedi önemli kriterin yerine getirilmesi gerektiğini bildirmiştir. Neticede, Türkiye’de Avrupa standardlarına aykırı bir terörle mücadele mevzuatı ve uygulaması varlığını sürdürürken, “Avrupa’ya vizesiz seyahat” söylemleri de, iktidarın boş vaad defterine yazılmıştır.

Peki, Avrupa Birliği ile müzakerelerde önemli bir pazarlık konusu olan, ancak Türkiye’nin bir türlü değiştirmek istemediği terörle mücadele mevzuatı konusunda Batı normları nedir? Avrupa standardlarında bir terörle mücadele mevzuatı neler öngörmektedir?

Terörle Mücadele Konusunda Batı Normlarına ve Avrupa Standardlarında Terörle Mücadele Mevzuatına Kısa Bir Bakış;

Avrupa Birliği bünyesinde terörizmi konu alan birçok sözleşme benimsenmiş ve BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar nezdinde çok sayıda Karar Tasarısı/Önerge kabul edilmiştir. Bununla birlikte, farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar tarafından çeşitli terör tanımları ortaya konulmuştur, ancak bunların hiçbirisi genel kabul görmemiş, görenler de uygulamada karşılık bulmamıştır. Bunun temel nedeni, ülkelerin veya kuruluşların hedef, amaç ve politik çıkarlarının birbiriyle uyuşmamasıdır. Ayrıca ülkeler arasındaki mevzuat, hukuk nosyonu ve teknolojik farklılıklar da ortak zeminde buluşmayı zorlaştıran öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sayısız sözleşme ve karar içerisinde, doğrudan insan hakları ile ilgili olması hasebiyle, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin (ICCPR) 6. Maddesine göz atmakta fayda vardır. 6. Madde;

Her insanın doğuştan gelen yaşama hakkı vardır. Bu hak yasalarla korunacaktır. Hiç kimsenin yaşamı keyfi olarak elinden alınamaz.” demektedir. BM Genel Kurulu, üye ülkelerin, terörizmle mücadele ederlerken insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, özellikle uluslararası insan hakları hukukuna ve diğer uluslararası yükümlülüklere uygun önlemler almaları gerektiğini vurgulamıştır.

Avrupa Konseyi tarafından 1977 yılında kabul edilen ilk terörizm sözleşmesi, Avrupa Birliği’nin tüm Üye Devletlerinin taraf olduğu “Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi” dir. (Türkiye, Konsey’e 1949 yılından beri üyedir.) Sözleşme, terör suçlarını listeler ve üye devletlere; Bireylerin yaşamlarına, Fiziksel bütünlüklerine, Özgürlüklerine ve Mülklerine karşı şiddet içeren herhangi bir eylemi, siyasi bir suç, siyasi bir suçla ilişkili bir suç veya siyasi motiflerden ilham alan bir suç olarak görmemeleri yükümlülüğü getirir.

21 Eylül 2001’de Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği Hukukunda ortak bir terör tanımının bir zorunluluk olduğunu kabul etmiştir. Müzakere döneminden sonra, 13 Haziran 2002 tarihinde Konsey tarafından bir Çerçeve Karar alınmıştır. Çerçeve Kararın 1. Maddesinde hangi eylemlerin terör eylemi sayılacağı sıralanmış, bu şeklide bir tanım oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna göre Birlik’e üye devletler, terörizmi iç hukuklarında bir suç olarak tanımlayacaklar ve Çerçeve Kararın 1. Maddesinde sayılan eylemleri ceza kanunlarında suç olarak kabul edeceklerdir. Bunlar;

(a) Bir kişinin ölümüne neden olabilecek şekilde saldırma;

(b) Bir kişinin fiziksel bütünlüğüne saldırma;

(c) Adam kaçırma veya rehin alma;

(d) Bir Devlet veya kamu tesisine, bir ulaşım sistemine, bilgi sistemleri de dahil bir altyapı tesisine, kıta sahanlığında yer alan sabit bir platforma, halka açık yerlere veya özel bir mülkiyete, insan yaşamını tehlikeye sokabilecek veya büyük ekonomik kayıplarla sonuçlanabilecek şekilde zarar verme;

(e) Uçak, gemi veya diğer toplu taşıma veya mal taşıma araçlarına el koyma;

(f) Silah, patlayıcı veya nükleer, biyolojik veya kimyasal silahların üretimi, bulundurulması, satın alınması, taşınması, tedariki veya kullanımı ile biyolojik ve kimyasal silahların araştırılması ve geliştirilmesi;

(g) Tehlikeli maddelerin salınması veya etkisi insan hayatını tehlikeye sokacak yangın, sel veya patlamalara neden olunması;

(h) Etkisi insan yaşamını tehlikeye sokacak su, enerji veya diğer temel doğal kaynakların teminini engelleme veya kesintiye uğratma;

(i) (a) dan (h) ye kadar sıralanan maddelerdeki eylemlerin herhangi birini yerine getirmekle tehdit etme.

Terör suçlarının bir diğer unsuru subjektif unsurdur. Teröristin belirli bir niyeti olması gerektiği anlamına gelir. Eylemlerin doğası veya içeriği, aşağıdaki amaçlara ulaşmak için bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa ciddi şekilde zarar vermek amacıyla işlendiğinde terör suçu sayılacaktır;

Başka bir deyişle, terörist aşağıdaki amaçlarla terör eylemi gerçekleştirmelidir:

  1. a) Halkı ciddi şekilde korkutmak, veya
  2. b) Hükümeti veya uluslararası bir kuruluşu, herhangi bir eylemi gerçekleştirmesi veya gerçekleştirmemesi için haksız yere zorlamak, veya
  3. c) Bir ülkenin veya uluslararası bir organizasyonun temel politik, anayasal, ekonomik veya sosyal yapısını ciddi şekilde istikrarsızlaştırmak veya tahrip etmek.

Terörizm, amaç ve güdülerinde politiktir, şiddet kullanımına veya şiddet tehdidine dayanır. Hedefinin çok ötesinde bir etkiye sahip olacak şekilde tasarlanmıştır. Tanımlanabilir bir komuta veya hücre yapısı zincirine sahip bir örgüt tarafından işlenir.

Çerçeve Kararı yalnızca terörizmi tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda bir terörist gruba ilişkin suçları ve terörist faaliyetlerle bağlantılı suçları tanımlar.

Terörist grup; “Bir süre zarfında kurulan ve terör suçları işlemek üzere uyum içinde hareket eden ikiden fazla kişiden oluşan yapılandırılmış bir grup” şeklinde tanımlanmaktadır. “Yapılandırılmış Grup”, bir suçun hemen işlenmesi için rastgele oluşturulmuş bir grup değildir. Üyeleri için resmi olarak tanımlanmış rollere, üyeliğin sürekliliğine veya gelişmiş bir yapıya sahip olması gerekmeyen bir grup anlamına gelir.

Ayrıca, fail, yukarıda açıklanan örgütlenmiş terörist grubun bir üyesi olmasa bile, olayı yönlendirir veya örgütün faaliyetlerine bilgi, maddi kaynak ve araç temin ederek veya herhangi bir yolla finans desteği sağlayarak katılırsa, ve de söz konusu katılımın terörist grubun yasadışı faaliyetlerine katkı sağlayacağını bilerek hareket ediyorsa, terör suçu kapsamında cezalandırılacaktır. (Çerçeve Kararın 2(2) maddesi). Bu durumun ilk temel unsuru, failin bir terör grubuna yardım edeceğini bilmesi gerektiğidir. Grubun terörizm yönü hakkında (terör örgütü olduğuna dair) herhangi bir bilgisi yoksa, davranışlarını terör suçu kapsamına dahil etmek mümkün değildir.

Madde 1 (1) ‘de listelenen eylemlerden birini yerine getirme amacıyla ağırlaştırılmış hırsızlık, haraç alma, veya Madde 1 (1) deki (a)’dan  (h)’ye kadar olan bentlerde ve 2(2) (b) de sıralanan eylemlerden birini işlemek amacıyla sahte evrak düzenlemek terör suçları kapsamında olacaktır. Bu eylemlerin ortak özelliği normalde terör eylemleri olmamalarıdır, ancak, terör eylemleriyle ilgileri nedeniyle terör suçları kapsamında değerlendirilecektir.

Terör suçlarını kışkırtmak, yardım ve yataklık etmek ve terör suçları teşebbüsünde bulunmak da terör suçları kapsamında olacaktır. (Çerçeve Kararı’nın 4. Maddesi)

Kısaca Avrupa Birliği, “Özgürlük, Güvenlik ve Adalet” başlığı altında, suçun önlenmesi ve suçla mücadele konusunda gerekli tedbirlerin alınmasını benimsemiştir ki, buna sermaye hareketleri, fonların dondurulması gibi bir takım idari tedbirler de dahildir. Bu yetkilere dayanarak Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, farklı zamanlarda terörizmle mücadele konusunda birçok düzenlemeyi, Çerçeve Kararını ve Ortak Eylemi kabul etmiştir. Tüm bu sözleşme ve kararların sadece isimlerini yazmak bile sayfalar dolusu tutacaktır.

Özetle; ulusal, bölgesel ve küresel düzlemde çoğu zaman birbiriyle tezat düşen sayısız düzenleme mevcuttur. Gelişmiş demokrasiler, ortaya çıkabilecek ihtiyaçları da gözönünde tutarak, ilgili organlarına yetki vermişlerdir. Ancak, alınan her tedbirin özünde, güvenlik ve insan hakları dengesi iyi korunmaya çalışılmıştır. Yani, bir taraftan alınması gereken tüm tedbirler alınmakta, diğer taraftan özgürlükler ve insan hakları itina ile korunmaktadır. Avrupa Birliği Antlaşması’nın 3. Maddesinde; Birlik, vatandaşlarına iç sınırlar olmaksızın, dış sınır kontrolleri, iltica, göç ve suçun önlenmesi ve suçla mücadele ile ilgili uygun önlemlerle birlikte kişilerin serbest dolaşımının sağlandığı bir özgürlük, güvenlik ve adalet alanı sunacaktır.” denilmektedir.

Dikta rejimlerde ise güvenlik kaygıları bahane edilerek sert tedbirler devreye sokulmakta, Evrensel İnsan Hakları ikinci plana itilmekte, hatta ayaklar altına alınmaktadır.

Sonuç ve Öneriler; (Bir sonraki bölümde ele alınacaktır)