Av. Tarık Fazıl Önel /

23.01.2020 tarihli Sabah gazetesinde yayınlanan bir haber, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yeğeni Zeynep Gülen hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açılmasını konu ediniyor.

Habere göre, açılan davada Zeynep Gülen hakkında Bank Asya’da hesabının bulunması ve Amerika’ya amcası Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ziyarete gitmiş olması dışında herhangi bir suç(!) unsuruna yer verilmemekte.

Devlet ricalinin katılımı ile açılan ve BDDK denetimi altında yasal olarak faaliyet gösteren bir bankada hesabının bulunmasının bir insanın karşısına silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması ile getirilmesinin trajikomikliği bir yana, Zeynep Gülen bir de amcasıyla ilişkisinin suç olamayacağını ispatlamakla uğraşmak zorunda bırakılıyor.

Hukuken bir fiilin suç olabilmesi için gerekli en önemli unsur kast unsurudur. Yani bilerek ve isteyerek suç işlenebilir. Örgüt üyeliği suçu yapısı gereği taksirle işlenemeyeceğinden dolayı kasti olarak yani insanın iradesi ile işlemesi gereken bir suçtur. Ancak Zeynep Gülen, sadece aile bağları gerekçesiyle yargılanmaktadır. Üstelik bu durum ne yazık ki ilk defa Zeynep Gülen’in de başına gelmiyor. Gülen ailesinin fertleri başta olmak üzere aile fertlerinden dolayı tutuklanan, yargılanan pek çok kişi bulunmaktadır.

Fethullah Gülen Hocaefendi ile akrabalığından dolayı yargılanan ve akraba olmak suçmuş gibi gazetelere haber olan masum insanlara bir göz atalım.

  • 07.2016’da NTV’de yayınlanan haber Fethullah Gülen Hocaefendi’nin akrabası Ş.G.’nin tutuklanmasını haberleştirmiş.
  • 08.2016’da Anadolu Ajansı’nın haberi Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yeğeni Kemalettin Gülen’in tutuklanmasını duyuruyor. Haber içeriğine göre ise Kemalettin Gülen hakkında Hocaefendi’nin yeğeni olmak dışında bir bilgiye hele ki suç unsuruna yer verilmemiş.
  • 11.2017’de www.diken.com.tr ’de yayınlanan haber Fethullah Gülen Hocaefendi’nin köyü olan Korucuk’ta söyleşi yapan İHA muhabirine “fetö değil Hocaefendi” diyen 60 yaşındaki akrabası M.G.’nin gözaltına alınmasına yer verdi. Bir insanı ismi ve yaygınlaşmış unvanı ile anmanın suç olarak kabul edildiği bir hukuk sistemi.
  • 04.2018’de Yeni Şafak Fethullah Gülen Hocaefendi’nin halasının oğlu Hüseyin Avcı’nın tutuklanmasını haberleştirmiş. Habere göre operasyon MİT desteği ile yapılmış. Çünkü Milli İstihbarat’ın görev tanımı içinde insanların halasının oğlunu tutuklamak da var!
  • Fetullah Gülen’in kuzeni Kazım Avcı da örgüt yöneticisi olarak tutuklandı. Tek ayağı olmadığı için sakat bir halde tek başına cezaevinde hayatını idame ettirmeye çalışanlardan birisi de Kazım Avcı. Kendisine savcılık aşamasında; Fetullah Gülen hiç evlendi mi?, Fetullah Gülen neden ABD’de yaşıyor, Türkiye’ye gelmiyor? Şeklinde sorular sorulmuş ve hayali isnatlarla tutuklanmıştır.

Bu örnekler ne yazık ki daha da çoğaltılabilir. Üstelik akrabalık ilişkilerinden dolayı gözaltına alınan, tutuklanan insanlar sadece Gülen ailesi ile sınırlı da değil. Eşini bulamadığı için hanımını, çocuğunu bulmadığı için annesini tutuklayan hakim ve savcılarımız sayesinde akrabalık ilişkisi tutuklama gerekçesi oldu!

Ceza hukukunda temel prensiplerden birisi de suç ve cezaların şahsiliği ilkesidir. Yani hiç kimse bir başkasının işlediği suçtan ötürü soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulamaz ve cezalandırılamaz. Bu ilke Anayasa’nın 38. maddesinde de “Ceza sorumluluğu şahsidir” denilerek anayasal bir güvence altına alınmıştır.

Evrensel hukuku anlamayanlar için belirtelim ki İslam hukuku da cezaların şahsiliği ilkesini benimsemektedir. Ayrıca, Bediüzzaman Said Nursi de bu ilkeye eserlerinde yer vermiş ve konuyu şöyle izah etmiş:

“Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz.” Halbuki, şimdiki siyaset-i hâzırada particilik taraftarlığıyla, bir câninin yüzünden pek çok mâsumların zararına rıza gösteriliyor. Bir câninin cinayeti yüzünden taraftarları veyahut akrabaları dahi şenî gıybetler ve tezyifler edilip, birtek cinayet yüz cinayete çevrildiğinden, gayet dehşetli bir kin ve adaveti damarlara dokundurup kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur ediliyor. Bu ise, hayat-ı içtimaiyeyi tamamen zîr ü zeber eden bir zehirdir.”

Modern ceza hukukunda ve de İslam hukukunda yer almayan ilkel uygulamalar ile işleyen AKP yargısı dünya tarihindeki kara lekelerden biri olarak yerini çoktan almış oldu.