10.01.2020 tarihinde Sabah gazetesinde Dilek Güngör’ün “FETÖ’cüleri köşeye sıkıştıran karar!” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Dilek Güngör, Akın İpek’in kardeşi Cafer Tekin İpek ve anneleri Melek İpek ile yargılandıkları dosyadan çıkan karardan bahsediyor. Bir gazeteci gibi bilgiye dayalı yorum yapmak yerine iftira, yalan ve tehditlerinden oluşmuş bir yazı.

Yazının henüz başlarında “Himmetlerle kurduğu şirketleri adeta para aklama merkezi gibi çalıştırıyordu” iftirasıyla karşılaşıyorsunuz. Devamında ise “Mahkeme, sanıkların holdingdeki hisselerini devlete verdi” müjdesi(!) geliyor. Yazıda “devlete verilen” diyerek müsadere edilen hisselere karşı ganimet algısı oluşturuluyor. Gerçi haksız da sayılmaz. Çünkü müsadere şartları kanunlarda belirlidir. Bir malın müsadere edilebilmesi için işlenen bir suçla bağlantılı veya işlenen bir suç neticesinde elde edilmiş olması gerekir. Peki, sizce dosyada Koza-İpek Holding’in mallarının suçla elde edilmiş veya suçla bağlantılı olmuş ihtimali var mıdır? Yoksa devlet vatandaşlarının mallarına ganimet gözüyle mi bakmıştır?

Dilek Güngör, kendince bir çıkarımda bulunuyor ve diyor ki “Herhalde hisselerin devlete geçmesine en çok küçük yatırımcılar seviniyordur. TMSF kayyumluğunda şirketler yönetilse de sahiplik olmadığı için 3 yıldır genel kurul toplanamıyordu. Genel kurul yapılamadığı için de kimse beş kuruş temettü alamıyordu. Mahkeme kararıyla, genel kurul engeli kalktı.” (Temettü almak; şirketin yıllık net karına göre belirlenen yatırımcısına ve ortaklarına ödeyeceği paydır.) Peki, bu duruma Koza-İpek Holding yatırımcısı sevinir mi? Bence sevinmez, en azından sevinmemeli. Çünkü Koza-İpek Holding yatırımcısının bu durumdan anladığı, emeğiyle elde ettikleri mallarına bir gün iktidarın iftiralar ile el koyabileceği gerçeği oldu. Üstelik sadece Koza-İpek Holding yatırımcısı için geçerli bir durum da değil bu. Ülkedeki tüm yatırımcılara ders olması gereken bir mesele. Bu duruma sevinebilecek tek bir güruh var ki onlar bu şirketlerin başına çökmüş leş yiyici kayyımlar ve onlar eliyle nemalanan asalaklardır. Acaba Dilek Güngör neden bu kadar mutlu oldu ki?

Yazının devamında ise müsadere edilen hisselerin satışının nasıl olabileceği konusuna yer verilmiş. Yazıda da belirtildiği gibi bu durum şu an için mümkün değil. Çünkü TMSF yönetiminde olan şirketler kar ettikleri müddetçe satılamıyor. Ya şirketin ekonomik devamlılığını sağlayamayacak hale gelmesi ya da kanunda bir değişiklik yapılması gerekiyor.  Dilek Güngör bir müjde(!) daha verip diyor ki; “kârlı şirketlerin satışının önünü açacak bir yasal altyapı üzerinde çalışıldığını da biliyorum.” Neden kar eden bir şirket satılmak istenir? İktidarın para, ahlak ve hukukla ilişkisi göz önüne alınınca insanın aklına gelen tek neden oluyor: bu şirketlerin içini boşaltıp sonra zarar ediyor diye satacaklar mı acaba?

Yazı bir tehditle bitiyor. Önümüzdeki aylarda görülecek Boydak, Aydınlı ve Aynes şirketlerinin davaları hatırlatılıyor. Galiba Dilek Güngör o davalarda çıkacak kararları da biliyor. Çünkü “Bu şirketlerin firar eden ve hapisteki patronları, FETÖ şirketleriyle ilgili mahkemelerden çıkan her kararı adeta aportta bekliyorlar. Anahtarı yeniden FETÖ’cülere teslim edilen şirketlerle ilgili kararları kendi dosyalarına iliştiriyorlar. O yüzden eminim Koza-İpek kararı en çok da onları üzmüştür!” diyerek kimsenin adalete güvenmemesi gerektiğini ima ediyor.

Farkındalar ya da değiller bilmiyorum ama bu yazıda oluşturulan “ganimet” algısı en çok kendi devletlerine zarar veriyor. Bu davaları gören herhangi bir vatandaşın bu ülkede yatırım yapacağını düşünmüyorum.