Sabah gazetesi köşe yazarı Yavuz Donat, cehaletin bu kadarı dedirtecek bir yazı kaleme aldı bugün. Gerçeklerden ziyade iktidarı elinde bulunduranların duymak isteyecekleri şeyleri söylemeye çalışırken ne kadar komik duruma düştüğünün farkında olamayabiliyor insan demek ki. Elli yıllık gazeteci de olsa…

Donat’ın ilk iddiası, Almanya’nın “fetöcüleri” koruma ve kollama politikası izlediği. İkinci iddiası ise Almanya’daki bir mülteci kampının “fetöcüler” ile “PKK’lılar” arasında kavga çıkması nedeniyle kapandığı.

Donat’ın iltica hukuku ve prosedürleri hakkında bilgi sahibi olmadığını ve cehaletini de AKP rejimine şirinlik yapmak için çarpıtmalarla örtmeye çalıştığını görmek gerekir. 1951 tarihli Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi, sığınmacıların neden, hangi şartlarda ve nasıl korunacağı ve kollanacağına dair yeterli bilgi sunmaktadır. Türkiye de sözleşmeye 1961’de taraf oldu, sözleşmenin kapsamını genişleten 1967 tarihli New York Protokolü’ne de 1968 yılında katıldı.

Ancak Türkiye, sözleşmeye coğrafi sınırlama şerhi koymuş ve bu sınırlamayı günümüze kadar da muhafaza etmiştir. Türkiye’nin sözleşmeye coğrafi kısıtlama ile taraf olması, Avrupa Konseyi üye ülkeleri dışından gelip Türkiye’ye sığınanlara mülteci statüsü tanımayacağı anlamına gelmektedir.  Türkiye sözleşme hükümlerine göre mülteci statüsü alabilecek Avrupalı olmayan kişileri iç hukuktaki düzenlemelerle “şartlı mülteci” olarak tanımlamakta ve üçüncü bir ülkeye yerleştirilinceye kadar süreli bir koruma sağlamaktadır.

Donat’ın Almanya’nın BM sözleşmesini uyguluyor olmasını çarpıtarak rejimin zulmüne ortak olmak yerine, Türkiye’nin sözleşmeye koyduğu sınırlamayı kaldırması için yazılar yazmasının daha hukuki ve insancıl olacağını değerlendiriyoruz.

İkinci iddiaya gelince. Donat’ın bahsettiği Ankerzentrum isimli kampın kapatıldığı doğrudur ancak yazıda “fetöcüler ile PKK’lılar” olarak etiketlenen sığınmacılar arasında gerçekleştiği iddia edilen kavgadan ötürü değil. Alman yetkililer, kampın çok büyük olmasından ve yönetiminde yaşanan zorluklardan dolayı daha küçük ölçekli barınma yerleri açarak söz konusu kampı kapattıklarını açıklamışlardır.

Şunu da belirtelim ki, kampta yer yer kavgaların meydana geldiği doğrudur ancak bunlar Donat’ın iddia ettiği şekilde değil. Yine Alman basınına yansıdığı şekliyle söz konusu “çatışmalar” daha çok sığınmacılar ile Alman güvenlik personeli ve alman polisi arasında yaşanmış bazıları da ceza davasına dönüşmüştür.

Donat’ın yazısından bir sonuç çıkartmak mümkün değil, ama Donat’ın vermediği bilgiyi biz verelim. Mültecileri koruyan Almanya değil, Cenevre Sözleşmesine imza atan tüm Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler.