Av. Kemal ŞİMŞEK /

Cemaatten olan birinin cemaatten olan biriyle görüşmesi her iki kişi içinde “fetö” terör örgütü üyeliğinin delili olmakta.

Cemaatten olmayan birinin cemaatten olan biri ile görüşmesi, cemaatten olmayan kişi için “fetö” terör örgütü üyeliğinin delili olmakta.

Cemaatten olmayan birinin cemaatten olan biri ile irtibatlı olan biri ile görüşmesi, cemaatten olmayan kişi için “fetö” terör örgütü üyeliğinin delili olmakta.

Bunun çok fazla örneğini gördük.Hatta, cemaatten olmayan birinin cemaatten olmayan biriyle görüşmesi her iki kişi için de “fetö” terör örgütü üyeliğinin delili olduğunu da gördük. Nasıl mı?

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik ile ilgili soruşturmada Çelik hakkında tam böyle bir delil mevcut. Kenan Kıran, bugün Sabah gazetesinde yazdı: “Çelik’in, eski Maliye Bakanlığı müfettişi Hamza Kaçar’la da irtibatı bulunuyor. İkili 2012’den beri bin 659 kez yaklaşık 10 saat görüşmüş.” Hamza Kaçar, 2007 yılında Yasin Elkadı’yı araştırdığı için görevinden uzaklaştırılan müfettiş. Cemaat ile ilgisi yok. Avukat Celal Çelik de CHP’li ve cemaat mensubu değil. Ama AKP savcıları cemaatten olmayan iki kişiyi bile HTS kayıtları üzerinden “fetö” kümesinde buluşturabilmeyi başardı.

“Dolambaçlı laflara gerek yok, bir kere kuzuyu yemeye karar verdik ne yaparsanız yapın “fetö” terör örgütü üyeliği delili sayılır deyin, herkes rahatlasın!” diyebilirsiniz. Aslında fiili olarak yapılan uygulama bu şekilde. Ancak, kanun dili ile anlatınca bu saçmalığın hukuki bir kılıfa büründüğünü zanneden AKP savcı ve hakimleri buna müsaade etmeyeceklerdir!

Peki HTS kayıtları nedir, nasıl delil olur, “fetö” soruşturmalarında HTS kayıtları ne anlama geliyor?

Öncelikle, örgüt suçlamasına delil yapılan HTS kayıtlarının önceden alınmış bir mahkeme kararı ile elde edilip edilmediğini dosyalardan anlıyoruz. Bir an için yasal yollara uygun şekilde elde edildiği varsayılsa dahi telefon görüşmeleri yapıldığı tarihte,  FETÖ/PDY isminde bir terör örgütü bulunmamadığı gibi, o tarihteki ismiyle “Cemaat” tamamen yasal bir oluşum olarak algılanmakta ve tüm iktidar mensuplarınca da takdir ve teşvik edilmekteydi. Ayrıca telefon görüşmelerinin yapıldığı tarihte, Cemaat mensubu olduğu iddia edilen kişi hakkında da herhangi bir soruşturma yoktur. Bir kişinin, 2016 yılında terör örgütü olduğu ilan  edilen bir oluşumun mensuplarından biriyle geçmişte iletişim kurduğu iddiasıyla cezalandırılması, tek kelimeyle hukuksuzluktur.

Bu durumun hukuka aykırılığını bir örnekle açıklamak gerekirse, 1907 yılında kurulan Kanarya Sevenler Derneği tamamen hukuka uygun olarak hareket eden yasal bir dernek (örgüt) iken, 2007 yılında terör örgütü ilan edilse. Derneğin 2007 yılında işlediği iddia edilen suçlardan haberi ve ilişkisi olmayan ve aynı zamanda dernek üyesi olan Ahmet Kanaryasever, derneğin başkanı Lefter Sarıkanarya ile 2001 yılında yüzlerce defa iletişim kurmuş olsa, (yüzlerce HTS kaydının varlığına rağmen) bu olay Ahmet Kanaryasever’in terör örgütü üyesi olduğunu gösterir mi? Tabii ki göstermez. 2001 yılına ait HTS kayıtları Ahmet Kanaryasever’in terör örgütü üyeliği ile suçlanmasına delil olur mu? Hukuki güvenlik ilkesinin gereği olarak, tabii ki olmaz.

Ancak, mevcut soruşturma ve yargılamalarda HTS kaydı, bir kişi terör örgütü üyesi olarak suçlamak için kullanılmakta. Özellikle de muhalefet partisi için bu yöntem uygulanıyor. CHP bu hukuksuzluğa dur demediği müddetçe iktidar, bugün HTS kaydı yarın başka bir kayıt göstermek suretiyle terör örgütü suçlaması yapmaya devam edecektir.