Av. Fatih Şahinler /

Anadolu Üniversitesi Rektörü Şafak Ertan Çomaklı, dün bir basın toplantısı yaparak “fetö” ile mücadelede çığır açacak yeni bir buluşu medya mensupları ile paylaştı: “tavşan aday”.

“Fetö”nün kamuya yeniden sızmak(!) için “tavşan aday” taktiğini kullandığını anlatan Çomaklı, örgütün (!) yine sessizce uzun vadede devlete hâkim olabilme politikasını izlemeye çalıştığını iddia etti. Bu çok büyük iddiayı da olağanüstü (!) bir çözümleme ile delillendirmeye çalıştı.

“Tavşan aday” taktiğinin ne anlama geldiğini basına yansıyan haberlerden anlamak oldukça zor. Bu taktiği Çomaklı kısaca şöyle tarif ediyor:

  • Devlet kurumlarında işe girmek için kullanılıyor,
  • Bir pozisyon için birden fazla aday başvur yapıyor,
  • Yüksek puanlı ilk adayın elenmesi durumunda,
  • Benzer puanlı başka bir aday kabul ediliyor.

Bu tariften bir şey anlamadığınızın farkındayız. O zaman Çomaklı’nın yukarıdaki tanımı verdikten sonra kullandığı ifadeleri birlikte okuyalım: “FETÖ mensupları, geçmişte uyguladıkları taktiklerden biri olan kendi belirledikleri ‘tavşan adayları’ devlete entegre etmek için çalışma yapıyorlar. Geçmişte meslek sınavlarından hileli şekilde yüksek puan aldırmış oldukları kişileri kamuya yerleştirmeye çalışıyorlar. 100 üzerinden 99,9 gibi anormal yüksek puan alan çocuğu bir yere aday gösterdikleri zaman, onun yerine başka bir aday kazanamıyor. Onun elenebilme ihtimaline karşı yine aynı seviyede başka bir çocuğu daha oraya yerleştiriyorlar. Dolayısıyla birini almadığınızda, diğerini almaya mecbur kalıyorsunuz.”

Yine bir şey anlamadığınızın farkındayız. Doğrusu biz de anlamadık. Çomaklı’nın, kamuya personel alımının doğal prosedürünü anlattığı gayet açık. Tek farkla, o da bu sistemin isminin “tavşan aday taktiği” olduğunu iddia etmesi. ‘Devlete entegre etmek’, ‘hileli puan almak’ gibi süslü ifadelerle doğal bir işlemi örgütsel bir suçmuş gibi göstermeye çalışmak ancak Çomaklı gibi profesörlerin başarabileceği bir şey.

Bu kadarla da kalmıyor Çomaklı, “tavşan aday”ın nasıl deşifre edilebileceğine dair yöntemlerden bahsetmeyi de ihmal etmiyor: “…Bunları deşifre etmek çok kolay. Puana bakıldığında çok zeki görünen, ancak vasat olan kişiler olduğu görülüyor. Lisede çok vasat ama üniversite sınavında çok yüksek puan almış, üniversiteden mezun olurken çok düşük seviyede ama meslek sınavında çok yüksek puan almış kişiler. Buna bakarak bile anlamak oldukça kolay.”

Kamu personel rejimine yeni kazandırılan ‘zeki görünen ancak vasat olan kişiler’ tanımlamasının uygulamada ne manaya geldiğini, yüksek puan almasına rağmen atanamayan, mülakatta elenen vs adayların bizden çok daha iyi anladıklarını biliyoruz. Ama şu iki tanımlamanın üzerinde biraz durulması gerektiğine inanıyoruz:

  • ‘Lisede vasat, üniversite sınavında yüksek puan almış’
  • ‘Üniversiteden mezun olurken çok düşük seviyede ama meslek sınavında çok yüksek puan almış’

Bir üniversite rektörünün kurduğu cümleler olduğunu hep akılda tutalım. Burada anlatılmak istenen şu aslında: Şayet geçmişteki başarısızlıklarınızın üstesinden gelmek için daha çok çalışıp herhangi bir sınavda yüksek puan alırsanız ve üstüne üstlük bir de kamu hizmetine girmek için bir başvuru yaparsanız, kendinizi “tavşan aday” (veya kripto “fetöcü”) yaftası ile birlikte bir cezaevinin duvarları arasında terör örgütü üyesi olarak bulma ihtimaliniz çok fazla.

Pek bir önemi olmadığını bilerek kısa bir de hatırlatma yapalım. Anaysa madde 70 aslında gayet açık: “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” Bunun aksi davranışların anayasal bir hakkın kullanılmasının engellenmesi anlamına geldiğini de not edip geçelim.

İşin daha komiği, devletin resmi haber ajansı AA tarafından servis edilen bu haber, Hürriyet dahil tüm medyada büyük puntolarla haber oldu. ‘Bu saçmalığı sadece biz mi görüyoruz’, ‘bu adamlar aptal mı’, ‘yoksa aklımızla mı dalga geçiyorlar’ gibi beyhude sorular sormayacak kadar günümüz Türkiyesini, sizin de bizim kadar iyi tanıdığınızı biliyoruz.

Peki, nasıl oluyor da bir üniversite rektörü, olması gereken doğal süreçleri saçma sapan laf kalabalıkları ile suçla mücadelede muhteşem bir buluş diye tüm topluma yutturabiliyor. Bu komediyi kimse mi farket miyor? Bu sorunun cevabını da gerçek bir tavşan fıkrasına havale ederek bitirelim.

Fıkra herkesin malumu yine de anlatalım. Ormanlar kralı aslanın cani sıkılıyormuş, akil hocası tilkiyi çağırmış: “Bir şeyler düşün de neşemizi bulalım!” demiş. Tilki bir fikir atmış: “Su aşağıdaki patikanın başında duralım, karşımıza ilk çıkanı dövelim!” Aslan “İyi de” demiş “durup dururken adam dövülür mü?” “O kolay, senin niye şapkan yok, der döveriz!” diye yanıtlamış tilki. Gitmişler yolun başına, kısmetlerine tavşan çıkmış. “Senin niye şapkan yok!” diye bir girişmişler, yer misin, yemez misin? Ertesi gün yine ayni pusu, yine kısmetlerine tavsan çıkmış, zavallı sekiyor, topallıyor: “Senin niye şapkan yok?” bir dayak daha…Üçüncü gün aslanın adalet damarları kabarmış: “Yahu, tilki kardeş şapkası yok diye her gün pat, küt adam dövülmez ya!” Tilki “Kolay!” demiş: “Sigara almaya yollarız, ya filtreli alır, ya filtresiz, hangisini almışsa, öbürünü almadı, diye döveriz!” Kısmetlerine yine tavşancık çıkmaz mı, yüzü, gözü sarılı, titriyor: “Git bize sigara al, gel!” Aslanla, tilki keyifli keyifli gülerken, tavsan biraz gittikten sonra dönüp sormuş: “Affedersiniz, filtreli mi, filtresiz mi?” Aslan çok bozulmuş “Gel lan buraya!” diye kükremiş: “Senin niye şapkan yok!”

Bizim Aslan Rektörümüzün de adalet anlayışı uzun vadeli değil, kendisine makul bir soru sorulduğunda hemen ‘yüksek puan almışsın’ diyerek insanları dövmeye tekrar başlıyor.