Cemil EMİN /

“Fetö” kavramı toplumsal algıları manipüle etmek için kullanılmaya devam ediliyor. 27 Şubat günü İdlib’deki hava saldırısında 36 askerimizin şehit olması sonrası, AKP rejiminin gerçeküstü bir kurgu olan “fetö ile mücadele” konseptinden biraz uzaklaşarak Rusya ile savaş ihtimali gibi daha somut ve gerçek konulara odaklanacağını düşünenler yine yanıldı. AKP rejimi “fetö” operasyonlarına son hız devam ederken, nefret söyleminin taşeronluğunu yapan medya da şehitler sonrası oluşan toplumsal tepkiyi minimize etmek için yine “fetö” şeytanlaştırmasına sığındı.

27 Şubat tarihinden bu yazının kaleme alındığı tarihe kadar sadece basına yansıyan “fetö” operasyonlarında 341 kişi için gözaltı kararı çıkarıldı veya yakalandı. Gözaltına alınanların tamamı silahlı terör örgütü üyesi veya yöneticisi olmakla suçlanıyor. Ama gözaltına alınanlar hakkında bizzat rejim medyası tarafından verilen bilgiler absürtlüğü izah etmeyi gerektirmeyecek açıklıkta:

Ankara’daki AVM’lerde buluşup sohbet eden 7 kadın gözaltına alındı. Ankara’da üniversitelerde okuyan 66 kız öğrenci yakalandı. Dışişleri Bakanlığı eski çalışanı 121 kamu görevlisi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Denizli’de çeşitli mesleklerden 13 kişi yakalandı. Antalya’da 5 kişi, Yozgat’ta 11 kişi, Kocaeli’nde 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İzmir’de aralarında polis öğretmen ve çeşitli meslek mensuplarının bulunduğu 84 kişinin yakalanması için çalışmalar sürüyor. Ankara’da çoğu polis 24 kişi için gözaltı işlemi yapılıyor.

Bu kadarla da kalmadı. Mesela ünlü bir komedyen Atalay Demirci’ye silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 5 yıl hapis cezası verildi. Ya da kanser hastası Ahmet Burhan Ataç’ın annesi Zekiye Ataç’ın yurtdışına çıkış yasağı mahkeme tarafından kaldırılmış olmasına rağmen, geçen gün havalimanından çıkış yaparak oğlu ile birlikte Almanya’ya gitmesi havalimanı polisi tarafından keyfi şekilde engellendi. Bunların da gerekçesi elbette “fetö”ydü.

Durum sadece operasyonlarla da sınırlı değil. Müthiş bir kara propaganda tüm AKP aparatları tarafından medyaya empoze edilmeye devam ediliyor.

Mesela Doğu Perinçek’in Aydınlığı, Rusya’yla yaşanan krizle ilgili Dugin’i konuşturdu ve ona “Batı Erdoğan karşıtı. Avrupa Erdoğan’ı sevmiyor, ABD Erdoğan’a darbe yapmaya çalıştı. Üstelik ülke içerisindeki Davutoğlu ekibi ve Gülenciler de Erdoğan’ı bu konuda kışkırtıyor ve Rusya ile karşı karşıya getirmeye çalışıyor…. Türk jeopolitiği için İdlib’de ısrar etmek intihar olur. Paralel-Fetullahçı yapı tam da bunu istiyor…” gibi cümlelerini söyletti. Aslında bu tezin gerçeklerle hiçbir ilgisi yok ama daha önemli bir nokta var. Kimse Perinçek’in “bir ultra-milliyetçi Rus’a neden Türk vatandaşları hakkında nefret söylemi içeren cümleler kurdurtuyorsun, yaptığın propaganda bu millete ihanettir” demedi.

Ya da ana muhalefet liderine bilgi verilmemesi üzerine Nuh Albayrak bir twit atıp “ ‘Çanakkale ile İdlib’i bir tutmak cehalettir’ diyen Kılıçdaroğlu, neden Suriye’de olduğumuzu anlamayacak kadar geri zekalı değil. Bu tutum, sınırımızı güven altına alma çabamızı enfekte etmeye yönelik bir FETÖ taktiğidir. Buna mı kritik bilgi verilecek?” şeklinde saçma sapan tezler ortaya attığında kimse çıkıp “Kılıçdaroğlu’na bilgi verilmemesi ile fetö arasında ne ilişkiler var?” diye sormadı.

Veya Yunanistan ile yaşanan göçmen krizi… Erdoğan, Suriye’de şehitler verilmesi üzerine bir yönüyle iç kamuoyunun ilgisini de başka yöne kanalize etmek amacıyla sınır kontrollerini durdurunca binlerce Suriyeli mülteci sınırlara akın etti. Dün tanrı misafiri olarak görünen ama bugün düşmanmış gibi ülkeden kovulan Suriyeli göçmenlerin Yunan sınırında yaşadığı eziyeti bile istismar etmek için AKP trolleri sosyal medyada “fetö” kıyaslamalı ve içerikli paylaşımlar atmaya başladılar. Bulabildikleri en büyük çelişki de “fetöcüleri” kabul eden Yunanistan neden Suriyelileri kabul etmeyerek çifte standart uyguluyormuş. Dün beraber yaşadığınız insanları bugün “fetöcü” diyerek terörist ilan edip ve tüm yaşamsal haklarını ellerinden alıp sürgüne zorlayacaksınız. Öte yandan şahsi ihtiraslar uğruna Suriye’ye girip oranın insanını militarize edip savaşa zorlayacaksınız, savaştan kaçıp ülkenize sığındıklarına önce misafir muamelesine tabi tutacaksınız ama menfaatleriniz değişince aynı Suriyelileri düşman ilan edip Avrupa’ya kovacaksınız. Bunlarla yetinmeyip hem ezip mağdur ettiğiniz iki büyük insani grubun acılarını çıkarlarınız için istismar edip kıyaslamalara tabi tutarak başka rantlar elde etmeye çalışacaksınız. Bu ultra aptallığın ne tür bir zihnin ürünü olduğunu ölçecek bir analitik kabiliyet dünya üzerinde yoktur muhtemelen.

Bu kadarla kalsa iyi. Bugün Erdoğan kameraların karşısına çıkıp dünyanın gözü önünde hiç utanmadan sıkılmadan şu cümleyi kurabildi: “Yunanistan başta olmak üzere tüm AB ülkelerini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine uygun şekilde, topraklarına gelen mültecilere saygılı davranmaya davet ediyoruz.” İnanabiliyor musunuz, Avrupa ülkelerini İHEB’ne uygun davranmaya davete den bir Erdoğan…

İHEB’nin 30 maddesinin en az 24’ünün 5-6 yıldır AKP rejimi tarafından sistematik şekilde ihlal edildiği bir ülke Türkiye. 60 binden fazla insan Türkiye’den Avrupa’ya zorunlu sürgün edilmiş. İçerisi koca bir hapishane; işkencenin, adam kaçırmanın normalleştiği, yüz binlerce insanın sosyal ölüme terkedildiği, yargısız infazların, arındırma politikalarının başarı ölçütü olarak gösterildiği, hem hukuki hem toplumsal olarak raydan çıkarılmış bir ülkenin Cumhurbaşkanı çıkmış İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine uymaya davet ediyor Avrupa’yı.

İşte bu manzara tam olarak Erdoğan siyasetini ve AKP rejimini çok açık şekilde deşifre eden bir tablo koyuyor önümüze. Ne kadar şehit haberi, diplomatik kriz, ekonomik kriz, yolsuzluk, hırsızlık, hukuksuzluk, hak ihlali, beceriksizlik, toplumsal kriz, hata, problem varsa tüm bunların sorumlusu ilk başta ve normalde yönetenlerdir, yani AKP rejimidir. Ama rejim, yüz yüze geldiği bütün problemlerin çözümü için muhteşem bir formül bulmuş durumda: “fetö”! AKP rejimi şehit haberlerine, diplomatik krizlere, ekonomik krizlere, yolsuzluğa, yalana, talana, beceriksizliğe cevap veremeyeceğini bildiği için, ‘fetö’ diyor.

Ama rejim burada tabiki tek sorumlu değil. İktidardan daha fazla topluma karşı sorumluluğu olan kesim muhalefet. AKP rejiminin “fetö” şeytanlaştırmasına sesli olarak doğrudan veya sükutla dolaylı olarak verdiği destekle muhalefet de Türkiye’nin gelmiş olduğu bu über-ultra-absürt gerçeküstü zeminin sorumluları arasında.

AKP rejiminden; tüm kilitleri açan, sorumluluklarını örten, beceriksizliğini göstermeyen, yolsuzluğunu silen, şehitlerin bile sorun olmasını engelleyen sihirli “fetö” anahtarını elinden bırakmasını istemek veya ummak saflık olur. Muhalefet ve ülkenin geleceğini düşünen herkes için, rejimin Türkiye’yi sürüklendiği uçurumdan kurtarmanın tek yolunun bu kilidi kırmaktan geçtiğini haykırmak artık varlık sebebi düzeyinde bir zorunluluk haline geldi. Muhalefet, AKP rejiminin “fetö” diskurundan kopup gerçekler dünyasına yönünü çevirmediği takdirde en az rejim kadar, yaşanan sorunlardan bu millete karşı sorumlu olacak…