Av. Kemal ŞİMŞEK /

Ülkemizde mahkemeler, ismi Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) olarak değişen ve 13 üyeden oluşan organın otoritesi altında faaliyetlerini yürütüyorlar. Mahkemelerin başkan ve üyeleri HSK tarafından atanır ve görevden alınır. Meslekte yükselmelerine HSK karar verir. Bu hâkimler hakkındaki disiplin ve ceza soruşturması izni verme yetkisi de HSK’ya aittir. Meslekten ihraç cezası dâhil tüm disiplin cezaları da HSK tarafından verilir. Yargıtay ile Danıştay üyelerini de HSK seçer. Kısaca, Venedik Komisyonunun 13 Mart 2017 tarihli Raporunda belirtildiği gibi, HSYK’yı (şimdi HSK’yı) kontrol eden güç, Türk Yargısını kontrol etme imkânına sahip olur.[1]

Türk yargısının kimler tarafından kontrol edildiğini, Cumhurbaşkanının açıklamaları ve HSK’nın uygulamalarıyla anlamak mümkün. HSK’nın tüm refleksi bizzat Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanının genel başkanı olduğu AKP iktidarının açıklamalarına göre hareket etmektedir. Kısaca HSK’yı ‘atıl kurt’ refleksiyle hareket eden bir yapı olarak tanımlamak doğru olur.

Cumhurbaşkanı bir yargı kararıyla ilgili açıklama yapıyor HSK, Cumhurbaşkanının hedef gösterdiği mahkemenin hakim ve savcıları hakkında hemen işlem yapıyor. Hakimlerin görev yerlerini değiştiriyor, mahkemeye yeni hakimler atıyor ve Cumhurbaşkanının istediği şekilde karar vermesini sağlıyor.

Osman Kavala’nın beraat ve yeniden tutuklanma süreci de Cumhurbaşkanının yaptığı ‘bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar’ açıklaması sonrasında HSK’nın ortaya atılmasıyla yaşandı. Kavala beraat etmesine rağmen, saçma sapan iddialarla yeniden tutuklandı.

Türkiye’de yargıyı kontrol eden güç Hakimler Savcılar Kurulu, HSK’yı kontrol eden güç ise doğrudan Cumhurbaşkanı ve AKP iktidarıdır. Bu gerçeği anlamak için Osman Kavala’nın beraati sonrasında cezaevinden çıkamadan yeniden tutuklanmasına gerek yoktu. AKP iktidarının 17/25 sonrasında yargı üzerinde yaptığı hamlelere bakıldığında bu gerçeği görmek mümkündü.

Buyurun size bir hatırlatma. Sonra tekrar değerlendirme yapalım. Bu şekilde çalışan bir yargıdan AKP iktidarının isteği dışında bir karar çıkar mı?

12.9.2010 tarihli referandum sonrası yürürlüğe giren Anayasa değişikliği ile HSYK’nın 7 üyeden oluşan daha önceki yapısı değiştirilerek 22 üyeli yeni bir yapı oluşturuldu. Anayasanın değiştirilen 159. maddesi uyarınca, HSYK üyelerinin büyük çoğunluğu, ilk derece ve üst mahkeme üyelerinin kendi aralarından seçtiği üyelerden oluşmaya başladı. HSYK seçimleri de her dört yılda bir yenilenecek şekilde öngörülmüştü. Toplam 22 üyenin 10’u ilk derece mahkemeleri hâkim ve savcıları tarafından, 3 üye Yargıtay, 2 üye ise Danıştay üyeleri arasından seçilmekteydi. 4 üye Cumhurbaşkanınca atanıp, 1 üye Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca seçilmekteydi. Kurul başkanı Adalet Bakanı olup, Adalet Bakanlığı müsteşarı kurulun doğal üyesidir.

13.10.2010 tarihinde yapılan seçimlerle belirlenen üyelerin görev süreleri dolunca, ilk derece yargı mensuplarınca, 10 üyenin belirlenmesi için, 13.10.2014 tarihinde yeni bir seçim yapılmıştır.

Bu seçimler yapılmadan önce, yürütmenin organize ettiği bilinen Yargıda Birlik Platformu (YBP), bir grup hâkim ve savcıyı, adli ve idari yargıdan kendi adayları olarak belirleyip kamuoyuna açıkladı.

Seçimlerinden hemen önce, dönemin Ak Parti Meclis Grup Başkanvekilleri Mahir Ünal ve Mustafa Şentop, YBP listesindeki adayların seçilememesi durumunda seçim sonuçlarını tanımayacaklarını açıklamışlardı[2]. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise, seçimleri YBP listesindeki adayların kazanması halinde, hâkim ve savcılara aylık 1000 Türk Lirası civarında maaş zammı yapacaklarını açıkladı.

Adalet Bakanlığında çalışan hâkim ve savcı kökenli bürokratlar, illerdeki mahkemelerde resmi olarak görevlendirilerek (masrafları devlet bütçesinden karşılanarak), YBP listesindeki adayların kazanması için çalışma yapmaya başladı. Bakanlık görevlileri, adliyelerde hâkim ve savcıları ziyaret ederek, YBP adaylarına oy vermelerini istediler. Tüm bu seçim çalışmalarında da kamuya ait araçlar ve il valiliklerinin imkânları kullanıldı.

4.10.2014 tarihinde, Başbakan Ahmet Davutoğlu, YBP temsilcilerini Başbakanlıkta kabul ederek bu gruba olan desteğini kamuoyuna göstermişti. YBP temsilcileri, Başbakan ile yapılan bu toplantı sonrası, seçilmeleri kazanmaları halinde “yürütme  organı ile uyum içinde çalışacaklarını”, hâkim ve savcıların  maaşlarına 1000 Türk Lirası civarında zam yapılmasını sağlayacaklarını, disiplin cezası almış hâkim ve savcılara disiplin affı getireceklerini ve böylece 1500 civarındaki hâkim ve savcının disiplin cezalarının tamamının affedileceğini[3], Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayılarını artıracaklarını kamuoyuna deklare etmişlerdi. Tamamı yasa değişikliğini gerektiren tüm bu vaatler toplumun gözü önünde yaşandı.

HSYK seçimlerinde, toplam 10 üyenin 8’ini, yürütme ile uyum içinde çalışma sözü veren YBP adayları kazandı. Adalet Bakanı, 13.10.2014 akşamı, Ankara Hâkimevi önünde yaptığı basın açıklamasında, seçim sonuçlarından memnuniyetlerini açıkladı. Dört üye Cumhurbaşkanı tarafından atanmış, bir üye yürütmenin kontrolündeki Adalet Akademisinden seçilmiştir. Adalet Bakanı ile müsteşarın doğal üye olduğu dikkate alındığında, HSYK’nın 22 üyesinden 15’i, yürütme ile uyum içinde çalışma sözü veren veya yürütmenin doğrudan atadığı üyelerden oluştu.

13.4.2014 tarihli HSYK seçimlerinden hemen sonra, disiplin affına ilişkin yasa iktidar partisine ait milletvekillerinin oyları ile kabul edildi. Böylece disiplin cezası almış 1500 civarındaki hâkim ve savcının disiplin cezası affedildi. Disiplin cezaları affedilenler arasında, 17-25 Aralık 2013 tarihli ve bazı bakanların karıştığı yolsuzluk soruşturmalarını, “kovuşturmaya yer yoktur” kararı vererek kapatan İstanbul savcısı Ekrem Aydıner ile 19 Ocak 2014 tarihli Adana MİT Tırları soruşturmasını yürüten 4 savcı ve bir albayı tutuklayan Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Uğur Kalkan da, disiplin cezası affedilen hâkimler arasındadır.

Adalet Bakanı ve YBP üyelerinin söz verdiği 1.154 TL aylık maaş zammı da, iktidar partisine mensup milletvekillerinin oyları ile kabul edilen bir yasa ile gerçekleştirildi. YBP temsilcilerinin son vaadi olan Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısının artırılması hususu da, 12.12.2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan bir yasa ile gerçekleştirildi.

YBP üyelerinin tüm vaatlerinin yasa değişikliğini gerektiren türden vaatler olduğu gözden kaçırılmamalı. HSYK’nın yasa yapma yetkisi olmadığına göre, bu vaatlerin tamamının iktidar partisi milletvekillerinin oyları ile kabul edilen yasalarla gerçekleştiği dikkate alındığında, YBP listesinden HSYK üyeliğine seçilen üyelerin yürütme organı ile, “yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı” ilkeleri ile uyuşmayan bir ilişki içinde oldukları anlaşılır. Hükümet desteği ve meclisteki çoğunluğa dayanılmasa veya yürütme organından bahse konu vaatler hususunda sözler alınmamış olsa, YBP üyelerinin bu vaatleri dile getirmeleri mümkün olmazdı. HSYK seçimlerinden kısa bir süre sonra, vaatlerin tamamına ilişkin yasa değişiklikleri, iktidar partisi milletvekillerinin oyları ile hayata geçirildi.

Yürütme organı ile uyum içinde çalışma sözü veren ve yürütmenin belirlediği veya atadığı 15 HSYK üyesi, 13.10.2014 tarihinden görev sürelerinin sona erdiği tarihe kadar, birkaç yer değişikliğine itiraz hariç, HSYK Genel Kurulu’nda alınan kararların tamamında aynı yönde oy kullanmışlardır. 15 üyenin tamamı, Yargıtay ve Danıştay üyelik seçimleri dâhil, hiç fire vermeden, tüm kararlarda aynı yönde oy kullanmışlardır.

Tüm bu somut olgular neden olmuş olmalı ki, Avrupa Konseyi organlarının belgelerinde, Yargıda Birlik Platformu(Sonradan “Yargıda Birlik Derneği” (YBD)’ne dönüşmüştür.), “government oriented” bir yapı olarak nitelendirilmiştir.[4]

Yargıda Birlik Derneği ve HSYK üyesi Turgay Ateş, 13.6.2016’da Malatya’da bir toplantıda şu açıklamaları yapmıştı: “Biz şunu gördük: Yargının içindeki maalesef malum yapı temizlenmeden yargı düştüğü yerden kalkamayacak. Bizim HSYK’mızın birinci önceliği, Yargıda Birlik Derneği’nin bize verdiği güçle bu amacı gerçekleştirmek. Tabi bu amacı gerçekleştirebilmek için HSYK’nın elinde çeşitli usuller var. Bu usuller mevzuat çerçevesinde ancak netice bulabiliyor. Bu süreç çok uzuyor. Biz, Devlet Denetleme Kurulu’nun HSYK’dan da istediği ‘mücadele anlamında ne tür şey yapabiliriz’ şeklindeki öneriye ben bizzat şahsım olarak ve kuruldaki başka arkadaşlarımız da, ‘Bir mevzuata ihtiyacımız olduğunu, bu mevzuat çerçevesinde bu yapı ile mücadele noktasında ciddi bir faaliyete girebileceğimizi’ kendi adıma da arz ettim. Bu faaliyet mevzuat çalışması yapılmadıktan sonra tabi elimizdeki prosedüre göre bu arkadaşlarımızla mücadele edeceğiz. Neticeyi ne kadar alabiliriz, o Allah’tan. Ama biz vazifemizi sonuna kadar yapmak adına her gün aynı irade ile bu çalışmaya devam edeceğiz.[5] Bu beyan ile, yürütme içerisinde yer alan  Devlet Denetleme Kurulunun HSYK’dan bir mücadele istediği, HSYK’nın da bu talimatı yerine getirdiği ve HSYK’nın yürütmeye karşı bağımsız olmadığı açıkça itiraf edilmiştir.

Aynı toplantıda açıklama yapan dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yüksel Kocaman (şimdiki Ankara Cumhuriyet Başsavcısı) ise şu açıklamalarda bulunmuştur: “Sayın HSYK üyemizin de bahsettiği üzere, Ankara’da tam bir uyum içerisinde Adalet Bakanlığı, HSYK, Yargıda Birlik Derneğimiz çalışma içerisinde. Belki istenen hedeflere çok kısa sürede ulaşamıyoruz, eleştirilen yanlar mutlaka var. Ama bu bir süreç. Herkes iyi niyetle elinden geleni yapıyor. Bunun mevzuat ayağı var, HSYK’nın yapacağı işler var, Bakanlığımızın yapacağı işler var. Uyum içinde iyi niyetle çalışılıyor. Aksaklıkların, eksikliklerin farkındayız. Bu bir süreç; daha kısa sürede daha iyi neticelere ulaşacağız diye ümit ediyoruz.[6] Bu ifadelerle, Yargıda Birlik Derneği (YBD), HSYK ve Adalet Bakanlığının (yürütme) birlikte hareket ettikleri, yürütme organı ile HSYK’nın uyum içinde çalıştığı bir kez daha itiraf edilmiştir; YBD’nin Adalet Bakanlığınca organize edilip desteklendiği yönündeki görüşler böylece teyit edilmiştir.

Anayasaya göre, HSYK, “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar” (AY m. 159/1). Mahkemelerin bağımsızlığının olmazsa olmaz unsurlarından biri de hâkimlerin görev süreleri dolmadan üyelikten çıkarılamamalarıdır. Buna rağmen, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimin üzerinden on iki saat geçmeden, darbe girişimi ile hiçbir ilişkisi olmayan beş HSYK üyesinin üyeliğine, hiçbir ön soruşturma yürütülmeden, savunmaları alınmadan ve görev süreleri dolmadan son verilmiştir. Beş üye, ağır cezalık suçüstü hali olmamasına rağmen, hiçbir yasal güvenceye uyulmadan, yetkisiz bir savcılıkça gözaltına alınarak yetkisiz bir hâkimlik tarafından tutuklanmışlardır. Yerlerine yasal olarak geçmesi gereken dört yedek üyenin üyeliğine de aynı gün son verilmiştir. Böylece, 16.7.2016 tarihli üyeliğe son verme olayı sonrası, neredeyse tüm HSYK üyeleri, yürütme organıyla uyum içinde çalışma sözü veren veya doğrudan yürütmenin atadığı üyelerden oluşmuştur.

HSYK üyeleri, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçme yetkisine sahiptir. Yargıtay’ın tüm üyelerinin üyelikleri 23.7.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan yasa ile sonlandırılmış ve yeni üye seçimi yapılmıştır. Yargıtay’ın 267 üyesini, 25.7.2016 tarihinde, AKP iktidarı tarafından oluşturulan HSYK tarafından belirlemiştir. HSYK, aynı yasa ile tüm üyelerin üyeliği sonlandırılmış olan Danıştay’ın da 75 üyesini aynı gün belirlemiş, bu mahkeme 25 üye ise doğrudan Cumhurbaşkanınca atanmıştır. Böylece, iki yüksek mahkeme, darbe girişiminden on gün sonra yeniden oluşturulmuş ve tüm üyeleri AKP iktidarı tarafından belirlenmiştir.

Hakimler Savcılar Kurulunun bu yapısını gören, bilen, okuyan herkes HSK’nın Cumhurbaşkanı ve AKP’nin ağzından çıkanı emir olarak değerlendirip gereğini yapacağını anlayacaktır. HSK, Osman Kavala’yı beraat ettiren mahkeme heyetiyle ilgili işlem yaptığı ve yeniden tutuklanmasının önünü açtığı için kötü değil, 2014 sonrasında yaptığı tüm uygulamalar ve aldığı kararlarla sadece AKP iktidarını menun etmeye çalıştığı için kötü bir yapıdır. Bu gerçeği görebilirsek mücadele daha doğru yapılabilir….

[1] Bkz. Venedik Komisyonu’nun 13 Mart 2016 tarih ve “TurkeyOpinion on the Amendments to the Constitution adopted by the Grand National Assembly on 21 January 2017 and to be submitted to a national referendum on 16 April 2017” (Opinion No. 875/2017) isimli Görüşleri, paras. 114 vd.

[2] www.cumhuriyet.com.tr/…/AKP_demokrasisi___Kazanirsak_mesru__kaybedersek_gayrimesru_.html

[3] www.memurlar.net/haber/482227//.

[4] Bkz. 12-16 Ekim 2015 tarihli GRECO “Evaluation Report – Turkey”, s. 31.

[5] http://www.cnnturk.com/turkiye/hakim-ve-savcilar-iftarda-bulustu-devletin-yanindayiz

[6] http://www.cnnturk.com/turkiye/hakim-ve-savcilar-iftarda-bulustu-devletin-yanindayiz