Av. Nurullah ALBAYRAK /

Ülkemizin en büyük sorunlarından birisi hiç şüphe yok ki tarafgirlik. Hadiselere kendi bulunduğumuz pencereden bakmayı, kendi mensup olduğumuz kesimin değerlendirmesine göre hareket etmeyi doğru zannettiğimiz için, gerçekleri görmekte ve anlamakta zorlanıyoruz. Bu sağlıksız bakış açısı nedeniyle de bilimsel doğruları, açık gerçekleri bile kabul etmiyoruz. Kendi adıma bu sağlıksız bakış açısını değiştirmeye çalıştığımı ifade edeyim.

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi eski başkanı Hamdi Yaver Aktan, Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Neredeyse günde iki ayrı yazı birden yazıyor. Hukukçu olduğu için hukuk içerikli bir yazı yazdığında verdiği bilgilerin doğru olduğunu, hukuki değerlendirmelerden geçerek yazıldığını doğal olarak düşünmek gerekiyor. Ancak, hukukçu da olunsa tarafgirlikle hareket edildiğinde gerçekler çarpıtılabiliyor ya da en masum ifadesiyle doğru zannedilerek yanlış bilgi verilebiliyor.

Aktan’ın dün kaleme aldığı ‘F. Gülen’in yargı serüveni’ başlıklı yazının hukukçu kimliği ile değil de tarafgirlik kimliği ile yazıldığını söylemek yanlış olmaz. Aktan, yazısında basit araştırmalar sonucunda bulunacak bilgileri ya bilerek ya da sahip olduğu taassup nedeniyle yanlış vermiş.

Yazısında Sayın Gülen’in beraat ettiği yargılama hakkında bilgiler vererek, 4928 sayılı yasa ile terörle mücadele kanununun 1. Maddesinde 07.03.2006 tarihinde değişiklik yapıldığı ve yasanın yayınlandığı gün yani 07.03.2016 tarihinde de Sayın Gülen’in avukatları tarafından Devlet Güvenlik Mahkemesine dilekçe verilerek, müvekkillerinin beraatına karar verilmesini talep ettiklerini yazmış.

Yargıtay dairesi eski başkanı olarak basit bir araştırmayla 4928 sayılı yasanın 15.07.2003 tarihinde yayınlandığınıöğrenmesi mümkün iken yasanın 07.03.2006 tarihinde yayınlandığını yazmış. Yazısında iddia ettiğinin aksine Sayın Gülen’in avukatlarının başvuru tarihi 4928 sayılı yasanın yayınlandığı tarihten yaklaşık 3 yıl sonra 07.03.2006 tarihindedir. Bu bilgiye de açık kaynaklarda yapılacak bir araştırmayla ulaşılabilir. Yani yazısında iddia ettiği gibi ortada manidar bir değişiklik ve zamanlama söz konusu değil.

Yazısında ayrıca dilekçenin Devlet Güvenlik Mahkemesine verildiğini ve DGM tarafından da beraat kararı verildiğini yazmış. Devlet Güvenlik Mahkemeleri  20 Haziran 2004’te yapılan kanun değişikliği ile lağvedildi. 2006 yılında DGM diye bir mahkeme kalmadı. Basit bir araştırmayla bulunabilecek bu bilgiyi öğrenmek için hukukçu olmaya da gerek yok. Ancak, Aktan nedense bu konuda da yanlış bilgi vermiş.

Aktan’ın, bu bilgileri yanlışlıkla yazmış olduğunu farz edersek, yazdığı hiçbir bilginin güvenilir olmadığını söylemek haksızlık olmaz. Eğer bu bilgileri kasıtlı olarak yanlış yazdığını söyleyecek olursak da ‘fetönün siyasi ayağı’ tartışmalarına kendine göre destek olmak istediğini söyleyebiliriz.

Aktan yazısında bu kadar yanlış bilginin içerisinde doğru bir bilgi vererek de zihniyetlerini ortaya koymuş oldu. ‘İzmir-Kestanepazarı Camii Kuran Kursu öğretmenliği yaptığı 1969 yılından itibaren İzmir ve çevresinde Nurcu olarak bilinen kişilerin evlerinde yapılan toplantılara katıldığı ve Nur Risalelerini okuduğu mahkûmiyeti ile sonuçlanan, ancak af yasasıyla kurtulduğu mahkeme dosyalarında mevcut’.

İnsanların evlerinde yasal olan risaleleri okuduğu için cezalandırılmasını doğru gören, masumca bir davranıştan yola çıkarak teoriler üreten, yargılama neticesinde verilen beraat kararından bile rahatsız olan bu tür zihniyetten tarafsız, adil, hakkaniyetli, hukuka uygun bir değerlendirme beklemek zor…