Önceki yazıda “fetö” kavramını şu şekilde tarif etmiştik: “Fetö”, sosyolojik, kriminolojik, siyasi veya hukuki herhangi bir bilimsel temele oturmayan, iktidar ve muhalefetin farklı çerçevelerde ama müştereken ürettikleri, ifade etmesi muhtemel somut anlamları işlevsizliğinden ötürü bilinçli şekilde yok edilmiş, gerçekte yaşanmayan veya var olmayan illüzyonların var olduğu ve yaşanmaya devam ettiği gerçeğini kollektif bir şekilde gerçek dünyaya empoze etmeye yarayan, nesnel olması gerektiği yönünde herhangi bir kaygı duyulmadan ihtiyaca göre sınırsız sayıda kopyalanma kabiliyetine sahip, nihayetinde üretim kaynağından bağımsız olarak tamamen izleyici kitlenin algılama kapasitesine göre renk ve şekle bürünebilen bir “anti-kavram”dır.

Bu tanımı biraz daha açmakta fayda var. İlk olarak, “fetö”nün bilimsel bir temele oturtulması mümkün değildir. Birbirine muhalif hatta düşman kesimlerin karşılıklı olarak diğerini “fetöcü” olmakla itham etmekte olmaları, “fetö”nün sosyolojik olarak hangi toplumsal kesimi ifade ettiğini belirlemeye engel teşkil etmektedir. Aynı gerekçelerle siyasi zeminde bir “fetö” çerçevesi çizmek ve içine ilgili bireyleri yerleştirmek de mümkün görünmemektedir. Kriminolojik olarak baktığımızda katil, maktül, müşteki, mağdur, şüpheli veya sanığın hangisinin “fetöcü” olduğu noktasında objektif kriterler geliştirmek imkansızdır. Belirtilen sıfatlar ile yaftalanan kişilerin değişik zaman dilimlerinde ve şartlar altında mantıklı bir izahı olmadan çok kolay şekilde bu sıfatları yer değiştirebilmektedir. Terörle mücadele konsepti bağlamında ilerleyen ve illiyet bağı kurma, delillendirme, iddiayı ispat etme gibi külfetlerden yoksun şekilde yürüyen ceza adalet sisteminin çarkları içinden bakıldığında da “fetö” kavramının hukuki olarak oturtulabileceği sağlıklı bir zeminden bahsedilememektedir.

İkinci olarak, “fetö” hem iktidar hem de muhalefet tarafından müştereken üretilmektedir. Hatta kavramın ve öncüllerinin sahiplenilmesi noktasında siyasi partiler ve muhalif kesimler arasında kıyasıya bir yarışın olduğu da kolaylıkla söylenebilir.

Üçüncü olarak, “fetö” kavramının asıl ifade etmesi gereken gerçek anlamı, terimi kullanan özneler tarafından kasıtlı olarak yok edilmiştir. Bunun en önemli sebebi yalın “fetö” kavramının gerçek anlamında kullanılmasının beraberinde getireceği iddia edilen olgunun gerçek olduğunu ispat yükümlülüğünden kurtulma ve kavramı hapsolduğu dar ve işlevsiz çerçeveden kurtararak daha geniş ve kullanışlı bir zeminde müşterilerinin hizmetine sunma niyetidir. Bu nokta çok önemlidir. Çünkü şeytanlaştırmanın işleyiş şeklini en iyi anlatan nokta burasıdır. Yüzbinlerce insanın terör örgütü üyeliğini ispat etmenin imkansızlığından sıyrılmak için tek çare simgelenen ve nefret objesi haline getirilen topluluğu ve bu topluluğa iliştirilen diğer muhalifleri ya da şeytanlaştırmadan nasibini alması istenen muktedirleri aynı terimin içerisine yerleştirmektir ve bu genel anlamda başarılmıştır.

Dördüncü olarak, “fetö” kavramı, yaşanmış reel olay ve olguları değil, yaşanmamış ve var olmayan irreel durumları ifade etmek için kullanılmaktadır. Diğer bir ifadeyle “fetö”, sahte bilgilerden meydana gelen illüzyonların oluşturduğu yeni gerçekliklerin aslında canlı olduğu ve yaşanmaya devam ettiği varsayımını bireysel değil kollektif olarak bütün toplum bilincine enjekte ederek kabul ettirme aracıdır.

Beşinci olarak, “fetö” kavramı, olağanüstü şekilde sınırsız kopyalanma seçeneği sunmaktadır. Herhangi bir somut olay veya olgu için üretilen bir “fetö” etiketi, bir önceki örneğinden bağımsız olarak farklı bir olay veya olgu için değişik algı ve anlam katmanlarında tekrar tekrar üretilebilmektedir. Önceki kullanımları ile sonraki kullanımlarının anlatmak istediği manalar arasındaki derin çelişkiler ve zıtlıklar, kavramın yeniden üretilmesi önünde herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Bu durumun en önemli kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı katalizörü, “fetö”nün hiçbir şekilde nesnel bir olgu veya olaya dayandırılması gerekliliğine ihtiyaç duymayan elastiki yapısıdır.

Altıncı olarak, “fetö” kavramı, vericinin şifreleyerek içine yüklediği donelerin oluşturduğu algı parçacıklarının, alıcının dekoderinde çözümlenerek her seviyedeki izleyici kitlesinin kapasitesine göre farklı biçim, renk ve desene bürünebilen bir yapıya sahiptir. Kavramın hangi bağlamda kullanılırsa kullanılsın, kullanılma niyetinden bağımsız olarak bizzat kullanılmış olması kullanıcı için yeterli faydayı oluşturabilmektedir. Kavramın izleyici kitle üzerindeki tesiri ise beklenen faydanın yanında ekstra fayda olarak kullanıcının kar hanesine yazılmaktadır.

Son olarak “fetö” bir anti-kavramdır. “Fetö”, gerçekliği yutan ve gerçekdışı bir üst gerçeklik evreni oluşturarak genişleyen ve yayılan bir kavramdır.

Kısaca “fetö” kavramı, diktatöryal bir “gerçeklik denetimi” sayesinde canlı tutulan son derece kullanışlı yeni nesil bir nefret söylemidir.“Eğer başka herkes Parti’nin dayattığı yalanı kabulleniyorsa, eğer bütün kayıtlar aynı masalı söylüyorsa, o zaman yalan tarihe geçecek ve gerçek olacaktı. Parti sloganında ne deniyordu: Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.” Bu son iki cümlenin sahibi olan Winston, sanki Orwel’ın 1984’ünde değil de 2010’ların sonlarına doğru bu ülkede yaşıyor gibi değil mi?

Gelecek yazıda “fetö” kavramını kim neden kullanıyor sorusuna odaklanacağız.