Yargıtay üyesi olan Ankara eski Başsavcısı Harun Kodalak, Adalet Bakanlığı eski müsteşarı Birol Erdem’in tutuksuz yargılandığı davada tanık olarak ifade vermiş. Medyada yer alan bilgilere göre 2 paragraflık ifade vermiş ancak anlattıkları neredeyse yaşanan tüm sürece cevap verecek nitelikte.

İfadesinde, “FETÖ’nün, AK Parti iktidarına ve Cumhurbaşkanımıza yargı eliyle yaptığı ilk darbe Deniz Feneri soruşturmasıdır.” Diyerek olaya yeni bir boyut katmış Kodalak. Nasıl bir darbe yapıldığını da şu şekilde ifade etmiş:

“O soruşturmada Deniz Feneri için toplanan paraların AK Parti’ye aktarıldığı ispatlanmaya çalışılmış. AK Parti Yozgat Şefaatli ilçe örgütüne paraların gittiği iddia edilmiş. Yetki olmadığı halde bizden önce hesap hareketlerine bakılmış, bir şey çıkmayınca dosya kenara atılmış. Yanlış anlaşılmasın, Deniz Feneri’nde bir şey yok demiyorum. Ama iktidara yönelmek gibi bir niyet vardı. Dosyanın bize geçtiği dönemde hukuka yöneldik, suç varsa ona baktık, davamızı da açmıştık.”

O soruşturma dediği Deniz Feneri derneği üyeleri aleyhine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma. Yani bu soruşturmayla Deniz Feneri için toplanan paraların AKP’ye aktarıldığı iddia edilerek AKP’ye ve Cumhurbaşkanı’na (AKP ile Cumhurbaşkanına ayrı ayrı darbe yapıldı denmesi de ayrı bir değerlendirme konusu olmalı) darbe girişiminde bulunulmuş.

Peki o soruşturmanın savcıları kimler? Ankara Savcıları Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz.

Öncelikle, yargı darbesi yapmakla itham edilen savcılar soruşturma kapsamında neler yapmak suretiyle AKP’ye ve Cumhurbaşkanına darbe yapmışlar? İkinci olarak da konunun ve savcıların Cemaatle ilgisi nedir? Sorularını cevaplamak suretiyle konuyu değerlendirelim.

Harun Kodalak’ın darbe dediği Deniz Feneri davasının nasıl başladığı, AKP ve Cumhurbaşkanına yönelik iddiaların ne olduğu Radikal gazetesi tarafından 12 soruda deniz feneri davası başlığıyla anlatılıyor, hatırlamak isteyenler bakabilir.

Harun Kodalak, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş’in soruşturmayı kendisine verdiğini, kimlerle çalışmak istediğini sorduğunu söyleyerek, Deniz Feneri soruşturma savcıları Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz’ün görevden alınmalarının kendi icraatı olduğunu söylemiş.

Böylece, 3 yıl boyunca soruşturmayı yürüten, Almanya’ya giderek orada yürüyen soruşturma kapsamında bilgi alan savcılar görevden alındı ve yerlerine Ankara Cumhuriyet Savcıları Veli Dalgalı ve Hakan Pektaş getirildi. Bu savcıları görevlendiren kişinin Harun Kodalak olduğu da ifadesinden anlaşılıyor. Harun Kodalak ifadesinde kendisinin Hakyol’cu olduğunu dolaylı olarak söylemiş. Deniz Feneri dosyasında görev alan yeni savcıların da Hakyol mensubu olduklarını söylemeye gerek yok sanırım.

Harun Kodalak’ın çabalarıyla görevden alınan 3 savcı evrakta sahtecilik iddiasıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesinde yargılandılar ve beraat ettiler. 3 savcı yaptıkları savunmalarında Harun Kodalak’ın iddia ettiği gibi ortada bir darbe olmadığını, gerçekte suç işleyen kişilerin tespitine yönelikbir soruşturma yürütüldüğünü açıkça ifade ettiler.

Savcı Nadi Türkaslan, “Ben görevimi yaptığım için, birileri de görevlerini yaptığı için buradayım. Benim burada bulunma nedenim benim hakkıyla bir soruşturma yapmamdır. Bu soruşturmada hukuk ne gerektiriyorsa arkadaşlarımızla birlikte onu uyguladık. Almanya’ya gittik. Deniz Feneri e.V paralarının başka yerlerde kullanıldığını tespit ettik. Firdevsi Ermiş’in bana gelip 40 saat ifade verdiği ortaya çıkınca, Deniz Feneri sanığının avukatı ‘Bu sanığın ifade vermesini nasıl engelleyemedik’ demiştir. Benim bütün yaptığım hukuk ne gerektirdiğiyse belki yapılmayacakları yapmak. Onun için buradayım. Kimseye yanaşmadan, hiçbir menfaat beklentisi içine girmeden işimi yaptım. Ben görevimi yaptığım için birileri de görevlerini yaptığı için buradayım.”

Savcı Abduvahap Yaren, “Bu devlet bize bir görev verdi. ‘Almanya’ya gidin delilleri inceleyin’ dedi. Belgeleri bulduk. Isparta, Burdur, Trabzon’da ve Türkiye’nin her yerinden yardım yapıldığı iddia edilen bu insanları dinledik. 600 kişinin biri bana ‘Deniz Feneri e .V bana yardım yaptı’ demedi. Yüzde 80’i ‘Bu imzalar sahte. Bana yardım yapılmadı ‘dedi. Yüzde 20’si ise ‘Buradaki imza bana ait ama bana bu miktarda yardım yapılmadı’ dedi. Adama 20 avro yardım yapılmış ama 400 avro yardım yapılmış gibi belge düzenlemiş. Sözleşmiş gibi hepsi yalan mı söylediler? Soruşturma belli bir aşamaya geldiği zaman bizi aldılar, dellilerin tamamına ulaşılması engellendi. Yardım paraları nereye gitti? Metreslerini şirket ortağı yaptılar. Cinsel istismara devam edebilmek için, şantaj malzemesi olarak kullanmak için.  Paralar buralara (yoksullara) değil, oralara gitti.”

Savcı Mehmet Tamöz de “Ben ülkemi ve insanımı seviyorum. Tüm amacım yasaları tarafsız ve bağımsız olarak uygulamak. Bu nedenle siyasi düşüncelerle hakkımızda soruşturma yaparak, bizi önünüze getiren meslektaşlarımıza kırgınım” şeklinde ifade vererek süreci kısmen anlatmış oldular.

Harun Kodalak, soruşturmayı nasıl ifade ediyor; soruşturmayı yapanların “iktidara yönelmek” gibi bir niyet varmış. Dosyayı kendisi takip etmeye başladığında ise “hukuka yönelmişler”, suç varsa ona bakmışlar, davayı da açmışlar.

Bu ifadeden ‘yargı darbesinin’ ne demek olduğunu anlamış oluyoruz. Soruşturma dosyası içerisinde ne tür suç delili olursa olsun, hiçbir şekilde iktidarla irtibatlandırılamaz. Eğer iktidarla irtibatlandırılırsa yargı darbesi yapılmış olur.

“Hukuka yönelmenin” de, iktidarın zan anlatına sokulmaması, iktidara yakın kişilerin suçlanmaması, daha öncesi itibariyle suçlanmış olan iktidar mensupları ya da yakınları varsa aklanması anlamına geldiğini tekrar anlamış olduk.

Harun Kodalak hatırlamıyor ama bu davayla ilgili olanlar, kendi hazırladıklarını söylediği iddianamenin imzalanmadan önce dosyanın şüphelilerine ve iktidar temsilcilerine incelemeleri üzerine gönderildiğini gayet net hatırlıyorlar.

İkinci olarak, yargı darbesi yapmakla suçlanan savcıların üçü de cemaatle ya da cemaat mensuplarıyla irtibatı olan kişiler değildir.

Hukuka yöneldiği söylenen savcılar Harun Kodalak, Veli Dalgalı ve Hakan Pektaş’ın ise Hakyol cemaati mensubu oldukları, Hakan Pektaş’ın 16 Temmuz günü 2.700 Hakim ve Savcıyı gözaltına aldıran kişi olduğunu da not edelim.

Deniz Feneri davası ne oldu, tabi ki beraatla sonuçlandı. Beraatla sonuçlanacağını da görevden alınan Savcı Türkaslan, “Aslında soruşturmanın böyle sonlanacağı, benim soruşturmadan alındığım gün belli oldu. Ben o zaman da soruşturmadan alınma sebebini, soruşturmayı kapatmak olarak söylemiştim” diye açıklamıştı.