Av. Barış ÇELİK /

Bazı şeyler zamanında konuşulmazsa değerini kaybediyor. Susmak, sabretmek, itidalli olmak bazen gerçeği tüm yönleriyle görebilmeye engel oluyor. Aslında söylenmesi gereken şeyler pek de yeni şeyler değil. Uzun süredir dile getirilen konuları tekrar hatırlatmak veya bu konulara daha fazla odaklanmak gerekli.

Türkiye ve dünya İdlib’de şehit olan Türk askerlerini konuşurken, bu noktaya nasıl gelindiğini unutmamak lazım. 15 Temmuz’da gerçekleşen sözde darbe TSK’nin yapısını paramparça etti. Fetömetre, ankesör derken 15 Temmuz’dan bu yana en az 18.500 asker TSK’nden ihraç edildi. General ve amiral sayısı yüzde 40 azalarak 326’dan 196’ya düştü. Hava Kuvvetleri’nden 600’den fazla pilot ihraç edildi. Kurmay kadrosunun büyük bir bölümü darbeci oldukları iddiasıyla tasfiye edildi.

İdlib’de çatışmaya giden askerlerimiz ve tüm askerlerimiz için tedavi desteği sağlayan Askeri Hastaneler kapatıldı. Özellikle silah, bomba yaralamaları konusunda uzman olan askeri doktorlar tutuklandı ya da ihraç edildi. Şehit sayısının artmasında Askeri Hastanelerin KHK ile kapatılmasının önemli bir payı olduğu da bir kenera not edilmeli.

Kendi emrinde görev yapan personelini ihraç ederken ordusunu teröristlerden temizlediğini iddia eden bir komutan tarafından yönetiliyor Türk ordusu. CHP, “Şanlı Türk ordusu, Recep Tayyip Erdoğan’ın değil, TBMM’nin ordusudur” diyor ama şu an o orduyu yöneten savunma bakanı 15 Temmuz’u araştırmak için kurulan Meclis Komisyonu’na gelip ifade vermeye tenezzül etmemişti.

Suriye’de daha önce şehit olan bazı askerlerin haklarında terör soruşturması olduğu ortaya çıkmıştı. Hatta bazı şehit eşleri hakkında, şehadet haberlerinin hemen arkasından bir bankaya para yatırdığı iddiasıyla terör soruşturması başlatılmıştı. Bu haberler halen çok taze ve belleklerdeki yerini koruyor. Daha vahimi, TSK’da fişlemeler yapıldığı ve sakıncalı olarak görünen askerlerin ölmek için ön saflarda cepheye sürüldüğü dahi iddia edilmekte.

Biraz daha geriye gitmek şu an yaşanan olayları anlamak için daha aydınlatıcı olabilir. Rus uçağının düşürülmesi olayını hatırlamak lazım örneğin. 15 Temmuz’dan sonra Rus uçağını düşüren pilotların “fetöcü” olduğu ve bu olayın Türkiye ile Rusya’nın arasını bozmak isteyen “fetö”nün bir eylemi olduğu iddia edilmişti. Hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan Davutoğlu hem de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu uçağı düşürme talimatının kendileri tarafından verildiğini açıklamalarına rağmen bu söylemden vazgeçmediler. Rusya ile ilişkimiz o kadar stratejikti ki, bu ilişkiyi eleştiren herkes Amerikancı(!) “fetö”nün kripto elemanı şeklinde ilan edilmekteydi.

2016’daki darbenin en önemli figürlerinden biri olan Dugin’i ve onun Türkiye ve ortadoğu üzerine tezlerini de anlamadan söylenen hersey eksik kalacaktır.

Yaşananların tam olarak anlaşılabilmesi için gerçeklerin açık olarak konuşulması gerekiyor. Ama algılar, gerçeklerin görülmesini o kadar güçleştirmekte ki en yalın doğrular, en somut veriler bile dile getirilememekte.

Erdoğan’ın ihtiraslarının ve iktidar olma arzusunun  eseri olan “fetö ile mücadele” sürecini konuşmadan Suriye’de olanları tahlil etmemiz neredeyse mümkün değil . Ve bunu yapmak en başta İdlib’deki şehitlerimiz için bir vefa borcudur.