Emniyet Genel Müdürlüğü, 1094 kelimelik bir sözlük hazırlamıştı. Sabah gazetesi de hazırlanan sözlüğün algı çalışmasını yapmak adına bu konuyla ilgili her gün bir haber yapmaya gayret ediyor. Kendilerine göre aleyhe bir algı oluşturduklarını zannediyorlar ancak, yaptıkları her haberle iddialarının paranoyadan ibaret olduğunun daha net anlaşılmasına katkı sağladıklarını farkedemiyorlar.

Bugün yaptıkları haberde, Fetullah Gülen’in cemaate ait yayın organlarında yazdığı yazılarda 10 farklı isim kullandığını ve Gülen’e cemaat mensupları tarafından çeşitli kod isimler verildiği iddiasını gündeme getirdi.

Haberde, Fetullah Gülen’in cemaatle ilgili yayın organlarında 10 farklı isimle yazı yazdığının tespit edildiği anlatılıyor. Bu tespitin ne anlama geldiği konusunda bir açıklama yapılmaksızın başyazılarda kullanılan kod isimlerin deşifre olduğu söyleniyor. Yani haberden anlaşılan Fetullah Gülen başyazılarda 10 farklı isim kullanmış.

Eee ne var bunda. Müstear isim kullanmak gizli bir iş yapıldığınımı gösteriyor? Yazarların, şairlerin eserlerinde değişik nedenlerle farklı isimler kullandığı bilinmeyen bir durum mu? Müstear isim kullanmak yazarlar arasında o kadar yaygın bir uygulama ki müstear isimler sözlüğü adıyla kitaplar bile yayınlanmış. Yazarların aynı anda birden fazla yerde yazı yazdığı durumlarda farklı isimler kullanması onların gizliliklerine değil, ne kadar çok eser ortaya koyduklarının bir delili olur.

Cemaatin yayın organlarında yer alan  başyazıların Fetullah Gülen tarafından yazıldığını herkes bilir ve tüm yazılara da internetten halen ulaşılabilir. Açık kaynaklarda yer alan bu yazılara müstear isim konulmuş olmasından yola çıkılarak nasıl bir sonuca ulaştıklarını insan gerçekten merak ediyor. Ne düşünmüş olacaklarına dair kendimizi zorlasak bile aynı şekilde düşünemediğimiz için olsa gerek gizliliğe dair bir sonuç çıkartılabilmesi zor.

Habere göre en çok kullanılan maslah isim de Dahhak’mış. Bu kelimenin ne anlama geldiği ile ilgili değerlendirmeleri de zihni alt yapılarının ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyor. Dahhak’ın kelime anlamı gülen. Gazete ise İran mitodolojisinden yola çıkarak bir anlam uydurmayı tercih etmiş. Bu isimle ilgili iddialar da 2000’li yılların başına dayanıyor. Bu konuda zaman zaman açıklama da yapılmış.  

Haberde yer alan müstear isim kullanma uygulaması 1988 yılı öncesinde varmış sonrasında ise başyazıların sonuna isim yerine üç yıldız (***) konmaya başlanmış.

Haberden de anlaşıldığı gibi emniyetin deşifre ettiğini söylediği olay 1988 yılı öncesine ait bir durummuş. 32 yıl sonra müstear isim olduğu herkes tarafından bilinen isimlerin deşifre edildiğini söylemeyi büyük bir başarı olarak ortaya koymadaki mantığı anlamak gerçekten zor.

1988 yılından sonra başyazılarda yer alan üç yıldızın şifresi de çözülmüş! Emniyet birimlerinin yürüttüğü çalışma neticesinde, üç yıldızın ‘gizlilik ifadesi’ olduğu belirlenmiş! Gizlilik ifadesi ne anlama geliyor,  ne gizleniyor ve kimden gizleniyor konusunda henüz bir sonuç elde edilemediği anlaşılıyor. Bunu tespit etmek muhtemelen daha uzun yıllar alacaktır!

Bu kısa değerlendirmeyle haberde yer alan kod isimler deşifre edildi iddiasının safsatadan başka birşey olmadığı anlaşılıyor.

İkinci iddia ise Gülen’e örgüt mensuplarınca da çeşitli kod isimler verildiği iddiası. Kod isim vermeyi gizlenmek, kimliğini saklamak olarak ifade ediyorlar ama isimlere bakıldığında gizlemekten öte ifşa etmeyi sağlayacak isimler olduğu görülüyor.

Haberde ki iddiaya göre cemaat mensupları Gülen’e  asrın kurtarıcısı, kainat imamı, mehdi, asrın alimi, asrın hatibi, zamanın sahibi  gibi isimler vermişler. Sözde kod isim vermişler ama kulandıkları isim gizliliği temin etmek yerine hedef göstermeyi sağlayacak özellikte.

Ne yapılmak istendiğini bir hikayeyle anlatalım;

ZENGİN BİR toprak ağası varmış. Koyun, sığır, at, manda ve keçi gibi büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarını köylülere verir; köylüler de hem onlara bakar, hem de bu arada kendi işlerini görürlermiş. Fakat ağa köylülere bu hayrı yaparken bir şart da koşarmış; doğan yavruları kendisi almak şartıyla verirmiş.

Her yıl âdeti üzere hayvanların doğum yaptığı zamanlarda köylere giderek, yeni doğan kuzu, buzağı, malak, tay gibi yavruları tek tek sayar, özel damgasını vurdurur, sonra da defterine kaydedermiş.

Fakat bu kayıt işleri sırasında tüm aksiliği üzerinde olur; sanki köylüler ondan bir şeyler saklayıp kaçırıyor havasıyla köylülere sıkıntı yaşatırmış.

Hele boş bir hayvan görmesin; hemen “Hani bunun kuzusu? Hani bunun yavrusu?..” diye bağırıp çağırırmış.

Ağa, yine bir yavrulama mevsimi, bir köyde sayım ve kayıt yapıyormuş. Bu sırada inek sandığı irice bir öküzün altında buzağı görememiş. Öküzü boynuzundan tutup “Hani bunun buzağısı?.. Bunun buzağısı neredee?..” diye bağırmaya başlamış. Bir hırsızlık yaptılar da onu yakaladım diye düşünüp şamatayı abartmış da abartmış.

Ancak köylülerin içinden uyanık birisi durumu farkedip: “Ağam be” demiş, “Görmüyor musun; o hayvan inek değil öküzdür. Öküzün altında buzağı aranır mı? Erkek hayvanın da buzağısı mı olur?”

Böylece köylüler rahat bir nefes almışlar. Bu olaydan sonra da çeşitli bahanelerle insanlarda suç bulmaya çalışanlar için bu deyim “öküz altında buzağı arıyor” ya da “öküz altında buzağı aranmaz ki..” şeklinde söylenir olmuş.

Anlayana…