Serhat AVCI /

Kendinizce nerede bir hukuksuzluk görseniz soluğu orada alırdınız. Silivri’de yargılanan Ergenekon zanlılarına destek vermek için gittiğiniz yerde yaşanan arbedede kolunuz bile kırıldı. Sizi önceleri Ergenekon zanlılarının destekçisi zannettik. Cemaate karşı AKP zulmünün başladığı zamanlarda, özellikle 17-25 Aralık operasyonları sürecinde mağdur olanların yanında boy gösterince, haksızlığa uğrayanın kim olduğuna bakmaksızın mazlumların yanında yer aldığınızı gördük. Böyle yapmakla mağdur olanların bir nebze de olsa sesi soluğu oluyordunuz. 17 Aralık’tan 15 Temmuz’a uzanan süreçte AKP’li hırsızların hesap vermesi gerektiğini söylüyordunuz. Yasal görevini ifa etmekten dolayı Erdoğan’ın hışmına uğrayan polis ve savcıların maruz kaldıkları hukuksuzluklara dikkat çekiyor, böylelikle mağdur ailelere de destek ve moral vermiş oluyordunuz. Şimdi hapiste olan özgür düşüncenin sesi-soluğu gazetecilerle, panellere ve tv programlarına katılıyor, duruşma salonlarının önünde röportajlar veriyordunuz. Gazeteler ve televizyonlar zorbalıkla kapatılırken, kanunlara ve Anayasa’ya atıflar yapıyor, ülkenin hukuk ve demokrasi rayından çıkmaması için cansiperane mücadele ediyordunuz. Sağduyunun sesiydiniz, cesurdunuz ve cevvaldiniz. Ve tüm bunları yaparken, mazlumların ve ailelerinin hayır dualarını alıyor, adınızı tarihe altın harflerle yazdırıyordunuz.

Sonra bir şeyler oldu size! 15 Temmuz’da kurgulanıp sahneye konan ve bu vesileyle dikta rejiminin yolunu açan hain darbe girişiminin senaristlerinin yalanlarına inanıp, onlarla aynı türküyü söylemeye başladınız. Halbuki, her şey o kadar düzmece ve alçakça planlanmıştı ki, sizin, afyonlanmış bidon kafalıların  saflığından ve gayr-i milli fitne çetesinin iftira ve komplolarından etkilenmemenizi beklerdik. Ümmetinin Reis’i yüz seksen kere, yüz seksen derece dönüş yapmasına rağmen, O’nu, ak dese de, kara dese de çılgınca alkışlayan şuursuz zombiler peşinden sürü gibi gittiler. Eli-gözü kanlı çeteler ise, salıverilme karşılığında hırsızlığı/yolsuzluğu görmeme pazarlığıyla bir bir serbest bırakıldılar. Yani hırsızlarla katiller koalisyon kurup stratejik bir amaç doğrultusunda işbirliği yaptılar. Siz, niye onların arkasından gittiniz? Yani, kurgu bir darbe operasyonu yapıldı diye, nasıl böyle bir dönüş yapabildiniz? Yani yalan mıydı ayakkabı ve çikolata kutularındaki paracıklar? Uydurma mıydı kupon araziler, İran’a yapılan kıyaklar? Hayalet miydi Reza Zarrab’lar, Yasin El Kadı’lar? Hangisini sayalım? Yakın tarihin tüm kirli ve karanlık işlerinin üzerine boca edildiği cemaatin, teröristlerden oluştuğuna gerçekten inanıyor musunuz? Neden, kurgu darbe girişiminden sonra, hırsızlar ve katiller koalisyonunun korosuna katıldınız?

Bu yazıyı yazma sebebi, geçen gün Meclis’e verdiğiniz; “FETÖ’den yargılanmış ve ceza almış hakim ve savcıların baktığı davaların yeniden görülmesi” kanun teklifi.

Eğer Türkiye’de adaletin tam olarak tesis edildiğine, yargının hiçbir siyasi baskı altında kalmadan tam bağımsız olarak kararlar verdiğine inanıyorsanız, bu teklifiniz baş göz üstüne! Buna en çok da sizin “FETÖ”cü dediğiniz o hakim ve savcılar sevinir. Onlar da kendilerinin gerçek hukukçu olduklarını ispatlamak istiyorlar, sizin bu teklifinizi fırsat olarak bile göreceklerdir.

Siz bakmayın, meydanı boş bulan at hırsızlarının höykürüp “tüm bunlar kumpastı, sahte belgeydi” vs demesine… Ergenekon’un bal gibi gerçek olduğuna en çok inanan Erdoğan ve kliği olduğu gibi, Erdoğan ve kliğinin Türk tarihinin gelmiş geçmiş en büyük hukuksuzluğun mimarı olduğunu bilen de bu karanlık yapılardır. Her iki taraf da bu gerçekleri çok iyi bildiği için konjonktürel olarak birbirlerine katlanıyorlar, ama ara sıra birbirlerine el ense çekmekten de kendilerini alamıyorlar.

Siz, böyle bir ortamda kalkmış “Yeniden Yargılama”dan söz ediyorsunuz. Bunu cahil-cühela birisi söylese neyse de, sizin gibi birinin söylemesi, Türkiye’de akl-ı selimin kalmadığının ve ülkenin toptan bir tımarhaneye döndüğünün göstergesi. Nasıl böyle bir şey teklif edebilirsiniz? Polis onların, savcı onların, hakim onların, en kötüsü de avukatlar bile onların… Medya zaten tamamen onların… Para onların, devletin tüm güç ve mekanizmaları onların… Böyle bir ortamda adil bir yargılama yapıldığını ya da yapılacağını nasıl söylersiniz.

Bizim söylediklerimize önyargılı bakıp umursamayabilir veya anlamamakta ısrar edebilirsiniz. Ama size bir-iki misal verelim;

Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonu Başkanlığı’da yapmış olan ve 2019’da AKP’den istifa eden eski milletvekili Mustafa Yeneroğlu, 14 Aralık 2019’da gazeteci Ruşen Çakır’a verdiği röportajda şunları söylüyor; ( https://www.youtube.com/watch?v=29WwPdZDKTM )

“… Bu ülkede insanların kaçırıldığını, insanlara işkence edildiğini ve yüzlerce ve binlerce insanın terör örgütüne üye olmakla suçlandığını düşünüyorum. İnanılmaz, gerçekten inanılmaz haksız eylemler yapılıyor. Bakın, bu çok açık; Kimse herhangi bir suç almasa iyi olur, ama sonunda, tüm bunlardan sorumlu olacağız… Bizde ahirete inanıyorsak, en azından ben inanıyorum, hesap vereceğiz… Bunu geçtik, Türkiye bu noktaların çok ötesinde. Türkiye zaten otoriter bir rejimin sınırlarını aşmış durumda. Sonraki süreç, Türkiye’nin geleceği için çok ciddi tehlikeler içeriyor. Rusya’ya benzer bir ülkede yaşamak istemiyorum, kesinlikle Ortadoğu ülkelerine veya Türk cumhuriyetlerine benzer bir ülkede yaşamak istemiyorum. Özgürlüğümü serbestçe yaşayabileceğim bir ülkede yaşamak istiyorum. Bu ülkede yaşamak yerine herhangi bir batı ülkesinde yaşamayı tercih ederim… Tayyip Erdoğan bugün çok farklı bir insan. Düşünebiliyor musunuz, Doğu Perinçek gibi bir adam bugün bizi savunuyor!.. Meclis İnsan Hakları Komisyonu başkanı iken yaklaşık yüz kadar işkence ve kötü muamele suçunu ihbar ettim.  Yakın zamanda bu ihbarların hiçbirinin ciddiye alınmadığını ve kovuşturulmadığını keşfettim…”

Son zamanlardan bir örnek verelim.

Eski Korgeneral Metin İyidil, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına rağmen, 16 Ocak 2020 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından beraat ettirildi ve serbest bırakılmasına karar verildi. Bu kararın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 Ocak ve 2020 tarihinde Libya Konferansı için Berlin’e uçmadan önce Atatürk Havalimanı’nda şu açıklamaları yaptı: Yargı camiamız için çok çok üzücü bir adım olmuştur. Ve ilginç olan şey şu tabi, talimatlarını da verdik bunların!.. Düşünün müebbet hapse mahkum olmuş bir kişiyi tahliyesini verme gibi bir yola gidiyorlar. Böyle bir adımı nasıl atabiliyor bir mahkeme? Bu anlaşılabilir bir şey değil! Sağ olsun Adalet Bakanlığımız ve savcılarımız adımlarını attılar ve operasyonla da yakaladılar, tekrar cezai müeyyide uygulanmaya başladı. Malum içeride şu an.” (Not; Bozuk anlatım söyleyene aittir.)

Genel Başkanınız Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de yargının geldiği yere dair söylediklerini yazmaya gerek görmedik bile aynı partidensiniz diye. Yargının geldiği yeri gösteren binlerce örnek verebiliriz ama bu yazının amacı o değil.

Ve böyle bir yargıdan, “Yeniden Yargılama” istiyorsunuz öyle mi? Size düşen, sizden beklenen Türkiye’de adil bir yargılanma olması için mücadele etmek. İktidarın afaki, mesnetsiz söylemlerinin peşinden gitmek size yakışmaz.

Aklımıza bir ihtimal daha geliyor; Siz, hak ve hukuku savunma adına cemaate yapılan haksızlıkların ve iftiraların da karşısında duruyor, bir nevi onların yanında boy gösteriyordunuz. Şimdi, herkesin güce boyun eğdiği bu korku ve zulüm atmosferinde, bu yapıya vermiş olduğunuz destekten dolayı “FETÖ”cü olmakla suçlanmaktan ve hayatınızın karartılmasından mı korkuyorsunuz? Onun için mi, siz de bu iftiracılar kervanına katıldınız? Sizin iktidardan korkmadığınızı umuyoruz ama bu ihtimali de es geçemiyoruz.

Demek ki, isimler altın harflerle de yazılsa, yazılan zemin sağlam olmayınca dökülüyormuş emanet harfler. En kısa zamanda, kime karşı yapılmış olursa olsun, tüm hukuksuzluklara tekrar karşı durmanız temennisi ve sizi hatırladığımız Mahmut Tanal olmanız dileğiyle!…