Av. Sabri Ergün /

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, geçenlerde yaptığı bir açıklamada, kulübünü bazı iddialara karşı savunmak isterken Türkiye’nin salgın hastalığı olan “fetö” nefret söylemini kullanmaktan çekinmemiş, mesnetsiz bazı ithamlarda bulunmuştur. Bir yandan bu söylemin işlevsel sempatikliğinden duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, diğer yandan asıl mücadeleyi zamanında kendilerinin başlattığından bahislerle benzer bir sempatik söyleme kendisi de meyletmektedir. Sayın Koç’un da ifade ettiği üzere, evet ortada haksız ve dahi saygısızca bir durum var. Ancak onun sözünü ettiği gerekçelerden farklı olarak daha temelde olan ve çoklarının müptela olduğu bir haksızlık söz konusu olan.

Koltuğu için her şeyi yapmaktan çekinmeyecek birinin liderlik ettiği bir iktidarın hoşuna gideceğini umarak mı söyledi bu sözleri, yoksa kendi gerçek düşünceleri mi bilmiyoruz. Ama odun taşıdığı bu nefret söylemi yangınının kendisine de sıçrama ihtimalini ciddi ciddi düşünmeli. Çünkü AKP medyası uzun zamandır bunun sinyallerini vermeye başladı.

Örneğin bugün Mevlüt Tezel, Sabah gazetesindeki köşesinde Ali Koç’u konu edindi. Ali Koç’un Trabzonspor için “Sırtını devlete dayamış” demesini ve “Trabzonsporlu olmayan ama bir şekilde devlet ile iş yaptığı için Trabzon’da loca alan iş adamları var mı?” diye sormasını eleştiriyor. Ve “Erdoğan’a Fenerbahçe divan kurulu üyeliği plaketini sunarken Ali Koç, Erdoğan’ın Fenerbahçe’ye büyük yardımlarda bulunduğunu söylemedi mi?” diye haklı olarak soruyor. Ancak asıl problem bundan sonra başlıyor.

Tüzel, “Sayın Koç” diye başlayıp futbolla ilgisi olmayan konulara giriyor ve sporu siyasetin alanına çekmeye çabalayarak bir hesaplaşma veya kavga zemini oluşturmaya çalışıyor: “Trabzonspor’u sırtını devlete dayamakla suçlarken hükümetin hedef haline gelebileceği aklınıza gelmedi mi?” Ve Koç ile “fetö” arasındaki bağlantıyı da kurarak yazısını sonlandırıyor: “Şu an sosyal medyada dönen algı operasyonlarını, futbol üzerinden Bakan Albayrak ve AK Parti’yi yıpratma çalışmalarını görünce ne düşünüyorsunuz? FETÖ’cü hesaplar bile devreye girdi ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz, Ali Koç’u yedirmeyiz’ diye veriyorlar gazı!” Duydunuz mu zilin sesini? Bir rejim bekçisinin kalemiyle uyarılmaktan daha kötü bir şey varsa o da ülkenin kaygan konjonktürel zeminini kullanmaya devam ettiğiniz taktirde, ileride gerçek bir linç girişiminin er yada geç sizi de bulacağı gerçeğidir.

Erdoğan ve AKP iktidarı, “fetö” üzerinden korku atmosferi oluşturup toplum mühendisliği ile siyasi çıkarlar sağlarken hiçbir insani veya ahlaki değere dayanmadığından, dün söylediğini bugün inkar edebilmekte, dün desteklediğini bugün şeytanlaştırabilmektedir. Dün Ali Koç’la arasındaki çıkar ilişkisi Koç’u “fetö” ile mücadelede önemli bir figür olarak refere etme gereğini doğurmuş olsa da bugün şartlar değiştiğinde Ali Koç’un aslında “fetö”ye hizmet ettiğini iddia ve ispat ve hatta halka kabul ettirmede herhangi bir zorluk yaşamayacaktır.

AKP rejiminin “fetö” şeytanlaştırmasını bu kadar rahat kullanabilmesinin en önemli nedeni de maalesef muhalefetin veya muhalif gibi görünen isimlerin tutumunda yatmaktadır. İnsan onurunu, insani değerleri, temel hak ve özgürlükleri değil konjonktürel çıkar ve pozisyonları önceleyen bir muhalefet söyleminde bulunan herkes, bu hatalı tavrını değiştirmedikçe ya rejim tarafından her seferinde hizaya getirilecek ya da rejimin yeni kurbanlarından biri olmaktan kendini kurtaramayacaktır.