Nedim Şener Hürriyet’teki köşesinde bugün, TSK mensuplarına yönelik kamuoyunda “ankesör operasyonları” olarak bilinen soruşturma ve davalara ilişkin bazı bilgiler yayınladı ve söz konusu operasyonların başarısını %41 oranındaki “itirafçı” olmasıyla ile izah etmeye çalıştı. Peki “ankesör” konusunda gerçekte ne oluyor?

Mahkemeler, AKP rejimi tarafından çıkışları kapatılan lanetli labirentlere dönüştürüldüğünden beri, rejimin şüpheli ve sanık olarak hakim karşısına çıkardığı insanlar, bu labirentte en az zararla hayatta kalmak için alternatif yollar bulmak zorunda kaldı. “Herkesin kullanımına açık olan evrensel bir hizmetten” faydalanmış olmanız, yani ankesörlü telefondan veya büfeden aranmış olmanız, 15 yıl hapis cezasını gerektiren ve sizinle birlikte tüm ailenizin hayatını darmadağın edecek şekilde terör örgütü üyeliği suçunun tek delili olarak önünüze konulsa ve size ‘kabul et serbest kal’ veya ‘reddet cezaevine gir’ gibi iki seçenek sunulsa siz ne yapardınız?

Şener’in verdiği rakamlara bakarak, konuyu biraz daha açmaya çalışalım. 6 Ocak 2020 itibariyle 1031 operasyon gerçekleştirilmiş. 17370 hedef şüpheli varmış. Bunlardan 16011’i gözaltına alınmış. 6164 kişi “suçunu itiraf etmediği için” tutuklanmış. 8900 kişi ise serbest kalmış. İtirafçı sayısı ise 6439’muş. Bu verilere göre “itirafçıların” oranı da %41’miş. Ayrıca hala İzmir’de işlem yapılması beklenen 10000 kişi varmış.

Birbirleriyle ankesörlü telefonlardan görüşen 27000’den fazla TSK mensubu teröristin varlığına inandırmak istiyor bizi Şener. Buna delil olarak da askerlerin “itiraflarını” ortaya koyuyor. Şener’in itirafçılık dediği şey aslında ceza kanununda etkin pişmanlık olarak ifade edilen husus. Bu konuda hukukçuların genel yaklaşımı şu: “Etkin pişmanlıktan faydalananların TCK’da tanımlı somut suç eylemine ifadelerinde yer vermeleri gereklidir. Etkin pişmanlık kurumumun tahliye beklentisiyle ve tutuklamadan kurtulma amacıyla başvurulan bir yol olması engellenmelidir.”

Türkiye’de olan ise bunun tam tersidir. İltisak ve irtibat üzerinden değerlendirme yapan mahkemelerde hukuki savunma yapmanın işlevsizliğini bilen mağdurlar, etkin pişmanlık maddesinin açtığı alanı kullanma yolunu seçiyor sadece. Bu durum Şener’in ifade ettiği suçla mücadelede elde edilen bir başarı değil. Aksine hukuk sisteminin çöküşünün, hak arama zeminin ortadan kalktığının en somut delili olarak görmek gerekli bu durumu.

AKP rejimi, “fetö” kılıcıyla oluşturduğu korku ikliminin devamını sağlamak için, Şener gibi kalemler üzerinden toplumu tehdit ederek algılarla oynuyor kısacası.

İşkence ve kötü muamelenin bu kadar sistematik hale geldiği, hukuksuzlukların her türlüsünün tavan yaptığı hatta, 15 Temmuz’un asıl “kahramanının(!)” adı soykırımlarla anılan ve geçtiğimiz günlerde öldürülen İranlı general olduğuna yönelik itirafların alenen deklare edildiği bir ortamda, hiç kimseyi AKP rejiminin yel değirmenleri ile şovalyecilik oynamadığı için kınayamayacağımızı düşünüyoruz.

Son olarak ankesör konusunu daha iyi anlamak isteyenler için, alanında uzman 9 hukukçu ve bilişimci tarafından hazırlanan “Ankesörlü/Kontörlü Telefon Aramaları İsnatlı Yargılamalar Üzerine Teknik ve Hukuki Değerlendirmeler” başlıklı raporun sonuç kısmının bir bölümünü dikkatlerinize sunuyoruz:

“FETÖ/PDY için belirlenecek miladın Venedik Komisyonu önerisine uygun olarak 15 Temmuz 2016 olması gerektiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, söz konusu incelemeler 15 Temmuz 2016 sonrası için yapılmalıdır.

Ankesörlü/kontörlü telefonla arama soruşturma ve kovuşturmalarında HTS kayıtları ana suçlayıcı delil olmasının yanı sıra çoğunlukla dosyalardaki tek delildir ve bu kayıtlar da daha önce belirtildiği üzere, CMK’da öngörülen şartlar oluşmadan elde edilmiş ve saklanmaları gereken süreden daha fazla saklanmak suretiyle hukuka aykırı hale de gelmiştir.

HTS ve internet trafik kaydı verilerinin 11 Haziran 2016 tarihine kadar en fazla bir yıl, bu tarihten sonra ise en fazla iki yıl saklanması mümkündür. Başarısız görüşmelerin (0 saniye süreli) verilerinin ise en fazla 3 (üç) ay saklanabilmesi mümkündür. Anılan verilerin saklama süreleri dolduğunda yok edilmemeleri ayrı bir suça vücut vermektedir. Mevcut soruşturma ve kovuşturmalar açısından bakıldığında, HTS kayıtlarının tamamının bir yıllık saklama süresinden sonraki dönemlere ait olduğu görülmektedir.

İstikrar kazanmış AİHM ve Yargıtay içtihatları nazara alındığında bu kayıtların kişiler aleyhine delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir ve mevcut durum itibariyle bu kayıtlara dayanılarak haklarında işlem yapılan kişilerin adil yargılanma hakları ihlal edilmiştir. Hukuki

Değerlendirme bölümünde açıklandığı şekilde, Kanunsuz suç ve Ceza Olamayacağı ilkesi, Özel Yaşam ve Haberleşmenin Gizliliği ile ayrımcılık Yasağının da ihlal edildiği değerlendirilmektedir. 

İletişim kayıt verilerinin bilgi niteliğinin olabilmesi için Türk Telekom ve GSM kaynaklı verilerin kendi içlerinde ve birbirleriyle tutarlı olması gerektiği açıktır. Bilgi niteliği taşımayan verilerin emare veya delil olarak kabulü de mümkün değildir.

Ankesör kayıtlarının arayan (sabit hat) ve aranan (GSM hattı) kayıtlarına ait HTS kayıtları incelenirken, sabit hat HTS kayıtlarından GSM yönündeki aramaların varlığı yeterli olmayıp,

GSM hattı HTS kayıtlarında gelen aramalar içerisinde de sabit hattan gelen aramanın kesin bir şekilde tespit edilmiş olması gereklidir. Yani, her iki taraf HTS kayıtları kendi içinde tutarlı ve karşılıklı olarak birbirini doğruluyor olmalıdır. 

Soruşturma/kovuşturma dosyalarına konu olan HTS kayıtlarının tamamına yakını kendi içinde ve karşılıklı olarak tutarlı değildir. Dolayısıyla verilerin bilgi niteliği bulunmamaktadır. Söz konusu verilerin manipüle edilmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Manipülasyon ihtimalinin incelenerek, sorumlular hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması önerilmektedir.

Son söz olarak, Ceza Yargılamasındaki temel ilkeyi tekrar hatırlatmak istiyoruz. Bir insanın suçlu olduğuna %90 kanaat getirilse dahi, o insan delil yetersizliğinden serbest bırakılır. Zira Ceza Yargılamasında %100 aranır. Şüpheler, sanık lehine değerlendirilir.

Bunun da gerekçesi şudur: Hukuk Felsefesi, 1 masumu haksız yere cezalandırmaktansa, 9 suçluyu cezalandırmamayı tercih eder. “Bir masumun cezalandırılmasındansa, bin suçlunun cezasız kalması tercih edilir” (Cesare Beccaria).

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2018/161 E. 2018/192 K. numarası ile verdiği, ankesörlü telefonlardan 3 kez ardışık olacak biçimde aranan ve hakkında sohbetlere katıldığı yönünde tanık beyanları bulunan Sanık Y…hakkında; “Sanık farklı tarihlerde 3 kez ardışık biçimde diğer asker şahıslarla birlikte aranmasına karşın; bu görüşmelerde ne konuşulduğu, sanığın örgütsel toplantıya çağırıp çağırılmadığı, eğer çağırıldı ise sanığın bu toplantıya katılıp katılmadığı, eğer sanık toplantıya katıldı ise toplantının örgütsel nitelikte olup olmadığı ve toplantıda neler konuşulduğu tespit edilememiştir” demek suretiyle sanığın beraatine karar vermiştir. Tespit edilemediği belirtilen hususlar, dolayısıyla şüpheler soruşturma/kovuşturma dosyalarının büyük çoğunluğunda aynıyla mevcuttur. 

Ankesörlü/kontörlü aramalar konusunda mahkemelere ve uzmanlara/bilirkişilere yansıyan pek çok vakada hatalar olduğu açıktır. Bu hataları en aza indirmek ve masum yurttaşların haklarını korumak da Devletin en temel vazifesidir.

 Gizay Dulkadir, Merve Elif Güracar, Vildan Yirmibeşoğlu, Ali Çitil, Kemal Uçar, Mehmet Ali Çerkez, Berker Kılıç, Koray Peksayar, Levent Mazlıgüney”