Av. Nurullah ALBAYRAK /

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı konuşmada “Bu ülkede FETÖ’yü terör örgütü olarak ilan edip ona savaş açan, şahsım ve AK Parti’dir” diyerek önemli bir itirafta bulundu. Aslında durumun bu şekilde olduğu biliniyor ancak bunların ifade edilmiş olması tabi ki önemli.

Cumhurbaşkanı, yapacaklarını yaptıklarını gizlemiyor ve toplantılarda da açık olarak söylüyor. Sorun Cumhurbaşkanının söylediklerini muhatapların anlama ve tepki gösterme şeklinde. Bazıları söylenenlerin hedefi olarak kendisini görmüyor, kimi ise hasmı olarak gördüğü grubu hedef alan sözler olduğu için tepki göstermiyor.

Cumhurbaşkanının dünkü açıklamasını duyan muhalefet partisi yetkilileri bu söz karşısında bir tepki göstermiyorsa, Cumhurbaşkanının ‘fetöcü’ ithamına muhatap olduklarında tepki göstermeye de hakları olmaz. Nedeni gayet açık. Terör örgütü olarak ilan edip savaş açan Cumhurbaşkanı olduğuna göre, bu örgütün yöneticilerinin, kurucularının, üyelerinin, destekçilerinin de kim olacağına karar verecek kişinin Cumhurbaşkanı olmasından daha doğal ne olabilir ki?

‘Cumhurbaşkanı ya da başbakan olarak bir grubu nasıl terör örgütü ilan edersin ve savaş açarsın. Ortada bir suç varsa bunu değerlendirecek olan bağımsız yargıdır siyasi iktidar değil’ tepkisini göstermeyen muhaliflerin kendilerine suçlama geldiğinde yöneltecekleri tüm itirazlar anlamsız olacaktır.

Aslında Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarı temsilcilerinin özellikle 2014 sonrasında yargının alanına giren konularda planlama yaptıklarını açık olarak ifade ettiklerinde bu tepkinin gösterilmesi gerekiyordu. Muhalefet o gün gerekli tepkiyi göstermedi. O gün gerekli tepki gösterilseydi bugün Osman Kavala’nın tahliye edilmemesini konuşuyor olmazdık.

Ne demişti Cumhurbaşkanı ve neler yapmıştı tekrar hatırlayalım:

Sulh Ceza Hakimliklerinin kurulması

HSYK 1. Dairesi, 16 Temmuz 2014 tarihinde birçok ile sulh ceza hâkimi atamış, İstanbul Adliyesi’nde de altı ayrı sulh ceza hâkimi görevlendirmişti. 20 Temmuz 2014 tarihinde, Başbakan Ordu ilinde, (iki gün sonra) polislere karşı yapılacak operasyonu kast ederek, “Yargı süreci başlıyor; (bu süreci) sulh ceza hâkimlikleri götürecek” demiştir[1]. Aynı gün, “Paralel yapıyla mücadele için, biliyorsunuz …, sulh ceza hâkimliği ile alakalı da atamalar yapıldı. Bunların hepsi yarından itibaren görevlerini yapmaya başlayacaklar. Gerek emniyet, gerek yargıda nelerin olacağını göreceğiz.” açıklamasını yapmıştı[2].

21.07.2014 tarihinde sulh ceza hâkimleri göreve başladı ve bu hâkimlerden biri, aynı gün, 106 klasör, 7 hard disk ve 238 kişiye ait dinlemeler ile 1292 sayfalık CD’yi ve daha birçok belgeyi inceleyerek, ‘Paralel Yapıya’ mensup olduğu iddia edilen 100’den fazla polise ilişkin arama ve el koyma kararları verdi. 22.07.2014 tarihinde gece saat 1.30’da ise arama işlemleri fiilen başlatılarak, polisler gözaltına alınmış ve onlarca polis sulh ceza hâkimleri tarafından tutuklanmıştı.

“İnlerine gireceğiz”

7 Ağustos 2014 tarihinde, o tarihteki Başbakan, Gaziantep ilinde yaptığı konuşmada, 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk operasyonlarını yürüten polislerin gözaltına alınıp tutuklanması olayını kast ederek, “İnlerine gireceğiz dedik; girildi mi? Girmeye devam edeceğiz.” demiştir. Böylece, savcı ve hâkimlerce alındığı zannedilen kararların gerçek karar alıcısını 2014 yılında açıklamıştı.

Aynı durum, 4 Mart 2016 tarihinde Zaman Gazetesi’nin bağlı olduğu şirkete bir sulh ceza hâkimi tarafından kayyım atama kararı verilmesinden sonra da yaşandı. Burdur’da 11 Mart 2016 tarihinde yaptığı konuşmada bu olayı kast ederek, “Ne dedim? Bunların inine gireceğiz. Girdik mi? Girmeye devam ediyor muyuz?” ifadelerini kullanarak[3], gazeteye kayyım atama kararını kimin aldığını açıkça ifade etmişti.

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi

Cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra, bu kez Gülen Hareketini Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne (“MGSB” veya “Kırmızı Kitap”) “terör örgütü” olarak koyduracağını kamuoyuna açıkladı. 12 Mayıs 2015 tarihinde Belçika dönüşünde, uçakta gazetecilere Yargı bundan sonra Kırmızı Kitaba göre karar verecek demişti[4]. Bunun anlamı, mahkemeler bundan sonra, Anayasa, yasalar ve evrensel normlara göre (AY m. 138/1) değil, neleri içerdiği halk tarafından bilinmeyen, resmen gizli bir belge olan ve hukukun kaynakları arasında yer almayan MGSB’de yazılanlara göre karar verecektir. Bu talimatın üzerinden 38 gün geçtikten sonra, İstanbul 5. Sulh ceza hâkimi, tutuklamaya ilişkin 23 Haziran 2015 tarihli kararının gerekçesinde, açıkça Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne dayanmıştır. İstanbul Anadolu 3. sulh ceza hâkimliği ise, 8 Eylül 2015 tarihli kararında (No. 2015/2983) açıkça şu gerekçeye yer vermiştir: “Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde tavsiye olarak Paralel Devlet Yapılanması (PDY/Fetullahçı Terör Örgütü, Fetö) olarak kabul edilmiş, bu tavsiye üzerine, Bakanlar Kurulu Kararıyla da bu yapılanmalar terör örgütü olarak kabul ve ilan edilen terör örgütüne finansal destek sağladıkları …”. Benzer ifadeler, İstanbul Anadolu 9. Sulh ceza hâkiminin 7 Eylül 2015 tarihli kararında da tekrarlanmıştır.

MİT Tırları olayı

Cumhurbaşkanı, 12 Mayıs 2015’te, Belçika dönüşünde gazetecilere, Adana’da MİT Tırlarına ilişkin soruşturmaları yürüten dört savcı ile bir albayın tutuklandığı olayı kast ederek, Burada bu tutuklama süreci muhtemelen diğerleriyle devam edebilir. Görünen o.” demişti[5]. 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk soruşturmalarında hâkimlik kararlarına imza atan hâkim Süleyman Karaçöl, örgüt üyeliği ve Hükümete darbeye teşebbüs suçlamasıyla 15 Eylül 2015’te tutuklandı[6]. Aynı yolsuzluk soruşturmasının savcısı Muammer Akkaş hakkında da, 12 Eylül 2015 tarihinde tutuklanması amacıyla yakalama kararı çıkarıldı. Tutuklama kararlarının mahkemeler tarafından değil, bazı iktidar mensuplarınca alınıp, zamanı gelince hâkimlere imzalatıldığı bu açıklamayla ifade edilmiş oldu.

“Paralelle bağlantılı hakimler(!)”

Cumhurbaşkanı, 20 Mart 2015 tarihinde Ukrayna ziyareti dönüşü, Paralelle bağlantılı davalarda karar veren hâkimleri yakından takip ediyoruz demiştir. Böylece, hâkim ve savcılara, kararlarınızı yakından takip ediyoruz; ayağınızı denk alın anlamına gelen bir mesaj verilmiştir.

Mustafa Başer ve Metin Özçelik olayı

İstanbul Asliye ceza hâkimleri Metin Özçelik ve Mustafa Başer, 30 Nisan ve 1 Mayıs 2015 tarihlerinde tutuklandı. Tutuklama kararlarında, verdikleri yargısal kararlar dışında başkaca hiçbir somut suç delili gösterilmeden (bkz. 20.1.2016 tarihli AYM kararı, para. 135 ve Karşıoy Gerekçesi), söz konusu iki hâkim, Hükümete darbe teşebbüsü ve silahlı terör örgütü üyeliği ile suçlanmışlardı. Cumhurbaşkanının verdiği mesajının içeriği bu tutuklama kararlarıyla anlaşılmış oldu.

İki hâkimin tutuklanmasındaki müdahale bununla da sınırlı kalmadı. 25 Nisan2015 tarihli tahliye kararından hemen sonra, HSYK toplanarak iki hâkim hakkında soruşturma açmış, buna rağmen Cumhurbaşkanı, 26 Mayıs 2015 tarihinde “HSYK geç bile kaldı” açıklamasını yapmıştır. HSYK 2. Daire Başkanı Mehmet Yılmaz da, “Geç kaldık, özür diliyorum” anlamında bir açıklama yapmıştır.

12 Haziran 2015         tarihinde, Yeni Şafak Gazetesi’ne demeç veren HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, gazeteye göre, “… HSYK’nın paralel yapı soruşturmalarında görev alan yargı mensuplarının arkasında olduğunu dile getiren HSYK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, Mayıs ayında gerçekleştirilen kamikaze hâkim vakasının bir benzerinin planlanması veya hayata geçirilmesi durumunda ise gereğinin aynı şekilde yeniden yapılacağını ifade etti.”. Bu ifade, hakim ve savcılara gözümüz üzerinde mesajı oldu.

Can Dündar olayı

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, 19 Ocak 2014 tarihinde Adana’da durdurulan MİT TIR’larıyla ilgili olarak, TIR’larda Suriye’ye silah taşındığının kanıtlarını içeren bir haberi 29 Mayıs 2015 tarihinde gazetede yayınlamıştı. Bu haber sonrası, 31 Mayıs 2015 tarihinde katıldığı TRT 1’deki canlı yayında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu haberi özel haber olarak yapan kişi de öyle zannediyorum ki, bunun bedelini ağır ödeyecek; öyle bırakmam onu” demiştir[7].  Can Dündar, haber dışında başkaca suç delili olmadan, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimi tarafından 26 Kasım 2015 tarihinde tutuklanmıştır.

“İçeri alan biziz”

6 Nisan 2017 tarihinde katıldığı bir canlı televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanının 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün, “kontrollü bir darbe girişimi” olduğu yönündeki eleştirilerine cevap verirken, şu ifadeleri kullanmıştı: “… Cezaevlerinde olanları sen mi içeri soktun? Devletin bütün kademelerinde olanları toparlayıp içeri alan biz değil miyiz? Cezaevinde olanları toparlayıp içeri alan biz değil miyiz” (@ciftler76, 7/04/2017, 07:05. Ayrıca, www.haberatlantis.com, 07 Nisan 2017). Bu ifadelerden, 15 Temmuz 2016 sonrası yapılan 50 000’den fazla tutuklamaların hâkimler tarafından kararlaştırılmadığı açık olarak anlaşılabiliyor.

Mahkemeleri günbegün takip eden bir Cumhurbaşkanı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran 2017 tarihinde Gölbaşı’nda düzenlenen “İç Güvenlik Birimleri İftar Programı’nda”, aynı tarih itibariyle derdest olan ve duruşmaları yapılan yargılamaları kast ederek, şu açıklamayı yapmıştır: “Başdanışmanlarımın tamamıyla duruşmaları takip ediyorum. Yarısı Ankara, yarısı İstanbul olmak üzere duruşmaları takip ediyorlar. Günbegün raporlarını alıyorum; ne oluyor, ne bitiyor? Takip ediyorum.

31 Mart 2017 tarihinde, sekiz aydır tutuklu olan ve çoğunluğu Zaman Gazetesinde çalışmış 26 gazeteciden 21’inin tahliyesine karar veren İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin başkanı İbrahim Lorasdağı ve üyeler Barış Cömert ve Necla Yeşilyurt Gülbicim, sadece bu karar nedeniyle, 3 Nisan 2017 tarihinde HSYK tarafından haklarında soruşturma başlatılarak açığa alındılar. 8 sanığın tahliyesi yönünde görüş bildiren duruşma savcısı da aynı gün açığa alınarak diğer yargı mensuplarına AKP iktidarı gerekli mesaj vermiş oldu.

Yargının siyasi mücadelesi

Açığa alma kararından hemen önce, iktidara yakın bazı gazeteciler, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinin başkan ve üyelerini tehdit etmiş ve tutuklanmaları gerektiği yönünde mesajlar yayınlamışlardır.[8] Ayrıca 1 Nisan 2017 tarihinde, saat 00:17’de Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK 1. Daire üyesi Kenan İpek, twitter hesabından şu açıklamayı yapmıştır: “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karşı TÜRK YARGISININ ve HSYK’nın yürüttüğü mücadele ilk günkü AZİM ve KARARLILIKLA sürdürülecektir.” (@kenanipek53, 1/04/2017, 00:17). Bu mesajlardan sonra, tahliye edilen 21 kişi, cezaevi araçlarında bekletilerek haklarında tekrar gözaltı ve tutuklama kararları verilmiş ve fiilen hiçbir zaman serbest bırakılmadan, yeniden cezaevine gönderilmişlerdir.

HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz, açığa alma kararının gerekçesini 7 Nisan 2017 tarihinde şu şekilde açıklamıştı: “Delillerin henüz toplanmamış olması ve dosyanın tekemmül etmemiş olması, verilen tahliye kararının makul, mantıklı ve geçerli nedenlere dayanmadığı, tutarsız ve hukukilikten uzak olduğu … ölçülülük ilkesi gözetilmeden verilen tahliye kararının toplumda infial uyandırdığı ve kamuoyu vicdanını yaraladığı” gerekçesiyle HSYK dört yargı mensubunu görevden uzaklaştırdı (www.hukukihaber.net, 07 Nisan 2017). Böylece yargısal bir karar, idari bir organ olan HSYK tarafından hukuken denetlenmiş, yargısal karar veren hâkimler açığa alınmış ve yargı bağımsızlığı bitirilmişti.

Maalesef HSK’nın yargıya müdahalesine dair örnekleri çoğaltmak mümkün. Osman Kavala’nın beraat etmesine rağmen yeniden tutuklanması, yargının ilk defa yaptığı bir hukuksuzluk değil. Eğer muhalefet partileri ve tüm muhalifler ama, fakat, onlar da şunu yaptı gibi anlamsız gerekçelere takılmadan, AKP iktidarının hukuksuzluklarına itiraz etmezse son da olmayacak gibi…

[1] http://www.internethaber.com/yarginin-yeni-hakimlerinden-ilk-icraat-cemaate-1227131y.htm

[2] http://haber.star.com.tr/politika/basbakan-erdogan-paralel-yapiyla-mucadele-etmeyen-bedelini-agir-oder/haber-915819

[3] Milliyet Gazetesi: http://www.milliyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-burdur-gundem-2208110/

[4] http://www.habererk.com/siyaset/erdogandan-u-donusu/15294

[5] http://www.aksam.com.tr/siyaset/paralel-yargiya-karsi-tutuklamalar-surecek/haber-404841

[6] http://www.trthaber.com/haber/turkiye/eski-hakim-suleyman-karacol-tutuklandi-203815.html

[7] http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/erdogandan-can-dundara-tehdit-846822/

[8] İktidarı sürekli savunan Ersoy Dede, 31 Mart 2017 tarihinde, “Bu yetmez @cemkucuk55 .. tahliye kararlarının altında imzası olan hakimler tek tek toplanacak.” (@ersoydede, 31/03/2017, 21:46) mesajını paylaşmıştır.