Cemil EMİN /

Odatv haber müdürü Barış Terkoğlu ve gazeteci Hülya Kılınç, Libya’da şehit olan MİT mensubu ile ilgili haberin ardından tutuklandı. Odatv bu tutuklamaları yine “fetö” kavramı üzerinden okumaya ve savunmasını bu blokaj üzerine oturtmaya çalışıyor. Ama bambaşka bir tablo var aslında karşımızda. Biraz fikri takip gerekli doğrusunu anlamak için.

Odatv’nin, AKP rejiminin nefret söyleminin en ön safta taşeronluğunu yapmasına rağmen şu an maruz kaldığı operasyonları önleyememiş olmasındaki tutarsızlığı bir yana bırakalım. Odatv’nin ilkel bir propaganda aygıtı olduğunu; demokratik değerler, temel insan hakları gibi kavramların gazetecilik anlayışlarında yer almadığını; toplumsal nefretin kökleşmesi ve siyasi çıkarların bu zeminde şekillenmesi için istihbarat angajmanlı bir medya oyuncağı olduğu gibi gerçekleri de göz ardı edelim. Minimum seviyede de olsa odatv’nin bir haber sitesi olduğu ön kabulü ile bu tutuklamalara hukuk ve gazetecilik açısından bakarak doğrunun ne olduğunu söylemeye çalışalım.

Her şeyden önce somut olan bir gerçek var. MİT görevlisi bir eski albay ile koruması Libya’da şehit oldu ve odatv bu konuyu haberleştirdi.  Onlardan önce de bu konuyu haber yapan gazeteler ve kamuoyunun bilgisine sunan milletvekilleri de oldu. Buna rağmen MİT kanunu gerekçe gösterilerek Terkoğlu ve Kılınç tutuklandı. İçişleri Bakanı Soylu “hadi yapsınlar bu haberi Almanya’da” diyerek tutuklamalardaki sorumluluğu üstlendi ve doğruluğunu savundu.

Odatv’nin bu tutuklamalarla ilgili olarak ilk eleştirmesi gereken kurum elbette MİT olmalıydı. İlk eleştireceği kişi ise teşkilatı yöneten Hakan Fidan. İkinci olarak bu konuda açıklama yapan Soylu’yu eleştirmeleri gerekiyordu. Ama Odatv öyle yapmadı. MİT’i , Fidan’ı ve Soylu’yu es geçip sorumluluğu muhteşem bir el becerisiyle “fetö”ye yıkmaya başladı. Gerekçe olarak da 9 yıl önce gerçekleşen operasyonları delil olarak sundu. Peki 9 yıl önce gerçekte ne olmuştu.

Önce biraz hatırlatma yapalım. Hakan Fidan göreve geldikten sonra Odatv, Fidan aleyhine haberler yapmaya başlamış ve teşkilatın çiçeği burnunda başkanını yıpratmaya çalışmıştı. Odatv’ye servis edilen bilgilerin teşkilat içinden geldiğini söylemek herhalde yanlış olmaz. Yani odatv ile Hakan Fidan arasında bir hesaplaşma vardı. O dönemin AKP yayın organları da bu durumu aleni olarak ifade etmekten çekinmiyorlardı.

2011 yılı Şubat ayında Odatv operasyonu gerçekleştirilince gözler yine MİT müsteşarı Hakan Fidan’a çevrilmişti. Odatv operasyonun hemen ardından Kaşif Kozinoğlu’nun gözaltına alınması da, teşkilat içinde Fidan’ın temizlik yaptığı şeklinde yorumlanmıştı.

Bu arada dönemin Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ile Hakan Fidan’ın 2 Mart 2011 de görüşmeleri ve Fidan’ın Köksal’a odatv ve Kozinoğlu ile ilgili bir dosya vermesi çok dikkat çekmişti.

Mesela, Takvim gazetesinden Bülent Erandaç 6 Mart 2011’de köşesinde “Eski defterler açılacak” başlığını atıp şöyle yazmıştı, “2 Mart 2011 Çarşamba günü MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’ı ziyaret etti. Fidan’ın Köksal’a, Soner Yalçın-Kâşif Kozinoğlu ilişkisini anlatan kapsamlı bir dosya verdiği düşünülmelidir.”

Yine Takvim gazetesi 11 Mart 2011’de “Tutklama Koz’u” başlıklı bir haber yapıp şu ifadeleri kullanmıştı: “2 Mart’ta ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’ı ziyaret etti ve Yalçın-Kozinoğlu ilişkisini anlatan bir dosya sundu. Geçtiğimiz hafta ise Ergenekon’un “medya ayağına” yönelik operasyon düzenlendi.”

Yine o dönem Star gazetesinde çıkan bir haberde şöyle denilmekteydi: “Kozinoğlu hakkında yakalama çıkmasının ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’ı ziyaret etmiş ve Soner Yalçın’dan elde edilen deliller hakkında bilgi almıştı. Müsteşar Fidan’ın, Soner Yalçın-Kozinoğlu ilişkisini anlatan kapsamlı bir dosyayı Genel Müdür Köksal’a verdiği de ileri sürülmüştü.”

AKP güdümünde yayın yapan gazeteler, odatv ve Kozinoğlu operasyonlarının arkasında Hakan Fidan olduğunu ve Emniyet Genel Müdürü’ne dosyalar vererek soruşturmaları yönlendirdiğini veya katkı sağladığını açık açık yazıyorlardı. Ve bu yazılanlara Fidan veya MİT’ten herhangi bir yalanlama da yapılmıyordu. Bunun anlamı Fidan’ın odatv’ye, soruşturmayı bizzat yönlendirdiği mesajını açıktan vermeyi seçmiş olmasıydı.

Tekrar başa dönecek olursak, Türkiye’nin Libya politikasının dümeninde bulunan Fidan’ın hamlelerinin teşkilat içinde rahatsızlık uyandırdığı, buna paralel olarak yine MİT içerisinden bilgilerin odatv’ye servis edilerek Fidan’ın yıpratılmaya çalışıldığı, cevap olarak da Fidan’ın 9 yıl önce yaptığı gibi yine odatv’ye operasyon yaptırarak iki yazarı tutuklattığı çok açık şekilde görülüyor. Odatv ise ne MİT’e ne başındaki Hakan Fidan’a ne de Soylu’ya tek laf etmeden 9 yıl önceki gerçekleri de saptırarak “fetö” hayali varlığı üzerinden savunma yapmaya çalışıyor.

Bunun aslında anlaşılabilir bir yönü de yok değil. Fidan ve Soylu yargı ve bürokrasi üzerinde bu kadar güçlü iken direk bu isimleri hedef almanın çok işe yarayacak bir savunma argümanı olmayacağı ortada. Öte yandan “fetö ile mücadele” denilen sihirli kilidin açmayacağı kapı ve şüphelinin lehine dönüştürmeyeceği soruşturma yok gibi. Katiller, tecavüzcüler, işkenceciler bile kendilerini “fetö” üzerinden savunmaya kalkıştıkları noktada odatv’nin neden böyle bir hakkı olmasın ki! Hele Türkiye’deki siyasi çıkar çatışmalarında hatırı sayılır bir etki ve pozisyonunuz varsa, “fetö” kolaycılığından faydalanma gibi bir opsiyonu nasıl göz ardı edebilirsiniz ki!

Propaganda makinesi olmak zor iş ne diyelim.