Emekli Emniyet Müdürü /

2018 yılının Aralık ayında, Rize’nin bir ilçesinde trafik polisi olarak görev yapan İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun, İl Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi makamında şehit ettiği, Personel Şube Müdürü ile koruma polisini yaraladığı saldırıyı takip edenler hatırlayacaklardır. Bu olaydan yedi ay sonra, 26/06/2019 tarihinde basında yer alan haberlere göre; Rize Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen çok yönlü soruşturmalar sonucunda 41 sayfalık bir iddianame hazırlanmıştı. Haberde, Sarıcaoğlu hakkında hazırlanan iddianamede “tasarlayarak kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürme” ve “tasarlayarak 2 kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 40 yıla kadar hapis cezası istendiği yazıyor ve iddianamenin Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildiği bildiriliyordu.

Bu olayın ardından yetkililerce açıklanan bilgilere ve basına yansıyan haberlere göre, çalıştığı ilçeden İl merkezine tayin olmak isteyen, ancak bu isteği İl Emniyet Müdürü tarafından kabul edilmeyen polis memuru, beylik tabancasıyla İl Emniyet Müdürü’ne, Personel Şube Müdürü’ne ve koruma polisine ateş açmıştı ve saldırı, İl Emniyet Müdürü’nün vefatıyla sonuçlanmıştı.

O günün haberlerine göre, iddianamede, mağdur ve tanık ifadelerinin yanında, olay yeri inceleme, otopsi ve kriminal uzmanlık raporları, HTS ve kamera kayıtlarının yer aldığı bildiriliyordu. MİT, Emniyet ve Jandarma İstihbarat birimlerince, sanık polis memurunun geçmişinin mercek altına alındığı, cep telefonu kayıtlarının, kendisi ve eşinin banka hesap bilgilerinin, eğitim gördüğü okulların, kaldığı yurtların, gittiği dershanelerin ve sosyal medya paylaşımlarının detaylı olarak incelendiği yazıyordu. Bunlara ilaveten öğrencilik ve askerlik dönemindeki arkadaşları, görev yaptığı yerlerdeki meslektaşları, akraba ve komşuları, sosyal medya hesaplarındaki arkadaşları olmak üzere hayatının her döneminde temas ettiği 500’ün üzerinde kişinin ifadesine başvurulduğu bildiriliyordu. FETÖ/PDY örgütü ile bağlantısı tespit edilemeyen sanık polis memurunun, örgüt tarafından hazırlanan listede ‘örgütün etki alanı dışındaki kişiler’ kategorisinde gösterilerek fişlendiği de belirtiliyordu.  Ayrıca İddianamede, trafik polisi İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun, olay günü yaşananları detaylarıyla anlattığı, olayın, tayin talebininin yerine getirilmemesinden kaynaklandığını ve çok pişmanlık duyduğunu söylediği belirtiliyordu. Olayda yaralanan Personel Şube Müdürü de, olayın tayin talebinin reddedilmesi sebebiyle vuku bulduğunu ifadesinde teyit ediyordu. (Detayları öğrenmek isteyenler, yukarıda verilen linki tıklayarak habere ulaşabilirler.)

Buraya kadar, vuku bulan adli bir olayı özetledik. Ancak, bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor; Olayın vuku bulduğu Aralık 2018 tarihinden, iddianamenin kabul edildiği haberinin basında yer aldığı 26 Haziran 2019 tarihine kadar aradan geçen yedi aylık bir süre sonunda hazırlanan iddianamede, sanık polis memurun herhangi bir örgüt bağlantısının tespit edilemediği bildiriliyordu. Hem de Devletin tüm istihbarat birimlerince çok yönlü araştırmalar yapıldığı vurgulandığı halde.

Dün, 13.02.2020 tarihinde, gazetelerde bu konuyla ilgili bir haber yer aldı. Basın, Rize’de 2 yıl önce makamında uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Rize eski Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin öldürülmesi olayını planlayıp azmettirdikleri gerekçesiyle 7 ilde 27 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini yazıyordu. Gözaltına alınanlar arasında 9’u aktif polis memuru olmak üzere, doktor, öğretmen, araştırma görevlisi ve “FETÖ”den ihraç polislerin de bulunduğu bildiriliyordu. Gözaltı kararı verilen polislerin aynı zamanda terör örgütü “FETÖ” üyesi oldukları ve Karlov suikastında olduğu gibi, örgüt üst yönetiminden gelen talimatla suikastı planlayıp, tetikçi trafik polisine havale ettiklerinin belirlendiği söyleniyordu. Cinayet zanlısı Sarıcaoğlu’nun, ilgili savcılıklarca yürütülen soruşturmada el konup incelemeye alınan cep telefonu ile mail ve sosyal medya hesapları üzerindeki incelemelerden suikastın arka planına ulaşıldığı, “FETÖ” tarafından renklendirilip daha sonra “Nurettin Yıldız Grubu”na bağlı “Sosyal Doku Ankara Gönüllüleri Grubu”na sızdırıldığı belirtiliyordu ve tayin isteğinin, suikastın bahanesi olarak planlandığının tespit edildiği kamuoyuna duyuruluyordu. Emniyet Müdürü Verdi’nin, FETÖ’nün üst yönetiminin talimatıyla öldürüldüğünü tespit eden savcılık, suikasta yardım ve yataklık ettikleri belirlenen 27 kişi hakkında gözaltı kararı çıkartmıştı.

Şimdi, olaydaki çelişkilere ve aymazlıklara bir bakalım ve bu olayda rol alan savcıların ve polislerin bilgi, donanım, güvenirlik, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik kriterleri açısından kalitelerini inceleyelim.

  1. Olaydan 7 ay sonra hazırlanan iddianamede; MİT, Emniyet, Polis ve Jandarma birimlerinin çok yönlü araştırmalar yaptığını söyleyeceksiniz, beş yüzün üzerinde kişinin ifadesine başvurulduğunu belirteceksiniz ve örgüt bağlantısının tespit edilemediğini kayda geçireceksiniz. Olayın üzerinden 15 ay geçtikten sonra, bu olayın azmettiricisi ve planlayıcısı olduğu gerekçesiyle aralarında polis, doktor, öğretmen ve akademisyenlerin de bulunduğu 27 kişi hakkında yakalama kararı çıkaracaksınız. Sormazlar mı, 7 aylık derin araştırmalarınızın sonucu bulamadığınızı kayda geçirdiğiniz bilgi, belge ve bağlantıları, sonradan nerenizden uydurarak piyasaya çıkardınız? Bir suçun iz ve delillerini toplamak, topladıktan sonra yeni belge ve bulgulara ulaşmak elbette mümkündür. Ancak, 7 aylık detaylı araştırmalarınız sonucunda “YOK” dediğiniz bulguları sonradan ortaya çıkarıyorsanız, bu işte bir bit yeniği olduğunu, değil bizim gibi yıllarını polisliğe vermiş kişiler, azıcık mantık ve izan sahibi olan herkes anlar. Hele de, sahibine göre kişneyen at hırsızlarının cirit attığı bu dönemde, buna benzer binlerce saçma sapan, iftira dolu, içi boş soruşturma dosyaları hazırlandığını bilen birileri olarak, bu yaptığınız aslında şaşırtıcı değil.
  2. Sanık memurun çocukluktan itibaren tüm bağlantılarını inceleyeceksiniz ve bunların arasından 27 kişiyi “FETÖ”cü suikast ortağı olarak seçeceksiniz, sonra da yakalama kararı çıkaracaksınız. Farz edelim ki bu cinayet “FETÖ”nün üst aklının talimatıyla ve yönlendirmesiyle yapılmış olsun. Hani, iddianıza göre Emniyet, Yargı ve Asker, “Mahrem Yapılar” kurmuşlar ve “Mahrem İmamlar” tarafından yönetiliyordu? Mahrem bir yapının içinde doktor, öğretmen veya akademisyenin ne işi var diye sormazlar mı?
  3. Ve yine farz edelimki bu cinayet, örgüt(!) talimatıyla gerçekleştirilmiş olsun! Neden Rize Emniyet Müdürü hedef seçilsin ki? Adı işkenceyle özdeşleşmiş, zulüm ve kanunsuzlukta zirve yapmış öyle illerin savcı ve polisleri var ki, onlar hedef seçilemez miydi? Şimdi cahil cühela takımı atlamasın, o illerin yetkililerini hedef göstermişiz gibi. Mantıklı ve rasyonel düşünmeye çağırıyorum. Yoksa, eski bir kanun adamı olarak her çeşit suikast, cinayet ve komploya, kısaca her türden suça karşı olmak genlerimize işlemiş.
  4. Olayın kurgulanış ve piyasaya sürülüş şekli, daha önce birçok olayda yaptığınız gibi bu olayda da, önceden bir şekilde fişlediğiniz, ancak somut bir suç bulamayınca, derdest edebilmek için bahaneler aradığınız kişileri bu dosyaya doldurduğunuzu düşündürüyor. Bu bir faraziye ve profesyonelliğe yakışmaz. Ancak bunu yüzlerce dosyada o kadar pervasızca yaptınız ki, aksini düşünmek de profesyonelliğe uymaz. Zira dürüst ve güvenilir olmadığınız artık tescillendi. Bunun için, sanık polis memurunun telefon rehberine ya da hayatı boyunca temasta olduğu kişilere bakmak, sizin için yeterli olmuş ve hemen 27 kişiyi tespit etmişsiniz. Bence iyi çalışmamışsınız! 500’de 27 çok az!

Olayları 1453’ten başlatıp, 1453 sayfa iddianame hazırlayanlarınızı da gördük, hızını alamayıp 1071’e uzananlarınızı da… Suç olmayan eylem ve fiilleri terör suçu sayıp on binlerce insanı hukuksuz bir şekilde hapislere tıktığınız yetmezmiş gibi, faili belli, patentli cinayetleri de, başkalarının üzerine yıkmakta çok mahirsiniz. Rus Büyükelçi’nin kâtili, suikast esnasında El-Nusra sloganı atıyor, bütün bağlantıları El-Nusra’yı ve Nurettin Yıldız grubunu işaret ediyor, siz hâlâ bu katile “Hayır, sen El-Nusra’cı değilsin! Renklendirilmiş “FETÖ”cüsün!” diyorsunuz. Bu yazıya konu yapılan Emniyet Müdürü’nün kâtili; “Müdür Bey’i, haklı tayin talebimi reddettiği için öldürdüm, çok pişmanım” diyor, siz 7 ay boyunca 7 sülalesini araştırıp bulamadığınız bağlantılardan, sonradan 27 zanlı çıkarmayı başarıyorsunuz. O dosyaları bir gün yüzünüze çarparlar.

Yani bir senaryo yazıyorsunuz, ama azıcık akıl, mantık, rasyonalite katın bari. Kendi onurunuzu ayaklar altına alıyorsunuz da, bari mesleğinizin onur ve şerefini düşünün!

Hesap verebilirlik şuurundan bîhaber yaşayan, konjonktürel atmosfere aldanıp başına gelebilecekleri hesap edemeyen, pervasızca işkence yapan, yaptıran, göz yuman, bu konudaki şikayetleri savsaklayan bir idare var karşımızda. Ama bu yazımızın öznesi olan hakim, savcı ve polisler, şeffaflıkta çok başarılılar! Nasıl mı? Hukuksuzluk ve suç uydurmada çok şeffalar! Her şey kayıt altında! Sadece şaşırıyorum ve gülüyorum. Zira, kantarın topuzunu çok fazla kaçırdılar, bir gün çok fazla üzülecekler!…