Av. Ömer Turanlı /

İnsanların evlilik ilişkileri veya aile birliktelikleri dünyada belki de ilk defa bu kadar gaddar bir şekilde siyasi güç mücadelesinin malzemesi yapılmış durumda. Sokrates’i baldıran zehrini içmek zorunda bırakan Atina meclisi, eşi Xhantippe’ye dokunmayı akıl edememişti. Thomas More’u on beş ay Londra kulesinde hapsettikten sonra kellesini alan Sekizinci Henry, More’un eşine veya kızı Margaret’e kötülük yapmayı aklından bile geçirmemişti. Lakabını kızından alan Ebu Hanife’yi kırbaçlatarak öldüren Halife Mansur, İmam’ın kızı Hanife’ye ilişmeye cesaret edememişti.

Ama AKP rejimi ve onun sözde muhalifi-gerçek destekçileri ne anayasal hak tanıyorlar ne kutsal, ne de kavgada mertlik. Eşi bulunamayınca gözaltına alınanlar, kocalarından dolayı pasaportları iptal edilen kadınlar, karı koca birlikte tutuklamalar, parçalanan hayatlar, ortada kalan çocuklar ve elbette damatlar…

Damatlar konusuna özel bir başlık açmak gerekiyor çünkü, içinde çok sayıda “fetö” sözcüğü barındırsa da mesele aslında ne cemaatle ilişkili ne de terörle mücadele ile. Damatlar konusu öyle mantık dışı bir bağlamda ele alınıyor ki, doğal mecrasına yerleştirmek için bir düzine açıklama yapmak zorunda kalıyorsunuz. Mükemmel şekilde icra edilen bir av partisinde insicamı bozan ve kendilerine imtiyaz tanınan avlar gibi algılanıyor damatlar. Partinin sahipleri ile yakınlıkları, diğer avcıları rahatsız ediyor hepsi bu. Ne partinin sahiplerinde damatları av kapsamının dışına çıkaracak cesaret var ne de diğer avcıların damatları vuracak yüreği. Partiye katılanlar eğleniyor gerisi boş.

Bunları niye anlatıyoruz? Çünkü eski odatv yazarı Barış Terkoğlu bugün Cumhuriyet’te yayınlanan yazısında yine damatları ele almış. Yazıda kullandığı doneler ile vardığı sonuç arasında bir mantık örgüsü kurmak oldukça zor. Cumhuriyet yazarlarına “fetö”den işlem yapılmış olduğu gerçeği ortada duruyorken, gazetenin yazarlarının damat konusu üzerinde bu kadar durmalarının bir anlamı olmalı.

Gazetenin yayın politikası ve yazarların köşe yazılarına bakınca, damat konusunu ele alan Terkoğlu ve diğer yazarların derdinin hukuk olmadığı açıkça görünüyor. Anayasa tarafından güvence altına alınan ve kutsal kabul edilen bir kurumun üzerinde bu kadar tepinen bir iktidarın neden olduğu hak ihlallerine tek kelime edilmeden, tamamen objektif bir karar olan evlilik meselesi üzerinden güya AKP’ye muhalefet ediyormuş gibi görünerek cadı avını körüklemeye çalışmanın hangi ahlaki ilke ile bağdaştığını doğrusu tespit edemiyoruz.

Cemaat mensuplarının şereflerini ayaklar altına alacak şekilde “katalog evlilik” diye adlandırdıkları bir olguyu, dolgu olarak kullanıp iftira atmanın neresi habercilik olabilir ki?

Hem Saray yargısının ürünü olan kaypak yargısal malzemeleri hiçbir şekilde analize tabi tutmadan hukuki geçerliliği olan delillermiş gibi kabul et, hem de aynı yargının damatlar hakkındaki uygulamalarına doğru değil diye karşı çık.

Aslında çok fazla söze gerek yok. Cumhuriyetin bu aralar çok ciddi mantıksal problemlerle boğuştuğu açık olarak görünüyor. Gitgide duygusallaşan gazetenin asıl amacının ne olduğu konusunda bizim tahminimizi merak ediyorsanız bu yazının başlığını tekrar okuyabilirsiniz.