Av. Sabri ERGÜN /

Gün geçmiyor ki popüler “fetö” şayiası sayesinde gerçeklerin çarpıtıldığı, herkesçe malum olan bir takım verilerin manipüle edildiği bir olaya daha şahitlik etmiş olmayalım. Bu seferki Fox Haber ekranlarında Fatih Portakalın sunduğu ana haber bülteninde yaşandı.

18 Şubat akşamındaki Ana haber bülteninde Gezi davasıyla ilgili son durumu paylaştıktan sonra bir izleyicinin mesajını okuyor Fatih Portakal. İzleyici kısaca Gezi olaylarının çevre duyarlılığıyla ilgili olmadığını, dışarıdan kontrol edilen bir örgütlenmeyle mevcut hükümeti yıkma amacı taşıyan bir isyan olduğunu savunuyor mesajında. Bunun üzerine muhtemelen gönlü bu mesajı onaylamaya el vermeyen Fatih Portakal, “Aslına bakarsanız” diye giriyor söze ve eğer bir provokasyon varsa bir yağma talan varsa bunun o zamanki “fetöcü” polisler tarafından yapıldığının anlaşılacağını iddia ediyor. Hem de somut bir delilinin olmadığını belirterek. Yine de iddiasını temellendirmeye çalışıyor, o polislerin büyük bir kısmının hapiste olduğunu belirterek.

Kendi içinde çelişen tutarsız ve dayanaksız bu iddiayı nerden düzeltmeye başlamalı bilemiyorum ama sayın Portakal’a ilk olarak şunları sormak gerek:

  1. Öncelikle somut bir deliliniz olmadığını söylemenize rağmen nasıl bir varsayım üzerinden çıkarım yapabiliyorsunuz? Somut delili olmayan bir olayda bir gazeteci olarak temkinli davranmanız gerektiği yerde neden kolaycılığa kaçarak iktidar söylemine sığınıyorsunuz? Bunun bir algı yaratma çabası yada böyle bir çabaya hizmet eden bir söylem olduğunun farkında olmalısınız.
  2. Anarşinin kaynağı olarak isnatta bulunduğunuz kimselerin pek çoğu sizin de ifade ettiğiniz gibi cezaevinde bulunuyor. Ne bu iddialara cevap hakkı bulabilecekleri bir ortam ne de bunlar karşısında hukuki yollara başvurabilme imkanları bulunuyor. Acaba bunun da vermiş olduğu bir kolaycılık mı size bu sözleri fütursuzca sarf edebilme rahatlığı sunuyor? Ayrıca bu kişilerin hepsinin sanki Geziyle ilgili olarak tutuklanmış olduklarını ima ederek dayanaktan yoksun söyleminizi desteklemeye çalışıyorsunuz. Halbuki o dönemki amirlerin ve polislerin tutuklanmaları kahir ekseriyetle 17-25 Aralık sonrasına dayanmakta. Ayrıca eylemciler hakkında iddianame hazırlanması ile çadırların yakılması arasında adeta bir bağlantı kurarak bu iki olayın da “fetö” izleri taşıdığına yönelik akıl almaz bir şekilde çıkarım yapabiliyorsunuz.
  3. O dönem yaşanan olaylarda başta Erdoğanın nefret söylemi, sürekli olarak eylemcileri hedef göstermesi, iktidarın sert tutumu ve bürokratik sorumlularıyla almış olduğu orantısız önlemler herkesin malumu. Daha sonradan büyüyen kargaşa ortamının bunun üzerine gerçekleştiği inkar edilemez. Olayların bütün siyasi – bürokratik sorumlularını bir tarafa bırakıp “fetö” söylemine sığınmak, vur abalıya mantığıyla yargısız bir infazdan öteye geçmiyor. Bu sayede dobra ve demokratlık jokerlerinizi konjonktürün müsaade ettiği ölçüde kullanabildiğinizi de bir nevi göstermiş oluyorsunuz.

İktidarın, geçmişte bulaştığı her suçtan “fetö” kumpası söylemiyle kurtulmaya çalıştığı aşikar. Bu açıdan FETÖ söyleminin yandaş medyadaki işlevselliği anlaşılabilir. Ancak demokrat ve bağımsız gazeteci kimliğiyle ekranlarda boy gösteren biri olarak bu söylemleri aynıyla iktibas etmeniz en hafif ifadeyle kendinizi konumlandırdığınız değerlerle bağdaşmıyor. Bir yandaş gazetecinin söyleminden daha da üzücüdür sizin dayanaksız bir takım ithamları kolayca dillendirebilmeniz.

Sayenizde bir kez daha üzülerek görmekteyiz ki, iktidarın büyük bir başarıyla yürüttüğü “fetö” söylemi yandaş muhalif demeden herkesi oyalamaya devam ediyor. Bu günler mutlaka geçer ancak bugünün konjonktürel harareti altında sarf ettiğiniz bu söylemleriniz yarın sizi utandırabilir. Sizi gerçek bir demokrat olamaya ve zehirli rejim söylemlerini kullanmak yerine temkinli bir üslup takınmaya davet ediyorum.