Av. Barış ÇELİK /

Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame düzenlendi. İddianamede savcılık Celal Çelik’in “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme”, “kamu görevlisine alenen hakaret” ve “terör örgütü propagandası yapma” suçlarından cezalandırılmasını talep etmekte.

30.01.2020 tarihli Sabah Gazetesinde yayınlanan habere göre Çelik’in savcılıkça suç konusu kabul edilen eylemleri şöyle;

  • Twitter hesabından Erdoğan’a hakaret ettiği iddiası. Elbette ki hakareti savunacak değiliz. Ancak söz konusu hakaret suçunun mağduru Erdoğan olunca hakim ve savcılarımızın hukukçu kimliklerini bir kenara bıraktıklarını da göz ardı etmemek lazım. Keza habere göre iddianamede hakaretin “izah gerektirmeyecek açıklık ve netlikle” kalıbıyla nitelenmiş olması da buna güzel bir örnek olmuştur. Hakaret mevcut olsa dahi niçin izah gerektirmesin? Savcılığın görevi fiilin niçin suç, sanığın niçin suçlu olduğunu “izah ederek” iddia etmek; mahkemenin görevi ise sanığın niçin suçlu ya da suçsuz olduğunu “izah ederek” karar vermektir.
  • Erdoğan rejiminin boyun eğdiremediği 13 radyo ve televizyon kanalının Digitürk’ten çıkarılması neticesinde Celal Çelik’in “siyasi tasarruflar nedeniyle kanal sayısını azalttıkları” nedeniyle Digitürk’ten ayrılması. Bu fiil bir şirket ile tüketicinin arasındaki özel hukuk kaynaklı sözleşmenin iptalinden ibarettir. Üstelik pek medeni bir protestodan da fazlası değildir. Ne TCK kapsamında ne de herhangi bir ceza hukuku anlayışı içerisinde suç olarak değerlendirilemez ancak faşist diktatörlüklerin düzensiz ve hukuksuz hukuk düzenleri hariç.
  • 667 sayılı KHK ile kapatılan YARSAV’a HSYK seçimleri döneminde 17.000 TL bağış yapması. Habere göre iddianamede YARSAV’ın HSYK seçimlerinde aday gösterdiği birçok ismin FETÖ irtibatı nedeniyle ihraç edilmiş olması Celal Çelik’in örgüte yardım suçu işlediğinin kanıtı olarak gösterilmeye çalışılmış. Kişiler tarafından yapılan bağışların suç olabilmesi için ancak bağışın herhangi bir suçun işlenmesi için kullanılması ve bağışçının bu durumu bilerek bağış yapması gerekmektedir. Devlet denetimi altında faaliyet gösteren bir kuruma bağış yapılmasının suç olmadığını anlatmaya çalışmak ise abesle iştigaldir.
  • Celal Çelik’in haklarında silahlı terör örgütü üye ve yöneticiliği suçlamasıyla soruşturma ve kovuşturma yürütülen “çok sayıda kişi ile olağanın ötesinde çok yoğun” telefon irtibatlarının olması da suç delili kabul edilmiş. Haberde Çelik’in YARSAV eski başkanı Murat Arslan ile 417 kez, Yargıtay eski Tetkik Hakimi Mustafa Savaş ile 118 kez irtibat kurduğu belirtilmiştir. Ancak bu verilerin hangi yıllar arasındaki veriler olduğu belirtilmemiştir. Yani haberde denildiği gibi irtibatın yoğun olup olmadığı bile belli değildir. Öte yandan irtibat yoğun dahi olsa bu durum suç olarak kabul edilemez. Eğer ki hakim kararı ile usule uygun yapılan iletişimin tespiti ve dinlenmesi neticesinde suç delili olacak bir görüşme varsa iddianameye alınabilir. Bunun haricinde kişilerin kiminle ne kadar görüştüğünden suç uydurmaya çalışmak Anayasa’da güvence altına alınan haberleşmenin özgürlüğü ilkesine de aykırıdır.
  • 02.2012’de MİT görevlilerinin KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılması ardından şikayetçi olmak isteyen gazilerin avukatlığını üstlenmesi de Avukat Celal Çelik aleyhine suç delili olarak çıkmaktadır. Habere göre şikâyet dilekçesinin bir günde yazılması ve dilekçenin içeriğinin de sadece Celal Çelik tarafından hazırlanması Celal Çelik’in MİT operasyonlarından önceden haberdar olduğu ve örgüt propagandası yapmaya çalıştığı algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu iddia Celal Çelik’in sadece yaptığı avukatlık faaliyetinden ve Erdoğan rejimine karşı gelmesinden dolayı yargılandığını göstermektedir.
  • Celal Çelik’in Twitter hesabından yaptığı MİT’in bütçesi ve MİT’in terör örgütlerine yasadışı silah yardımları eleştirileri de iddianameye suç olarak girmiştir. Keşke yapılan eleştiriler kadar yapılan yasadışı silah yardımlarının da peşine düşseydi savcılar.

Görüleceği üzere Celal Çelik de diğer yüzbinlerce insan gibi Erdoğan rejimi yargısının hedefine girmiştir. Bu iddianameyi yazan savcı da, kararı verecek hakimler de bu iddiaların suç olmadığının bilincindeler. Ancak onlar yargıladıkları fikri hür vicdanı hür insanlar yerine rejimin tasmalı köpeği olmayı tercih ettiler.