Av. Kemal Şimşek /

Odatv, Metin İyidil’in tekrar tutuklanması konusunda, hızla atağa geçti. İyidil’in sözde “Ergenekon kumpaslarında” rolü olduğu yönünde yayınlar yaparak, İyidil’in yeniden tutuklanma kararını hem siyasi zemine çekmeye hem de meşrulaştırmaya çabaladığı gözden kaçmıyor.

Aytunç Erkin ile Emin Şirin’in hazırladığı ve odatv youtube kanalında yayınlanan Kayda Geçsin isimli programda, Metin İyidil’in 2012 yılında Genel Kurmay Personel Başkanı iken, Ergenekon soruşturmalarında ismi geçen askerlere idari işlem yapılması yönünde verdiği talimatını içeren bir belge üzerinden İyidil hedef alındı ve tahliyesinin yanlış, tutuklanma kararının doğru olduğu yönünde yorumlar yapıldı. Odatv ekibinin mantığı, Ergenekon aleyhine atılan her adımın “terör örgütü üyeliği” anlamına geldiği tezi üzerine kurulu. Ceza hukuku veya idare hukuku ilkelerinin önemi yok. Asıl önemli olan, geçmişteki anti demokratik askeri militer yapının çözülmesi için görevinin gereğini ifa etmiş olanlardan Saray yargısı eliyle de olsa intikam alınması odtv’ye göre.

Şu an Türkiye’de yaşananlar ile Ergenekon süreci ilişkisini anlatmak değil amacımız. Ancak Türk demokrasinin gelişimi ile Ergenekon süreci arasındaki bağlantıyı kısaca tekrar hatırlamakta fayda görüyoruz.

Avrupa Birliği 2009 Türkiye ilerleme raporunda Ergenekon davalarının usulüne ilişkin bazı uyarılar yapıldıktan sonra “Bu dava, Türkiye için, demokratik kurumlarının düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne olan güveni güçlendirmek açısından bir fırsattır.” değerlendirmesi yapılmıştı.

2010 yılı raporunda “suç örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon adlı oluşuma ilişkin soruşturma ve birçok başka darbe planının araştırılması, demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmayı sürdürmektedir.” denilmişti.

2011 raporunda yapılan değerlendirme şu şekildeydi: “Ergenekon soruşturması ve iddia edilen diğer darbe planlarına ilişkin soruşturmalar, demokrasiye karşı işlendiği iddia edilen suçların aydınlatılması ve demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmaya devam etmektedir.”

2012 raporunda da “Türkiye’deki demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından bir fırsat teşkil eden bu davalar, yargı süreçlerinin geniş kapsamlı olması ve söz konusu süreçlerle ilgili eksikliklere yönelik ciddi endişeler yüzünden gölgede kalmıştır.” ifadesi yer almaktaydı.

2013’e gelindiğinde Ergenekon mahkumiyet kararlarına ilişkin “Karar, demokratik yollarla seçilmiş Hükümeti yıkmayı amaçlayan suç şebekesinin varlığını kabul etmektedir. Türk ceza adalet sisteminde yukarıda bahsi geçen eksiklikler, kararın Türk toplumunun bütün kesimleri tarafından kabul görmesini güçleştirmiş ve karar siyasi hesaplaşma iddialarıyla lekelenmiştir.” tespiti yapılmıştı.

2014 raporunda, AYM’nin Ergonekon davası hakkında verdiği karar üzerine “Başlangıçtaki önemli iddiaların gerçekliğinin saptanması ihtimali ortadan kalkmıştır.” değerlendirmesine yer verilmiştir.

2015 sonrasını zaten yazmaya gerek yok.

Görüldüğü üzere, AB ilerleme raporları soruşturma ve davaların yürütülme sürecindeki eksikliklere vurgu yapsa da, verilmek istenen asıl mesaj Ergenekon davasının Türkiye’nin demokrasi serüveninde önemli bir fırsat olduğu ve ne yazık ki bu fırsatın kaçırıldığıydı.

Son yıllarda yaşanan hukuk skandallarına ve antidemokratik uygulamalara hatta yaygın ve sistematik insan hakları ihlallerine baktığımızda AB raporlarındaki değerlendirmelerin ne kadar yerinde olduğunu tekrar görmüş oluyoruz.