Av. Ömer TURANLI /

“Koronavirüs hapishanelerde yayılmaya başlarsa kimse ne olacağını tam olarak tahmin edemez” diyor uzmanlar. Herkesin son birkaç hafta içinde öğrendiği “sosyal uzaklaşma” ve “kendini karantinaya alma” gibi terimler hapishaneler için herhangi bir anlam ifade etmiyor.

Dünya, koronavirüs salgını nedeniyle tutuklu ve hükümlüler için neler yapılması ve ne gibi önlemler alınması gerektiğini tartışırken, İran salgının cezaevlerinde yayılmasını engellemek için geçtiğimiz günlerde 85.ooo mahkumu serbest bıraktığını duyurdu.

113 cezaevi personelinin ve 75 mahkûmun koronavirüs semptomu göstermesi üzerine İngiltere’de tutuklu ve mahkumların salıverilmesi tartışılmaya başlandı ve İngiliz yetkililer bu seçeneğin de göz ardı edilemeyeceğini ifade ediyorlar.

ABD’de kefaletle serbest bırakma ve yaşlı mahpusların serbest bırakılması da dahil olmak üzere, riski sınırlandırmak için acil adımlar atmasının gerekliliği tartışılıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Mısır’daki hapishanelerdeki salgın riskini dikkate alarak barışçıl eylemlerden ötürü hapiste tutulan tutukluların serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Türkiye’de ise bu konu henüz doğru bir zeminde tartışılmaya başlanmadı maalesef. 300 bin tutuklu ve hükümlü bulunuyor cezaevlerinde. 800 den fazla bebek anneleriyle cezaevinde. Yargı bağımsızlığı ortadan kalktığı için seri ve kitlesel tutuklama kararları veriliyor. Kanunen suç sayılamayacak fiiller bahane edilerek binlerce insan siyasi nedenlerden ötürü tutuklandı veya tutuklanıyor. Adalet ile halk sağlığı arasında sıkışmış bir ülke değil Türkiye. Adaletsizliğin giderilmesi ile halk sağlığına da pozitif katkı sağlanabilecek bir zemindeyiz aslında.

Dolayısıyla koronavirüs salgını esnasında cezaevlerinin durumu konusu objektif bir bağlamda ele alınmayı gerektiriyor. Cezaevlerinde risk altında olan yaşlıların, hamile kadınların, bebek ve çocukların, kanser, diyabet, kalp, yüksek tansiyon gibi hastalığı olanların durumu öncelikli olarak ele alınmalı.

Cezaevleri çok kalabalık, kapasitelerinin çok üstünde insan barındırıyor. 8-10 kişilik koğuşlarda 30-40 kişinin kaldığı rapor ediliyor sürekli. Salgının önlenmesi için en önemli şey olan hijyene hapishanelerde rastlamak imkansız. Dezenfektan, maske vs gibi koruyucu malzemeler bir yana sabun, diş macunu, fırça, tuvalet kağıdı gibi malzemeler bile çok sınırlı sayıda temin edilebiliyor. Yıkanmak için sıcak su imkanı çok kısıtlı. En temel temizlik malzemelerine bile zamanında ve kolayca ulaşma imkanı bulamıyor tutuklu ve hükümlüler.

Hapishane hastane değil. Sağlık ve tedavi imkanları zaten çok zor ve bazı cezaevlerinde tedavi hakları kasten zorlaştırılıyor. Hapishanelerin revirleri çok yetersiz. Muhtemel bir salgın durumunda cezaevlerinin sağlık ve tedavi önlemleri açısından gerekli tedbirleri geliştirebilmesi yapısal olarak mümkün değil.

Hali hazırda Edirne, Balıkesir ve Silivri cezaevlerinde koronavirüse rastlandığı iddia ediliyor. Önlem olarak karantina koğuşları oluşturulduğu belirtiliyor ama uzmanlar bunun çok işe yaramayacağı uyarısında bulunuyorlar. Aile görüşleri çoğu cezaevinde ya erteleniyor ya da belirsiz bir tarihe kadar askıya alınıyor. Ayrıca cezaevlerinden gelen verilerin şeffaf olmadığını da ekleyelim.

Öte yandan hapishaneler salgının dışarıya taşınmasında da önemli bir etkiye sahip. Özellikle cezaevi çalışanlarının, içeride kolayca yayılma imkanı bulacak olan virüsü dışarıya taşıma yayma ihtimalleri de çok yüksek.

Bu kapsamda, korona virüs salgınının yaşlı ve hastalar üzerinde ölümcül etkisi olduğu bilindiği için, cezaevlerinde bulunan yaşlılar, bakımlarını sağlama konusunda yetersiz kalan sakatlar, kanser, yüksek tansiyon, kalp, diyabet ve benzeri hastalığı olan tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması, diğer tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının korunması için de her türlü tedbirin alınması gerekmekte.