Av. Ömer TURANLI /

Geçtiğimiz hafta Ankara Emniyetinde gözaltındaki üniversite öğrencilerine işkence yapılması hukuk devletinde kamu görevlilerinin cezai sorumlulukları konusunu tekrar tekrar konuşmayı gerektiriyor.

Bilindiği gibi 667 sayılı KHK’nın 9. Maddesi, KHK’lar kapsamında işlem yapan kamu personelinin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun bulunmadığı ibaresini taşıyor. Bu madde kapsamında işkence ve kötü muamele fiillerini işleyenlere yargı zırhı getirilmiş gibi duruyor. En azından kamu görevlileri kendilerini şimdilik dokunulmaz hissediyor.

Ancak “Temel hak ve hürriyetlerinin kullanımının durdurulması” başlıklı Anayasa madde 15’e göre:

“Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimsenin, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

“Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi madde 15/2’ye göre de “yaşam hakkına, işkence, kötü muamele ve kölelik yasağı ile ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ ilkesine aykırı tedbir ve kararlar alınamaz.”

Kısaca söylemek gerekirse OHAL KHK’ları ile işkencecilere getirilen yargı zırhının hukuki anlamda hiçbir geçerliliği yoktur. Dolayısıyla işkence yapan kamu görevlileri er ya da geç mahkemelerde hesap verecekler.

Türkiye’nin geçmiş tecrübeleri de bu durumu teyit ediyor. Aradan yıllar geçse de birçok işkenceci yargılandı ve ceza aldı. Bazı isimleri hatırlayalım mesela.

İbrahim Dedeoğlu. 1991’de üniversite öğrencisi Birtan Altunbaş’ı işkence ile öldüren başkomiser aradan yıllar geçtikten sonra yargılandı, ceza aldı ve hapis yattı. 2011’de tahliye oldu. Dedeoğlu, MHP Milletvekili Koray Aydın’ın danışmanlığını bile yapmış bir isimdi. İşkence olayı da Koray Aydın’ın bakanlık yaptığı dönemde gerçekleşmişti. Ama siyasilerle olan sıkı ilişkisi bile polis şefinin ceza almasını engelleyememişti. Hatta Dedeoğlu yargılandığı dönemde mahkemelerde yalnız bırakılmış, kimse arkasında durmamıştı.

Veya Baki Erdoğan’a işkence yaparak ölümüne neden oldukları iddiasıyla yargılanan polis şeflerini hatırlayın.Aydın Emniyet Müdür Yardımcısı İbrahim Türedi,Terörle Mücadele Şube Müdürü Necmettin Aydınkaya, Başkomiser Abdurrahman Çetinkaya, Komiser Cahit Sandıkçı, polis memurları Ayhan Erdal ve Ali Kunal, yargılanmış ve mahkemeler 6 yıl sürmüş ama sonunda 1998 yılında sanıklara 5.5’ar yıl hapis cezası verilmişti.

Mesela, 2009 yılında İstanbul’da MB isimli kişiye işkence eden 3 polis hakkında önce yaralama ve hürriyeti tahditten ceza verilmişti. Ama 2015 yılında Yargıtay bu kararı bozup işkenceden ceza verilmesini istemişti. Sonunda polisler tekrar yargılanmış ve işkenceden hüküm giymişti.

Ya da 2010 yılında Onur Yaser Can’a gözaltında işkence yapan ve intihar ederek yaşamını yitirmesine neden olan 2 polis, uzun süre yargılanmış ve sonunda 6’şar yıl ceza almışlardı.

Veya Oktay Kapsız’u hatırlayın. 2010’da Murat Konuş’u nezarette işkence ederek ölümüne neden olan polis amiri. Kapsız ve beraberindeki polisler 2010’da gözaltına alındı ve işkenceden tutuklandı. Sonra serbest kaldırlar, uzun süre yargılandılar ve en son 2019 yılında Kapsız’a müebbet hapis cezası verildi.

Bunun gibi daha birçok örnek var. İşkenceciler hiçbir zaman güvende olmadılar ve olmayacaklar. Bazen siyasi atmosfer yaptıklarının cezasız kalacağı yönünde onlara umut verse de zaman hep bunun aksini ispatladı, ispatlıyor.

Bugün de üniversitede okuyan kız öğrencilere işkence yapan Ankara TEM polisleri kendilerini güvende hissedebilirler ama meslek büyüklerinin (!) akıbeti ortada. Anayasa ve İHAS ayakta olduğu müddetçe bilmeliler ki er ya da geç yargılanacaklar ve yaptıkları kötülüğün cezasını çekecekler.