Serhat AVCI /

28 Şubat’ın tozlu dumanlı günlerinde daha iyi tanıdık ve sevdik seni! Herkesin, askerin tiksindirici baskısı karşısında korktuğu veya istikbal kaygısıyla el pençe divan durduğu bir zamanda, cesurca meydan okuyuşunu, hatta muhataplarını ince nüktelerle madara edişini alkışlarla karşıladık.

Gel zaman, git zaman bir parti kurdun. Sevindik. Cinsiyet ayrımcılığı bağlamında değil, halk diliyle ifade etmek gerekirse; “Bu kadın, delikanlı geçinen birçok erkeğin yapamadığını yapar, âdil, korkusuz ve dürüstçe, çok kirlenmiş siyasete bir şekil verir diye ümitlendik. Heyhat! Vaatlerin hoş, umutlarımız boş çıktı. Sen de fos çıktın. Her şeyden önce iyi bir kadroyla başlamadın. MHP kabadayısı birkaç isim, silik birkaç eski bürokrat ve 15 Temmuz’un tescilli işkencecileri iyi bir kurucu ekip değildi. İktidara gerçekten aday herhangi bir siyasetçiyi iş başına getirebilecek yüzlerce argümana ve vakaya rağmen, bir adım yol bile alamadı partin. Çünkü kuşatılmıştın ve yanındakiler de zaten o amaçla etrafına yerleştirilmişti. Yani, dağ fare doğurdu. Buraya kadar siyasi başarısızlık denebilir. İşin bu yanı bizi çok ilgilendirmiyor.

Bizi ilgilendiren tarafı şu; meş’um 15 Temmuz vakasından sonra memleketteki hırsızlar ve katiller koalisyonuna katıldın. Devlet gücünü sonuna kadar ve acımasızca kullanan bu çetenin algı operasyonları öylesine şiddetliydi ki, kendini, Yenikapı’daki mitingde onların yanında bulunma mecburiyetinde hissettin. Sonrasında, doğru bildiklerini söyleme cesareti bile gösteremedin. Bizim 28 Şubat kahramanı gitti, curcuna ekibinin trampetçisi geldi. TBMM kürsüsünden, Samsun’a modern bir liman yapılmasını isteyen Samsun milletvekilinin konuşmasını uyuduğu için takip edemeyen Kayseri Milletvekilinin dürtülerek uyandırılınca uyku sersemliğiyle “Ben de Kayseri’ye isterim” demesi gibi, kendini “Anti-FETÖ Ulusal Mızıkacılar Grubu”nun içinde buldun ve o gün bugündür “Onlar ne diyorsa, ben de onu diyorum modundasın. Yazık! Çok yazık!

En son, Odatv yazarlarının ve diğer bir kaç gazetecinin tutuklanması üzerine; “Bu tutuklamalar FETÖ’yü sevindirir” gibi açıklamalar yaptın. Mensubu olduğun Mızıkacılar Grubu, beş senedir koro halinde konserler veriyor zaten. Dedik ya, sen de grubun mecburi üyesi olarak aynı türküyü söylemeye devam ediyorsun. Yazık!

İdlib’ten yüzlerce şehit haberi gelince, tüm bu rezalete sebep olan ve işleri bu kerteye getiren iktidarı yerden yere vurman ve tavır alman gerekirken, kanaatimizce ; “Söyleyeceklerimiz şehitlere saygısızlık addedilir, ve hatta ümmetinin lideri tarafından ihanetle suçlanıp şuursuz, alkışçı, yalaka tabaka tarafından lince uğrarız korkusuyla tepki vermek şöyle dursun, mesele bir vatan meselesiymiş gibi, ‘başfail’e telefon açmak, “Milli Birlik ve Beraberlik” vurgusuyla ortak deklarasyonlara imza atmak gafletine bile düştün. Tüm bunlar senin kendi iradenle mi, yoksa etrafını kuşatmış Ergenekon uzantısı ya da basiretsiz ekibinin telkinleriyle mi oldu, bunu bilemiyoruz. Ama sana net bir şekilde, bizim neye sevinip, neye üzüldüğümüzü anlatalım. Umulur ki, efsunlanmış atmosferden kurtulmana yardımcı olur.

Bak Meral Hanım, Biz;

  • Bu ülkede can ve mal emniyetinin kusursuzca sağlanabildiğini, hak arama yollarının sonuna kadar ve özgürce kullanılabildiğini, haklının hakkını alabildiğini, kısaca adaletin kusursuz tesis edildiğini ve işlediğini görmekten sevinç duyarız.
  • Değil en tepedeki zorbadan, sokaktaki vatandaşın ağzından bile en ufak bir ötekileştirici, kutuplaştırıcı nefret söyleminin duyulmadığı bir ülkede yaşamaktan çok mutlu oluruz.
  • Bu ülke insanının, çalışkan, karakterli, onurlu ve vatansever olmasını çok isteriz.
  • Bu ülkenin, demokrasi kültürünü benimsemiş, hukuka riayetkâr, farklılıkları zenginlik kabul eden, doğaya, çevreye ve de en önemlisi insana saygılı bireylerden oluşmasına çok seviniriz.
  • Bu ülke insanının, düşünen, araştıran, eleştirel bakabilen, dolayısıyla bir paket makarna, bir torba kömür karşılığında gerçeklere gözünü kapatmayan veya kendisine dayatılan koroya katılmadan önce neye ve kime hizmet ettiğini sorgulayan bireylerden oluşmasını arzu ederiz.
  • Ülkenin ekonomik olarak çok iyi durumda olmasını, insanlarımızın refah ve mutluluk içinde yaşamasını isteriz, bu başarıldığında mutluluk duyarız.
  • Ülkemizin, teknolojide, tarımda, sanayide, endüstride, hayvancılıkta, denizcilikte, uzay bilimlerinde kısaca her alanda en iyi ülkelerle at başı yarışmasını, dünya düzleminde saygın ve güçlü bir konumda olmasını çok isteriz.
  • Ülkenin itibarını ve izzetini hassasiyetle koruyan bir yönetimin iş başında olmasından, onurlu bir iç ve dış siyaset gütmesinden mutlu oluruz. Bunun tersini yapan ve ülkenin itibarını içte ve dışta iki paralık eden yönetimden hesap soran ve onu demokratik yollardan alaşağı eden bir halk ve ona öncülük eden bir muhalefet olmasından memnuniyet duyarız.

Bunların hangisi Türkiye’de var Meral Hanım?

Ama biz;

  • Birinin işlediği suçtan dolayı, anne-babasının, evladının, kardeşinin tutuklanmasına, kanunlara açıkça aykırı olarak mal varlıklarına el konulmasına üzülürüz.
  • Bir kimsenin savunma hakkı verilmeden, ifadesi dahi alınmadan devleti yönettiğini iddia eden bir çete tarafından Resmi Gazete ile “terörist” ilan edilip işinden atılmasına, sonra da hapse konulmasına çok üzülürüz.
  • Biz, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, sırf gazetecilik yaptığı için insanların hapse atılmasından fevkalade üzüntü duyarız.
  • Biz, anne ya da babası “FETÖ(!)” den tutuklu diye 8 yaşındaki kanserli bir çocuğun zayıf ve hasta bedeninden intikam alınmasına ve bunun cübbe giymiş satılık/korkak zombiler eliyle yapılmasına ve yapılanlara göz yumulmasına çok üzülürüz. Üzülmekle kalmaz, kahroluruz.
  • Biz, hamile veya sezaryenle yeni doğum yapmış kadınların bileğine kelepçe vurularak zindanlara atılmasına, bebeği dışarda kalan annelerin sütlerini hapishanelerin pis lavabolarına sağmasına, yedi yüz bebek ve çocuğun anneleriyle birlikte gökyüzünün mavisinden, çiçeklerin renginden habersiz büyümesine çok üzülürüz.
  • İnsanların güpegündüz siyah transporterlar ile kaçırılıp işkence görmesine, ailelerin feryadının karşılıksız kalmasına, herkesin lâl kesilip ölüm sessizliğine bürünmesine kahroluruz.
  • Yurdunda hayat hakkı tanınmayan, su bile verilmeyen insanların kendilerine yeni bir hayat kurmak için ülkelerini terk etmek zorunda kalışına, bunu yaparken bir kısmının Ege ve Meriç’in sularında hayatlarını kaybetmesine çok üzülürüz.
  • Kendi siyasi emelleri, hırsı, basiretsizliği yüzünden milletin evlatlarını, mehmetçiklerimizi ölüme gönderen zorbanın, sırıtarak, şehitlerden “tane” diye bahsetmesinden, daha da kötüsü, şehit evladının cenazesini beklerken, evinin duvarına çocuğunu ölüme gönderen zorbanın resimlerini asan ana-babaların cehaletinden/gafletinden dolayı kahroluruz.
  • Hem 17/25 Aralık soruşturmaları için “Dibine kadar gerçekti!” deyip, hem de o soruşturmaları yürüten hakim, savcı ve polislerin neden hâlâ hapiste olduğunu sorgulamayan ve bu konuda bir şey yapmayanların kişiliksiz tavırlarından dolayı sadece üzülmez, bu ikircikli tutumları nedeniyle tiksinti de duyarız.
  • En çok da senin gibi muhalefet partisi başkanı olup ülke yönetmeye talip olanların, burada sayılamayacak kadar çok olan zulüm ve fecaat karşısındaki inanılmaz tepkisizliğine, sessizliğine, basiretsizliğine, korkaklığına ve de şuursuzluğuna üzülürüz. Onca yolsuzluk, rüşvet, soygun, devlet eliyle yağmalama, adam kaçırma, işkence ve kötü muamele vakalarına rağmen, sanki bunlar hiç olmamış ve tespit edilmemiş gibi davranan, daha önce söylediklerini 15 Temmuz sihirli değneği başlarına dokununca unutuveren ve adına muhalefet partileri denilen oluşumların, rotasız, tutarsız, kişiliksiz, etkisiz tutum ve söylemlerine üzülürüz.

Bunların hangisi Türkiye’de yok Meral Hanım?

Bu ülkenin istikbali için onlarca yıldır gece-gündüz çalışan, entellektüel donanımı çok fazla, dünyaya açılmış ve dil, din, milliyet, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan bütün insanları evrensel insanî değerler etrafında, hoşgörü temelinde buluşturmak isteyen, bunun yolunun nitelikli insan yetiştirmekten geçtiğine inanan ve bunu kutsî bir misyon olarak kabul eden insanlara atılan iftiralar, onların değerini düşürmez, tam tersine, böylesine kirlenmiş ve yozlaşmış bir yönetimden ve ona tabi olan veya dolaylı-dolaysız destek veren yığınlardan farkını ortaya koyar.

Bununla birlikte, bu nezih yapının içinde bulunup da kendisine emanet edilen sorumlulukları gaflet veya ihanet eseri olarak suistimal etmiş ve suça bulaşmış olanların, “cezaların şahsiliği ilkesi”ne uygun, adil bir biçimde ve hakkaniyet içinde yargılanmaları ve suçları mevcut ise hakettikleri cezaya çarptırılmaları da bizi üzmez Meral Hanım. Ancak böyle bir yargı, bugün için Türkiye’de asla mevcut değildir.

Odatv yazarlarına yapılan muamele, iktidarın muhalif ses istemediğini ve susturacağını çok taze olarak gösterdiğinden, içinde bulunduğunuz koroya sadakatinizi ve bağlılığınızı sunmanız kişisel menfaatinize uygun olabilir.

Çok yakın olmasa da yakın gelecekte, kimin hırsız, arsız, yolsuz, hain ve terörist olduğunun çok net olarak görüleceğine inanıyoruz. O gün geldiğinde, onlarla aynı safta yer alanların hallerini şimdiden görür gibi oluyoruz ve buna da üzülüyoruz.