Av. Barış ÇELİK /

Dün Yenişafak gazetesinin yaptığı “En Kolay CHP’ye Sızarım” isimli haberi Sabah gazetesi de “Akılalmaz detaylar ortaya çıktı” başlığı ile vermişti. Haberde Hizmet Hareketine mensup olduğu belirtilen bir kişinin CHP’ye sızdığı iddia ediliyordu.

Hüseyin Fatih Tamer Konya’da CHP’ye üye olur ve bir dönem de Gençlik Kolları Başkanlığı görevini yürütür. 15 Temmuz’dan sonra hakkında “fetö”den ötürü dava açılır. Tamer hakkında, ismi A.G. olarak kısaltılan tek bir kişinin “cemaat ona bir siyasi partiye girmesini söyledi, o da CHP’ye girdi” şeklinde özetlenecek soyut iddiaları haricinde hiçbir delil bulunmamakta.

Hüseyin Fatih Tamer, savunmalarında CHP’ye de ideolojik düşünceleri nedeniyle üye olduğunu söylemesine ve hakkında hiçbir somut delil olmamasına rağmen, bir “itirafçının” ifadeleri nedeniyle 8 yıl 9 ay ceza aldı.

“Fetönün siyasi ayağı” tartışmalarının tekrar gündem yapıldığı bir dönemde AKP medyasının bu şekil yalan ve yönlendirme haberler yapması olağan karşılanabilir. Ancak bu gazetelerin, yalan ve yönlendirmede siyaset bilimine yeni kavramlar kazandıracak kadar cüretkar olabilmelerinin doğrusu izahı pek mümkün görünmüyor.

Siyasi faaliyet nedir, siyasi partiye nasıl üye olunur, bir siyasi partiye üye olma o siyasi partiye sızma sayılır mı, (şayet doğru bile olsa) birini bir siyasi partiye üye olmasını tavsiye etmek o kişiyi o partiye sızdırmak olur mu, hangi partiye üye olursanız o partiye sımış sayılırsınız, ya da hangi partiye talimatla da üye olsanız asla sızmış sayılamazsınız, sivil toplum örgütleri üyelerinin veya dini cemaat mensuplarının siyasi partilere üye olmaları sızma mı sayılır gibi onlarca soru sorulabilir.

Anayasada garanti altına alınan siyasi düşünce özgürlüğünü hatırlatılabilir. Madde 67 tekrar tekrar okunabilir: “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”

Ama nafile. AKP ve medyası, siyasi alanı sadece kendi partilerinin çatısı altına hapsettiklerinden ve diğer tüm siyasi faaliyetleri terör faaliyeti olarak değerlendirdiklerinden ötürü anayasal hakların veya siyaset biliminin normlarının hatırlatılması hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Türk siyasetini rayından çıkaran unsur “fetönün siyasi ayağı” değil, siyasetçilerin menfaat üzerine kurmaya çalıştıkları düzendir. Bu ne zaman anlaşılacak, gerçek problemin ne zaman farkına varılacak? Anayasal hakkını kullanarak bir siyasi partiye üye olan ve o partide siyaset yamayan çalışan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, sırf (yine anayasada güvence altına alınan) dünya görüşünden ötürü terör örgütü üyesi suçlamasıyla ceza alabiliyorsa ve bu yargısal karar muhalefet partisinin bir terör örgütü ile ilişkisinin kanıtı olarak gösterilebiliyorsa, ortada gerçekten bir ayak oyunu var demektir.

Muhalefet bu sorunu AKP terminolojisinin dışına çıkarıp siyaset biliminin kuralları çerçevesinde, demokratik ve rasyonel şekilde ele almadıkça bu sorun kolay kolay çözülemeyecek gibi duruyor.