Av. Osman ZEREY /

Koronavirüs salgını ile birlikte cezaevlerindeki tutuklu ve mahkumların durumları da belirsizliğini koruyor. İktidarın, beklemede olan infaz indirimi ile ilgili değişikliği hızlı bir şekilde hayata geçirmeyi amaçladığı söyleniyor. Değişikliğin kapsamı bilinmese de basına sızan bilgilerden söz konusu değişikliğin endişeleri gidermede yetersiz kalacağı öngörülüyor.

Bunun nedeninin ‘cinsel suçlar, kasten adam öldürmek, uyuşturucu madde ticareti, örgütlü suçlar ve terör suçlarını işleyenler ile mükerrirlerin (tekrar suç işleyenler)’ kapsam dışı bırakılacağı yönündeki iddialar. Özellikle terör suçlarını kapsam dışında tutuma fikri toplumsal tedirginliği artırıyor. Çünkü, darbe girişiminden buyana terörle mücadele adı altında yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi için adım atma noktasında iktidarda ciddi bir isteksizlik gözlemleniyor.

İçişleri Bakanlığının açıklamalarına göre son dört yılda yaklaşık 600 bin kişi terör soruşturması geçirdi. 300 bine yakın insan gözaltına alındı ve 100 bin civarında insan tutuklandı. Halen “fetö” iddiasıyla ve terör örgütü lideri, yöneticisi veya üyesi olmak suçlamasıyla yaklaşık 30 bin kişi tutuklu veya hükümlü olarak cezaevlerinde bulunmakta.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında cezaevlerindeki mahkûm ve tutukluların serbest bırakılmasını netice verecek bir yasal düzenlemede terör suçlarını kapsam dışında bırakmanın ne demek olduğunu ciddi şekilde analiz etmek gerekiyor. Bu analize de 2020 Türkiye’sinde terör suçlusu profilini çizerek başlamak lazım.

Mağdurlar İçin Adalet Platformu’nun (MİAP) 2019 yılı Ocak ayında açıkladığı “İkinci Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri” başlıklı raporda[1], “OHAL ve/veya KHK mağdurlarının %96,5’i, 15 Temmuz 2016 öncesi herhangi bir suçtan dolayı adli/cezai soruşturma geçirmemişlerdir” tespiti yer almaktadır. Aynı raporda, mağdurların “OHAL/KHK’lar sonrası muhatap bırakıldıkları cezai soruşturmaların, geçmişten gelen herhangi bir hukuki temeli olmayan, konjonktürel olarak sonradan açılmış soruşturmalar” olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır.[2]Yani, kapsam dışı bırakılması istenen terör suçluları, reel olarak herhangi bir terör eylemine karışmış kişiler değil, aksine siyasi güç mücadelelerinin kurbanı olarak terörist olarak yaftalanmış mağdurlardır.

OHAL öncesi suç faaliyetlerine bulaşmamış olma çok önemli bir kriterdir. Çünkü “fetö” davalarında yargılananların tamamına yakını 15 Temmuz öncesi yasal ve konusu suç teşkil etmeyen hatta anayasal hak olarak kabul edilen fiillerinden ötürü yargılanmaktadır. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in  “insanlar ancak 15 Temmuz 2016 sonrası ilişkileri nedeniyle sorumlu tutulabilir”[3] demesine ek olarak; Venedik Komisyonunun 12 Aralık 2016 tarihli KHK’lar hakkındaki Raporunda da benzer bir görüş belirtilmiştir: “İnsanlar sadece 15 Temmuz 2016 tarihi sonrası ilişkileri nedeniyle cezalandırılabilir ve cezalandırılmaya dayanak olacak ilişki kayda değer bir ilişki olmalıdır.”[4]

Peki sayıları yüzbinleri bulan bu insanların geçmişte işledikleri ve terör örgütü ile ilişkilendirilmelerine ayrıca ölümcül bir salgınla ilgili düzenlemede kapsam dışında bırakılmalarına neden olan suç fiilleri nelerdir.

Yine MİAP’ın raporundaki verilere göre insanların 15 Temmuz sonrası tutuklanma gerekçeleri sırasıyla şunlardır: ByLock (49.6%); İllegal örgüt / terör örgütü üyeliği (48.0%); Bank Asya (40.4%); Sendika üyeliği (24.7%); İtirafçı ifadesi (16.0%); Çocuğunu/çocuklarını örgütün okulunda okutmak (15.2%); İhbarcı / şikayetçi ifadesi (11.1%); Cemaat derneklerine üye /başkan olmak (10.6%); Asılsız /isimsiz ihbar /şikâyet (9.8%); Gazete / dergi aboneliği (8.4%); Örgüt gezilerine / sohbetlerine katılmak (8.1%); İllegal örgüte / terör örgütüne bağışta bulunmak (4.1%); Örgüte ait yayın /kitap bulundurmak (4.1%); Örgüt dershanesine gitmek (3.3%); İllegal örgüt / terör örgütü yöneticiliği (3.0%); Örgüte burs verme /toplama /dağıtma (2.2%); Örgüt evinde /yurdunda kalmak (1.9%); “Bir dolar”lık banknot bulunması (1.4%); Barış imzacısı olmak (0.5%); Örgüt okulundan okumuş olmak (0.5%); Barış istemek (0.3%); Diğer (11.7%).[5]

Görüldüğü gibi neredeyse tamamı itibariyle Anayasal hakların kullanımı anlamına gelen fiiller terör örgütü suçlamasının delili sayılmıştır ve halen sayılmaktadır. Evrensel hukuk kriterlerini bir yana bırakalım, kanuni bile olmayan gerekçelerle yıllardır cezaevinde tutulan mağdurları, ölümcül riskler taşıyan bir salgın sırasında bile cezaevlerinde korumasız şekilde bırakmak anlamına gelecek düzenlemeler yapılması gibi bir yanlışa düşülmeyeceğini umut etmek istiyoruz.

Bütün siyasi tartışmaları bir yana bırakarak, en azından Adalet Bakanının da ifade ettiği gibi devlete emanet olan hükümlü ve tutukluların yaşam haklarının söz konusu olduğu bir kiriz ortamında ayrımcılığa girilmeden gerçekçi ve adil bir düzenleme yapılması hayati ve acil bir gerekliliktir. Aksi takdirde özgürlük hakları ihlal edilen bu kişilerin yaşam hakları da ihlal edilmiş olacaktır ki, buna sebebiyet veren herkes doğrudan ya da dolaylı bunun sorumlusu olacaktır.

[1] 2 Ağustos 2018- 23 Eylül 2018 tarihleri arasında nitel ve nicel, karma yöntemler kullanılarak yapılan araştırmada veriler internet üzerinden online araştırma tekniği ile toplanmıştır. Araştırma, Türkiye’nin 81 ilinden 3589 kişi ve dünyanın 39 ülkesinden 187 kişinin katılımı ile yapılmıştır. Örneklem Büyüklüğü 3776 kişidir.

[2] MİAP 2019 Raporu,  sayfa 202

[3] Türkiye’de Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlerin İnsan Hakları Etkilerine ilişkin Memorandum, madde 22, http://tihv.org.tr/wp-content/uploads/2016/10/Türkiyede-Olağanüstü-Hal-Tedbirlerinin-İnsan-Hakları-Etkilerine-ilişkin-Memorandum_TÜRKÇE.pdf

[4] Venedik Komisyonu Görüş No. 865 / 2016

[5] MİAP, sayfa 410.