Av. Osman Zerey /

17.01.2020 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Yargıda tahliye savaşı” başlığıyla yayınlanan haber eski Korgeneral Metin İyidil’in istinaf aşamasında beraatıyla başlayan süreci konu ediniyor.

Eski Korgeneral Metin İyidil, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanarak Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmış ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmişti.

İstinaf aşamasında dosyayı incelen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi, İyidil’in söz konusu suçu işlediğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraat ve tahliyesine karar verdi. Bu kararla birlikte Türkiye’nin hukuk işleyişini, mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığını bir kere daha görmüş olduk.

Tahliye kararının ardından sosyal medyada daha önce de örneklerini yaşadığımız bir süreç başladı ve sonrasında İstinaf savcılığı İyidil’in tahliye edilmesine itiraz etti. İtirazı reddeden Ankara BAM 20. Ceza Dairesi dosyayı kural gereği Ankara BAM 21. Ceza Dairesine gönderdi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi, inceleme sonucunda itirazı yerinde bularak tahliye kararının kaldırılmasına ve İyidil hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi. Bu kararla beraat etmiş bir kişi hakkında yakalama kararı çıkartıldığını da görmüş olduk.

Önceki gün yakalanan Metin İyidil tekrar tutuklanarak cezaevine götürüldü. İyidil’le birlikte yeğeni ve Nihat Özdemir’in oğlu olan Batuhan Özdemir ve eşi Aslı Özdemir ile avukatı Abdullah Kaya, Metin İyidil’in kaçmasına yardım etme gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. Savcılık ifadesi sonrasında serbest bırakıldılar.

Dosya içeriği incelenmeden verilen beraat kararının ve itirazın hukuka uygunluğu hakkında tam bir yorum yapmak doğru olmaz. Ancak haberin devamında yer alan ve yargının bağımsızlığından kuşku duymamamıza neden olan olaylar var.

Tahliye kararı sonrasında sosyal medyada konunun gündem olması üzerine olağanüstü toplanan HSK “görevlerinin gereklerine aykırı hareket ettikleri” gerekçesiyle, beraat kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi başkan ve üyelerini görevlerinden alarak Ankara dışında başka görevlere atadı.

HSK’nın görevden alma yolunda verdiği ilk karar bu değil tabi ki. Burada sadece bir kısmını sıralayacağım bu kararlarla HSK, ne amaçla hareket ettiğini ve yargı bağımsızlığından kastedilenin ne demek olduğunu da göstermiş oluyor.

  1. Ankara’da dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın çalışma ofisine dinleme cihazı konulduğu iddiasıyla açılan ve kamuoyunda adı “Böcek Davası” olarak bilinen davada beraat kararı veren Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri İsmail Bulun ve Numan Kılınç, görev süreleri dolmadan, 25 Temmuz 2015 tarihli HSYK kararnamesi ile görevlerinden alınmışlardır. Aynı davada, tutuklu Hasan Palaz’ı tahliye eden 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Fatma Ekinci de başka bir mahkemede görevlendirilmiştir.
  2. 07.2014 tarih ve 1644 sayılı HSYK Kararnamesi ile Ankara Adliyesine atanan ilk sulh ceza hâkimleri Hülya Tıraş, Seyhan Aksar, Hasan Çavaç, Bahadır Çoşlu, Yavuz Kökten, Orhan Yalmancı, Deniz Gül, Faruk Kırmacı’dır. İlk kez atama yapılan 16.07.2014 tarihinden 28.07.2015 tarihine kadar geçen bir yıllık süre zarfında, Ankara’da görev yapan sekiz sulh ceza hâkiminden yedisi (8. Sulh ceza hâkimi hariç) görevden alınmıştır.
  3. 63 tutuklu hakkında tahliye kararı verdikleri için 30 Nisan ve 1 Mayıs 2015 tarihlerinde İstanbul’da tutuklanan hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in 24 Temmuz 2015 tarihli aylık tutukluluk incelemesinde, tutuklu hâkimlerin tahliye edilmesi gerektiği yönünde oy kullanan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Nilgün Güldalı, bir gün sonra HSYK kararı ile iş mahkemesinde görevlendirilmiştir.
  4. Youtube’a erişimin engellenmesi yönündeki TİB kararının yürütmesinin durdurulması yönünde karar veren Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanı Cihangir Cengiz, görev süresi dolmadan Konya İdare Mahkemesine tayin edilmiştir.
  5. İstanbul’un siluetini bozan 16/9 kulelerinin (Cumhurbaşkanının arkadaşı bir yüklenici tarafından inşa edilmiştir.) yıkılması yönünde karar alan ve 3. Havalimanı’nın ÇED raporu için yürütmenin durdurulması kararı veren İstanbul 4. İdare Mahkemesinin başkan ve iki üyesi de başka illere tayin edilmiştir.
  6. Gezi Parkı ve çevresindeki Taksim Meydan Projesi’ni iptal eden kararı alan İstanbul 10. İdare Mahkemesinin Başkanı Rabia Başer Bölge İdare Mahkemesi’nde görevlendirilmiş, üye Ali Kurt da Van iline tayin edilmiştir. Hâkim Rabia Başer, 6 Haziran 2016 tarihinde ise İstanbul Vergi Mahkemesi’ne atanmıştır.
  7. 17 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında Hükümet üyelerinin çocuklarının da bulunduğu şüpheliler hakkında tutuklama kararı veren hâkim Cemil Gedikli, 1 yıl 6 ay içerisinde, hiçbir talebi olmadan önce İstanbul’dan Erzurum’a, daha sonra da Kastamonu’ya tayin edilmiştir.
  8. 15 Ekim 2015 tarihli HSYK kararnamesi ile, Cumhurbaşkanı’nın kızı Sümeyye Erdoğan’a suikast yapılacağı yönünde Hükümete yakın bazı gazetelerde çıkan haberlerin yalan ve iftara olduğunu içeren iddianameyi kabul eden Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi Osman Burhanettin Toprak, görev süresi dolmadan ve talebi olmadan Konya’ya tayin edilmiştir.
  9. 1 Kasım 2015 tarihli genel seçimlerden bir süre önce, Gülen Hareketi’ne yakın bazı televizyon kanalları, iktidarın baskısı sonucu, Digitürk isimli yayın platformundan çıkarılmıştır. Bu televizyon kanallarından Bugün TV ile Samanyolu Yayın Grubunun bünyesinde yayın yapan televizyon kanallarının bağlı olduğu tüzel kişiliklerin açtığı davada, televizyon kanalları lehine karar veren Mersin 1. Tüketici Mahkemesi hâkimi Mustafa Çolaker, 7 Aralık 2015 tarihinde HSYK tarafından bu görevinden alınarak, hemen Çorum ilinde görevlendirilmiştir. Hakkında inceleme başlatılmış ve bu incelemeyi yürütmesi için bir de müfettiş atanmıştır.
  • Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mazlum Bozkurt, Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu ile beş subayın mahkûm edilmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının onanması yönünde görüş bildirdiği için, HYSK tarafından 1 Aralık 2015 tarihinde açığa alınmıştır.

Sadece bir kısmını sıraladığım bu kararlardan da anlaşılacağı üzere önceki HSYK ve şimdiki HSK, iktidar aleyhine olacak bir kararın verilmesine izin vermemekte, karar verilmesi durumunda da karar veren hakim ve savcıları cezalandırmaktadır.

HSK verdiği son kararla da Anayasal güvence altında olan mahkemelerin bağımsızlığının ve hakimlik teminatının kendi belirledikleri çerçevede olduğunu bir kez daha açıklamış oldu. Bu karar diğer hakim ve savcılara siyasi erkin dilediği doğrultuda karar vermeyenlerin başına nelerin gelebileceğini anlamayanların tekrar anlaması için hatırlatma kabilinden de değerlendirilebilir.

Yaşanan bu durum hukukun bağımsız ve işler olduğu bir ülkede kriz demektir. Ne yazık ki bizim ülkemizde garipsenmek bir yana yaşanan bu krizin farkına bile varılmıyor.