AKP rejiminin gerçekleşmesinden korktuğu rüyalara savaş açtığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Rejim, büyük toplumsal dönüşümlerin her zaman “düş”lerle başladığı gerçeğinin ayırdında olduğundan, sosyal dokunun tamamını baskı altına aldıkları gibi rüyaları da kontrolde tutma ihtiyacı hissetmektedir.

Bunun son örneği, bugün Sabah gazetesinde yer alan EGM’nin hazırladığı bir kitapçık ile ilgili haber. Gazete,“cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler arasında ‘rüya sorumluları’, ‘yakaza sorumluları’, ‘rüyacılar’ gibi kişilerin bulunduğunu ve bunların görevinin ihtiyaca uygun rüya tasarlamak, görülen rüyaları yorumlamak ve mesaj haline getirip yaymak olduğunu” iddia etti. Haberde ayrıca rüyalarla verilen mesajlara de yer verilmiş ve bunlar “sabırlı olunması, herkesin kurtulacağı, sabredenlerin cennete gireceği, günahların af olunacağı” şeklinde sıralanmış.

Verilen mesajlar açısından “cennete girme” haricinde diğerlerinin hem insani hem de İslami olduğunu rahatça söyleyebiliriz. İslam inancına göre kimin cennete gireceğine sadece Allah karar verdiğinden bu tür bir mesajın doğru olmadığını ancak bir insanın böyle bir beklentiye girmesinin de doğal olduğunu vurgulayalım. Haksızlık karşısında sabretmek, hapisten kurtulmayı ümit etmek, çekilen sıkıntılar sonrasında günahların af olunacağına inanmak ise tamamen İslami literatüre uygundur. Bunların aksini düşünmek, yani sabırsız olmak, ümidini yitirmek, af beklentisinde olmamak ise dinen kınanmış hatta yasaklanmış düşüncelerdir. Burada amacımız İslam felsefesi açısından konuyu yorumlamak değil. Ancak AKP rejiminin gerçekte ne yapmaya çalıştığını anlamak için bu hususları belirtmek gerekli.

Haberde, iddia edildiği şeklinde bir örgütlenme/yapılanmanın gerçekte var olduğuna dair hiçbir delil sunulmamış. Cezaevinde hukuksuz şekilde bulunan insanların gördükleri umut verici rüyaları birbirlerine anlatıyor olmaları çok muhtemeldir. Bazı duyumların çarpıtılarak illegal bir örgütlenme gibi gösterilmesi karşısında söylenebilecek çok bir söz yok. Gazetenin EGM’nin “hayali” örgütlenmesini gerçek kabul etmesi de günümüz Türkiye’sinde gayet doğal artık.

Akla gelen ilk soru AKP rejiminin aslında tahakkuk etmesinden korktuğu şeyin ne olduğu? Çok net olarak söyleyebiliriz ki bu sorunun cevabı, anayasal hakları gasp edilerek hukuksuzca cezaevlerinde tutulan binlerce mağdurun, adaletin gereği olarak serbest kalma ihtimali. Çünkü AKP rejimi, ancak sırtını cezaevi duvarlarına dayayarak ayakta durabilen bir sistem inşa etti. Bu yapının yıkılmasını istemiyorlar. Bir rüya, bir umut, bir beklenti, rejimin uykularını kaçırıyor.

Peki, rüyalar gerçekleşir mi? Bu sorunun cevabını da Harvard Medical School’da hayaller, hipnoz ve imgeleme üzerine ders veren yazar ve psikolog Deirde Barrett’in 2001 yılında yayınladığı The Committee Of Sleep adlı kitabında arayalım. Barrett, sonradan gerçeğe dönen ve bilime yön veren önemli rüyaların bazılarını şöyle sıralıyor:

  • Dimitri Mendeleyev 1869 yılında kimyasal elementlerin periyodik tablosunu yayınlamadan önce bu elementleri organize edeceği örüntünün mantığını bulmada zorlandığı dönemde masasında uyuya kalmış ve elementlerin sıralamasını rüyasında görmüştür.
  • Kuantum Mekaniğinin öncüsü olarak bilinen Niels Bohr, elektronların çekirdeğin etrafında döndüğünü gösteren Bohr Modeli’ni geliştirmiştir. Bohr sıklıkla kendisini atomun yapısını keşfetmeye götüren rüyasından “Bir gece aynı gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü gibi elektronların da atom çekirdeğinin etrafında döndüğünü gördüm” diye bahsetmiştir.
  • 19’uncu yüzyılda Alman kimyager Friedrich August Kekule benzenin halka yapısını rüyasında gördüğü kendi kuyruğunu ısıran yılan sembolünden ilham alarak keşfetmiştir. Benzer şekilde kimyasal yapıyı formüle ettiği teorisini de yine rüyasında atom ve moleküllerin dönerek bir çeşit dans ettiğini görmesinden esinlenerek ortaya atmıştır.
  • Albert Einstein henüz gençlik dönemindeyken gördüğünü belirttiği rüyasını şöyle aktarmıştır: “Geceleyin arkadaşlarımla kızakla mal taşırken tepeden aşağıya kaymaya başladım ama kızağım hızlı ve gittikçe daha da hızlı gitmeye başladı. O kadar hızlı gidiyordum ki ışık hızına yaklaştığımı fark ettim. Tam bu noktada yukarı baktım ve yıldızları gördüm. Daha önce hiç görmediğim renkleri yansıtıyorlardı. Bir huşu hissiyle dolmuştum. O an bir şekilde hayatımın en önemli anlamına bakıyor olduğumu anladım.” Einstein sonrasında tüm bilimsel kariyerinin gördüğü bu rüya üzerine bir meditasyon (derin düşünme) olduğunu ifade etmiştir.

Son olarak şunu da belirtelim ki aslında rejim sadece haksızlığa uğrayanların düşlerinden korkmuyor, aynı zamanda kendi gördükleri rüyaların gerçekleşme ihtimalinden de ürküyor. Gazeteci Ahmet Takan’ın ‘Dün, sarayda çok konuşulan o rüya!..’ başlıklı köşe yazısında anlattığı rüya ile bitirelim: “…Rivayet o ki: ‘Erdoğan, rüyasında büyük bir saray yapmış ve o saraya arkadaşları ile birlikte yerleşmiş. Son tuğlayı koyarken saray bir anda yıkılmış ve arkadaşları ile birlikte altında kalmış…’ R. Erdoğan’ın bu rüyaya o zamanlarda güvendiği isimlerden yorum istediği hâlâ anlatılır…”