Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruya, 27 Kasım 2019 tarihinde verilen karar 10 Ocak 2020 tarihli resmi gazetede yayınlandı. Kararla birlikte bir kere daha Anayasa Mahkemesinin sadece adında mahkeme olduğu kararlarında muhakemeye dair bir durum olmadığını görmüş olduk.

Başvurunun konusu tabi ki haksız tutuklama. 28 Mart 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmış, Anayasa Mahkemesi de başvuruyu 33 ay sonra neredeyse 3 yıl sonra karara bağlamış ve Türköne’nin tutukluluğunda bir haksızlık olmadığına karar vermiş. Karar toplam 42 sayfa. Bu kadar kapsamlı bir karar görünce, hukuki anlamda önemli değerlendirmelerin olduğunu düşünüyorsunuz ancak kararın büyük kısmı Türköne’nin tutuklanmasına gerekçe yapılan yazılarından oluşuyor. Hukuki anlamda değerlendirme sadece 1 sayfa ona da hukuki değerlendirme denirse…

Türköne’nin başvurusuna konu iddialar şu şekilde;

  • tutuklamanın hukuki olmaması,
  • tutukluluğun makul süreyi aşması,
  • soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,
  • tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,
  • sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması,
  • tutukluluğun gözden geçirilmesi kararlarının tebliğ edilmemesi ve tutukluluğa itirazın incelenmemesi,
  • tutukluluğa etkili itiraz hakkının kullanılamaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,
  • mal varlığına tedbir konulması nedeniyle çeşitli anayasal hakların,
  • ceza infaz kurumundaki kısıtlamalar nedeniyle haberleşme hürriyetinin,
  • siyasetçilerin açıklamaları nedeniyle masumiyet karinesinin,
  • gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği.

Türköne 15 Temmuz darbe girişimi iddiası hemen sonrasında 27 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 4 Ağustos 2016 tarihinde İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimi tarafından tutuklanmıştı. Türköne 3,5 yıldan beri tutuklu. Tutuklanmasına gerekçe yapılan soruşturmayı mahkeme şu şekilde tanımlıyor;

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da aralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen olan şüpheliler hakkında FETÖ/PDY’nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.” Yapılan işlem çok normalmiş gibi gazeteci, yazar ve akademisyenlerden oluşan kişiler hakkında medya yapılanması iddiasıyla soruşturma başlatıldığını söyleyebiliyorlar.

Türköne medya yapılanması adıyla yapılan soruşturma kapsamında darbe iddiasından 1 hafta sonra 27 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alınmış. Terörle Mücadele ekipleri tarafından 6 gün sonra ifadesi alınmış ve kendisine yazdığı yazılarla ilgili sorular sorulmuş. Mahkeme bu durumu gizleme gereği duymaksızın şu şekilde ifade etmiş;

“Başvurucuya 4/2/2016 (“Arınç Sarayı Sur’daki Tünellere Sokuyor” başlıklı) ve 5/2/2016 tarihli (“Dolmabahçe’de Sona Eren Neydi” başlıklı) yazılarıyla darbe girişimini meşru kılmaya çalışıp çalışmadığı sorulmuştur. Başvurucuya ayrıca “Devri Sabık Yaklaşırken”, “Türkiye’nin Yeni Aktörleri” başlıklı yazılar, “İktidarın Kulpunu Nasıl Teslim Edecekler” başlıklı yazılarla darbe girişimini meşru kılmaya çalışıp çalışmadığı, bu yazıları kimlerden talimat alarak yazdığı, darbe girişiminden haberdar olup olmadığı, 17/25 Aralık soruşturmalarına ilişkin süreç sonrasında da Fetullah Gülen tarafından yönetildiği bilinen Zaman gazetesinde neden kalmaya ve örgütü desteklemeye devam ettiği sorulmuştur.”

Türköne, emniyette kendisine sorulan ve gerçekten hukukçu olan insanların izah etmesinin zor olacağı sorulara şu şekilde cevap vermiş;

‘Köşe yazarı olarak gazete yöneticilerinden ve dışarıdan herhangi bir talimat almadığını, yazılarını kendi iradesi ve görüşleri doğrultusunda yazdığını, “Devri Sabık Yaklaşırken” başlıklı yazısında iktidarı eleştirdiğini ancak darbeyi değil demokratik muhalefeti savunduğunu, 4/2/2016 ve 5/2/2016 tarihli yazılarının ise çözüm süreci sonunda gelen şehit haberlerine bir tepki niteliğinde olduğunu, bu yazılarında da demokratik çözüm arayışlarından yana olduğunu ifade ettiğini, Fetullah Gülen’in konuşması ile bu yazılar arasında zamansal olarak uyumsuzluk bulunduğunu ve onları anılan konuşmadan önce kaleme aldığını, yazısıyla bu konuşma arasında bir ilişki olmadığını, darbelere her zaman karşı olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.’

Ortada somut bir suçlama olmamasına rağmen Türköne, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4 Ağustos 2016 tutuklanması talebiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiş. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince aynı gün, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde “… şüphelilerden Mümtazer Türköne’nin … örgüt adına yayın yapan gazetede yazarlık yaptığı ve yazıları ile Fetö terör örgütünün amaçlarına hizmet etmek … suretiyle örgüt üyesi olmamakla birlikte söz konusu örgüte yardım ettikleri kanaatine varılmıştır.” denilmiştir.

Anayasa Mahkemesi 3.Sulh Ceza Hakiminin tutuklama gerekçesini, “silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır” diyerek doğru olarak değerlendirmiş.

Mümtazer Türköne sadece gazete yazıları gerekçe gösterilerek tutuklanmış, Anayasa mahkemesi de bu durumu açıkça şu şekilde belirtmiş, “Başvurucunun tutuklanmasına dayanak gösterilen olguların temelde gazete yazılarından oluştuğu görülmektedir. Soruşturma makamları genel olarak başvurucunun bu yazıları FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda yazdığını ileri sürmüşlerdir.”

Sulh Ceza Hakimi, köşe yazılarını gerekçe göstererek tutuklama kararı verdiği için AYM’de 42 sayfalık kararında Türköne’nin tüm yazılarını alıntılayarak, yazılar üzerinden değerlendirme yapmıştır.  Kararın 30. sayfasında 62 nolu paragrafta yer alan ve  AYM’nin bir mahkeme olmadığını gösteren şu değerlendirme yapılmıştır.

“Bununla birlikte başvurucunun yukarıda değinilen yazılarının yalnızca Hükûmetin veya diğer kamu makamlarının bazı uygulamalarının eleştirilmesi ya da bu uygulamalar dolayısıyla hissettiği bir tepkiyi dile getirmesi olarak nitelendirilmesi oldukça zordur. Suça konu edilen yazıların yayımlandığı gazetenin niteliği, yazılarda kullanılan üslup ve ifadeler ile yazıların bağlamı birlikte dikkate alındığında başvurucunun kamu makamlarının FETÖ/PDY’nin millî güvenlik üzerinde tehdit oluşturduğunu değerlendirdikleri bir dönemde, bu tehdidin önlenmesi amacıyla aldıkları her bir tedbire karşı sistematik bir şekilde ve söz konusu tedbirlerin genel olarak muhatabı olan yapılanma adına konuştuğu izlenimini verecek şekilde bir tutum takındığı söylenebilir.” Bu ifadelerle AYM, mahkemeden çok siyasi bir tutum takındığını açıkça itiraf etmiştir.

Mahkeme, hukuk dışı bu tespitini yaptıktan sonra tutuklama kararının meşru bir amacının olduğu ve de ölçülü olduğunu da ibretlik şu cümlelerle gerekçelendirmiştir.

“Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle kaçma ve delilleri etkileme şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.”

“Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen cezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.”

Evet, Türköne’nin sadece gazetede yazdığı yazılar gerekçe gösterilerek 3,5 yıldır tutuklu kalması meşru bir amaca dayanmaktaymış ve de ölçülüymüş. Bu nedenle de kişi güvenliği ve özgürlük hakkı ihlal edilmemiş.

Başkanı bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde eğilmesine rağmen, Erdoğan’ın kararlarına saygı duymasını sağlayamayan bir kurum olan AYM, Türköne gibi iktidar muhalifi ama gerçek gazeteciler hakkında verdiği hukuk dışı kararlarla belki Erdoğan’ın gözüne girmeyi başarabilir ama tarih karşısında saygıyı hak etmeyen bir kurum olarak anılmaya devam edecektir.