Av. Murat AKKOÇ

Habertürk televizyonunda 23.01.2020 tarihinde yayınlanan “Nedir Ne Değildir?” isimli programa katılan Ali Aktaş, Hizmet Hareketi ile (kendisi iktidarın o meşum tabirini kullanmayı tercih ediyor) mücadele edilmediğini, mücadele adı altında yapılan hukuksuzlukların ise yine Hizmet Hareketinin faydasına olduğunu iddia ediyor.

Ali Aktaş iddiasını avukat Levent Mazılıgüney’e karşı Adalet Bakanlığının açtığı avukatlık ruhsatının iptali davasında yürütmenin durdurulması kararı verilmiş olmasına dayandırıyor. Levent Mazılıgüney TSK’dan ihraç edilmiş, daha sonra açılan soruşturma neticesinde hakkında takipsizlik kararı verilmiş bir avukat. Kendisinin avukatlık yapmasına yönelik kanunen hiçbir engel olmadığı için idare mahkemesinin verdiği yürütmenin durdurulması kararı hukuksuzdur.

Ali Aktaş’ın hukuki bir konudan yola çıkarak Hizmet Hareketi ile doğru mücadele edilmediğini iddia etmesi, kendisi hukukçu olmasa ve yargı organına mücadele aracı denilmese sorun olarak görülmeyebilir, ancak hukuka atıf yapan bir avukatın yargı organını mücadele aracı olarak takdim etmesi en nazik ifadesiyle eleştiri konusu yapılmayı hak ediyor.

Ali Aktaş diyor ki; “Şimdi bu zaafı fetö mücadelesinde anlatamıyoruz. fetö diasporası alıyor bunu diyor ki ‘bak gördünüz mü masum bir insan, Adalet Bakanlığı bunu daha da mağdur hale getiriyor diye yurtdışında yurtiçinde bunu kullanıyor.”

Ali Aktaş’ın ifadelerini anlamak gerçekten çok zor. Adil olan, vicdanlı olan, haktan hukuktan bahseden bir kişinin bu açıklamaları savunabilmesi de mümkün değil.

Ali Aktaş’ın zaaf dediği şey haksız ve hukuka aykırı bir şekilde ihraç edilmiş bir hukukçunun takipsizlik kararı almasına rağmen avukatlık yapmasına engel olunması. Hukuk literatüründe buna zaaf değil hukuksuzluk deniyor. Aktaş’ın hukuksuzluğu zaaf diye nitelendirmesi tercihinin hukuksuzluk olduğunu da gösteriyor.

Aktaş’ın kullandığı ‘fetö’ mücadelesi kavramı da hem hukuken hem de ahlaken yanlış bir söylem. Öncelikle yargı makamları mücadele etmez, yargılama yapar. Mahkemelerden, savcılıklardan mücadele etmesini istemek ve beklemek hukuk değil siyasi bir beklentidir, zaten iktidar partisi de her fırsatta ‘mücadele ediyoruz’ demek suretiyle yürütülen mücadelenin siyasi olduğunu söylüyor. Durum bu kadar açık olmasına rağmen siyasi mücadelenin hukuk diye sunulması da Aktaş’ın bakış açısını gösteriyor.

İkinci olarak ise kendisinin fetö kavramı ile tanımladığı topluluk Hizmet Hareketi mensupları. Hizmet hareketi mensupları ile topyekûn mücadele etmek ve bu mücadelede halkın kalan kısmını da yanına alma çabası içine girilmesi,  ortada hukuk olsa, en azından TCK’nın 216’ncı maddesinde düzenlenen ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçunu oluşturacaktır.

Ali Aktaş’ı en çok rahatsız eden şey de, yapılan hukuksuzluklar değil insanların maruz kaldıkları hukuksuzlukların anlatılmasıymış . Masumların haklarını savunduğunu iddia eden birinin yapılan hukuksuzlukların dile getirilmesinden rahatsız olması da, hukuksuzluğun tercih olarak kabul edildiğini gösteriyor.

Mücadele adı altında yapılan zulüm ve hukuksuzluğun kimsenin lehine ya da aleyhine olacak şekilde değerlendirilmesi söz konusu olamaz. Hele de bu kişi bir avukatsa.  Ortada halledilmesi gereken en önemli şey yaşanan hukuksuzlukların sona ermesi için çalışmaktır. Yoksa mücadele yanlış yapılıyor denilerek hukuksuzlukları meşrulaştırmaya çalışmak da zulümdür.

Hukuk kurallarına kendisi uymayan, keyfi yetki kullanımına izin veren, yapılan iş ve eylemlerin hukuki denetime tabi tutulmasına engel olan devletin hukuk devleti olduğu söylenemeyeceği gibi hukuksuzluğu meşrulaştırmak için çalışan kişiye de hukukçu denilemez.