Sözcü gazetesinin yargılandığı ve mahkumiyetle sonuçlanan davanın gerekçeli kararı medyaya yansıdı. Bazı yayın organları mahkemenin kararını, “Gerekçeli Karar: ‘Erdoğan yolsuzluk yaptı’ diyen herkes FETÖ’cüdür” başlığıyla verdiler. Başlık aslında kararın ne anlama geldiğini ve sürecin hukuki değil siyasi olduğunu göstermesi açısından önemli.

Gerekçeli kararda; 17-25 Aralık’ın “tamamen uydurma, montajlanmış, hakkında yayın yasağı getirilmiş” haberleri ile MİT TIR’larının durdurulması haberlerinin Sözcü Gazetesinde yayınlanmasının örgütün amacına hizmet ederek algı oluşturduğu ifade edilmiş.

Kararda söz konusu haberlerin gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ve “Gazetenin her ne kadar örgütle arasında organik ve hiyerarşik anlamda bağ yok ise de kamuoyunda örgütün stratejileri doğrultusunda algı faaliyetleriyle bilerek ve isteyerek örgütün amacına hizmet ettiği anlaşılmıştır” denilmiş.

Türkiye’de mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı açık olduğundan verilen kararların hukuken değerlendirilmesi teknik anlamda doğru değil, ancak yapılan hukuksuzluğu göstermek anlamında kayıtlara geçmesi anlamında kararın hukuken de değerlendirmesini yapacağım.

Fakat, hukuki değerlendirme öncesinde gözden kaçırılmaması gereken bir hususu dikkate sunmak istiyorum. Mahkeme kararında, örgütün amacına hizmet edecek her davranışın cezalandırılacağını belirtmiş. Yani, örgüt diye itham edilen Cemaat’in amacına hizmet edecek her davranış örgüte yardım suçlamasına muhatap olacaktır.

Cemaatin AKP iktidarıyla ilgili genel olarak; hukuksuzluk yaptığını, hukuksuzluk sürecinin de iktidar mensuplarının yolsuzluğunun açığa çıkmasıyla başladığını, AKP yönetiminin iktidarda kalmak için Anayasa, yasa dinlemediğini ve Anayasa’yı ihlal etme pahasına hukuksuzluk yaptığını, 17/25 Aralık sürecinde Efkan Ala’nın yaptığı konuşmada söylediği, “biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız” sözüyle de açıkladıkları gibi her türlü suçu işlemekten çekinmeyeceklerini, AKP iktidarının devamı pahasına kadın, çocuk, yaşlı, hasta, engelli demeden tutuklatacağı ve eziyet edeceği, yargıyı ve yargı mensuplarını siyasi iktidarın menfaatlerini korumak için kullanacağı, darbe’nin kurgu ya da kontrollü olduğu amacın tüm muhaliflerin sindirilmesi ve tasfiye edilmesi olduğu  gibi iddiaları var.

Muhalifler Cemaate iktidar ağzıyla örgüt demeye devam ettiği sürece, bu söylemleri kullanmaması ya da kullanırsa örgüte yardım suçlamasıyla karşılaştıklarında da ama biz ‘fetöcü’ değiliz saçmalığına sığınmamaları gerekir.

Gelelim kararın hukuki anlamda değerlendirilmesine. Hukuken değerlendirilmesi gereken iki husus var. Birincisi basın özgürlüğü sınırları; ikincisi ise silahlı terör örgütüne yardım etme (TCK 220/7) suçunun kapsamı. Karar her iki konuda da sınıfta kalmıştır.

Basın özgürlüğü Anayasa’da ve Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) yer almıştır. Anayasa’nın 28. maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez” denilmiştir. AİHS’nin 10. maddesinde ise “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar” şeklinde ifade edilmiştir.

Basın özgürlüğünün sınırları ise; Anayasa’nın 28. maddesinin devamında “Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber…” şeklinde; AİHS’nin 10. maddesinde ise “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması…” şeklinde belirlenmiştir.

Sözcü gazetesi yazarlarının cezalandırılmasına gerekçe yapılan, 17-25 Aralık haberleri veya MİT Tırlarının durdurulması haberleri bu sınırları ihlal mi ediyor? Tabi ki hayır. Zira bu haberlerde devletin iç ve dış güvenliğini veya ülke ve milletin bütünlüğünü tehdit eder bir unsur bulunmamaktadır. Bu haberler savcılıklar tarafından yürütülen soruşturmaların neticesinde yapılan operasyonların kamuoyunu bilgilendirme amacıyla paylaşılmasından ibarettir.

Öte yandan bir kişinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan cezalandırılabilmesi için de belli şartlar gerekmektedir. Öncelikle amacı ve hiyerarşik yapısıyla mahkemece tanımlanmış bir örgüt bulunmalıdır. Kişinin ise örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmadan örgütün amacı doğrultusunda bilerek ve isteyerek bir eylem gerçekleştirmiş olması gerekmektedir.

Ancak söz konusu kararda örgüte yardım olarak gösterilen eylemler yukarıda izah ettiğimiz gibi basın özgürlüğü sınırlarına giren olağan gazetecilik faaliyetleridir. Bilerek ve isteyerek örgütün amaçları doğrultusunda hareket edilmesi olarak ifade edilen konu da iktidarın yolsuzluğunun ve hukuksuzluğunun haber yapılmasının Cemaatin söylemiyle örtüşmesi olarak gösterilmiş.

Bu dava ile ilgili asıl sorun  Sözcü Gazetesi yazarlarının hukuk garabeti bu karara karşı kendilerini savunma şekilleridir. Yazılarında bu konuya değinen Emin Çölaşan ve Necati Doğru kararın yanlış olduğunu ama bunun nedeninin kendilerinin ‘fetöcü’ olmadıkları olduğunu dile getirmişler.

Emin Çölaşan yazısında “Söz konusu şahsın (dosyadaki bilirkişi) ismini yazarak internete girin ve arayın… FETÖ’cü mü değil mi, Bank Asya’da hesabı var mı yok mu, Fetullah ve Zaman gazetesine övgüler düzmüş mü, göreceksiniz! … Kendi adıma söylüyorum, ben bu Fetullah ve Zaman gazetesi ile defalarca mahkemelik olmuş bir adamım.” ifadelerine yer verdi.

Necati Doğru ise yazısında “Aslında bu yazıyı yazdığım için ‘Fetullah’ın darbeme naylon dedin, aşağıladın’ diye beni mahkemeye vermesi gerekirdi. Acaba gece gizlice herkes uykudayken asıl gerekçeli kararı yırtıp yaktılar ve yerine bu naylon gerekçeli kararı Fetullahçılar mı yazıp koydu?” demiştir.

Mahkemenin mahkumiyet kararının gerekçesi, gazetede yazılan yazılar ve haberler. Bu kapsamda sözcü yazarlarının savunmalarında yazdıkları yazıların ve yapılan haberlerin basın özgürlüğü sınırları içinde olduğunu anlatmaları ve bu gerekçeyle beraat talep etmeleri beklenirken, bize nasıl ‘fetöcü’ dersiniz, biz ‘fetöcü’ değiliz şeklinde savunma yapmışlardır.

Bu şekliyle savunma yapıldığı müddetçe, iktidar kendisine muhalif gördüğü herkesi ‘fetöcü’ çuvalı içerisine atarak istediğini yapmaya devam edecektir.

Akl-ı selim sahibi kişilerden beklenen; Cemaatle bağlantılı olmamama rağmen bu cezayı aldıysam ‘fetö’ suçlamasıyla yargılananların da suçsuz olmaları gerekir. Demek ki iktidar bu ‘fetö’ canavarını yaratmış ve işine gelmeyen her şeyi ve herkesi bu yafta ile bertaraf etmek istemektedir.

Ancak akl-ı selim bu ülkenin yandaşı gibi muhalifini de terk etmiş!