Av. Nurullah Albayrak /

Türkiye’de özellikle 2016 yılı Ocak ayından bu yana 26’dan fazla kişi siyah transporter araçlarla kaçırıldı. Biri hariç kaçırılan kişilerin ortak özelliği “Hizmet Hareketi” mensubu oldukları iddiası. Kaçırılanlardan birisi de Ayten Öztürk. DHKP-C üyesi olduğu iddiasıyla benzer şekilde altı ay “gizli bir işkence merkezinde” tutulmuş ve altı ay sonra polislere teslim edilmiş. Kaçırılan kişilerden bazılarından bir daha haber alınamadığı, bazıları ise “Çiftlik” ismi verilen bir işkence merkezinde aylarca tutulduktan sonra, işkence altında imzalatılan ifadeleri mahkemede “itirafçı” sıfatıyla kabul etmesi kaydıyla önce Ankara terör polisine teslim edildi, daha sonra da serbest bırakıldı. En son kaçırılan Yusuf Bilge Tunç’tan ise halen bir haber yok.

Kaçırılan kişilerin aileleri resmi makamlara başvurmuş olmasına ve işkence, hürriyeti tahdit ve adam kaçırma suçları re’sen soruşturulması gerekmesine rağmen, kaçırılma olaylarıyla ilgili olarak bugüne kadar etkin bir soruşturma da yapılmadı.

Bu yazının konusu kaçırılmalar ve kaçırılan kişilerin yaşadıkları hukuksuzluklar değil. Yaşanan hukuksuzlukları bir kaç yazıyla anlatmak da mümkün değil.

Şubat ayında kaçırılan ve 6 ay sonra Ankara Emniyeti’nde ortaya çıkan Salim Zeybek, Yasin Ugan, Özgür Kaya ve Erkan Irmak, TEM şubede eşleriyle yaptıkları görüşmede; kendilerine avukat gönderilmemesini, twitter hesaplarının kapatılmasını ve uluslararası kurumlara yapılan başvurularının da geri çekilmesini istedi.

Kaçırılan 4 kişinin eşleri, çocukları, anneleri, babaları, kardeşleri 6 ay boyunca işkence gördüklerini düşündükleri ve neler yaşadıklarını, sağlık durumlarını merak ederken bu kişilerin ilk sözleri uluslararası kurumlara yapılan başvuruların geri çekilmesi oluyor. Hem de bu taleplerinin tartışmaya açık olmadığını söyleyerek. Uluslararası kurumlardan kastedilen de Birleşmiş Milletler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi.

Kaçırılan kişilerin ailelelerinin, AİHM İçtüzüğünün 39. maddesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurduğu, AİHM tarafından da hükümete sorular sorulduğu aileler tarafından sosyal medya hesaplarından paylaşılmıştı.

Kaçırılan bu kişiler her ne kadar ifadelerinde kaçırılmadıklarını ve kendilerine işkence yapılmadığını, kendi istekleriyle emniyete gidip teslim olduklarını söyleseler dahi bu ifadelerin doğru olmadığında şüphe olmadığını not etmek gerekir.

Kaçırılan bu 4 kişinin aileleriyle yaptığı ilk görüşmede, AİHM’ye yapılan başvuruların geri çekilmesini istemeleri, kaçıran ekibin AİHM başvurularını gerçekten ciddiye aldıklarını, AİHM tarafından verilecek aleyhe bir karardan çekindikleri kesin.

Yaptıklarının insanlığa karşı suç olduğunu bildikleri için uluslararası mahkemeler nezdinde ‘haydut devlet’ konumuna düşülmesini istemedikleri için aleyhe bir karar alınmaması için baskı yapıyorlar. Başvurular çekilmezse AİHM tarafından aleyhe bir karar verileceğini de biliyorlar.

İkinci olarak ise kaçırma eylemini devam ettirmek istediklerini de gösteriyorlar. AİHM tarafından aleyhe bir karar verilmezse, karşılarına bir engel çıkmayacağı için hukuksuzluğa ve ‘vahşiliğe’ devam edebilecekleri de maalesef anlaşılıyor

Kaçırma ve işkence gibi insanlığa karşı suç işleyen kişilerin Türkiye’de her hangi bir savcılıktan ya da mahkemeden çekinmemeleri, yargı sisteminin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından da önemli. Salim Zeybek, Yasin Ugan, Özgür Kaya ve Erkan Irmak’ın aileleri eşlerinin istediği gibi twitter hesaplarını kullanmayı bıraktılar, ancak AİHM başvurularını çekip çekmedikleri konusunda kamuoyuna yansıyan bir açıklama olmadı.

Kaçırma ve işkence gibi insanlığa karşı suçların durdurulması ve tekrar etmemesi için mücadele edilmesi bir zorunluluk. Bu ‘vahşiliğin’ sonlandırılmasının mücadeleyle olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu kapsamda, kaçırılmalar ve işkenceler başta olmak üzere tüm hukuka aykırılıkların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşınması ve sürecin sonuna kadar takibi sadece şahsi değil toplumsal da bir sorumluluk. Türkiye’de kaçırılmaların son bulması, işkencenin olmaması için sorumluların tespiti ve cezalandırılması için mücadele edilmesi ve bu kapsamda AİHM’ye yapılan başvuruların da takip edilmesi gerekiyor.

Eğer AİHM’ye yapılan başvurular çekilirse, adam kaçıran bu kişilerin yaptıkları yanına kar kalacağı gibi başka kişilerin kaçırılması ve kaçırma ‘vahşiliğinin’ kurumsallaşmasına destek olacaktır.